UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER

KIRLANGIÇ YUVASI / 34

UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER

Sanmayın ki, her zaman böyleydi! Parti kongrelerinde her zaman lider konuşur, delegeler susup dinlerdi! Hiç de öyle değil. Tam tersine kongre demek, günler geceler boyu tartışılması, delegelerin parti yönetimini dilediğince eleştirebilmesi demekti.

Demokrat Parti’nin 1.Kongresi, bu bakımdan Türkiye demokrasi tarihinin dönemeçlerinden biridir. 7-11 Ocak 1947’de Ankara’da bir sinema salonunda toplanan kongreye doluşan delegelerin heyecanları konuşmalarına yansıyordu.

Partiyi kuranlar, yönetenler susmuş, delegeler gece yarılarına kadar konuşuyordu. Denizli delegesi Fikret Başaran, kongrenin başladığı günü "Hürriyet bayramı’’ ilan etmekten yanaydı:

- 7 Ocak tarihi hürriyet bayramıdır. Millet iradesi ile oynamak ateşle oynamaktır.

Dizginlerinden kurtulmanın verdiği coşku dalgası, Bursa delegesi Fuat Arna’yı da sarmıştı. O da Osman Bölükbaşı’nın "Kızıl Sultan’’ diye nitelendirdiği İsmet İnönü’ye yüklendi:

- İstibdat devrinde millet padişaha karşı, "Senden büyük Allah var’’ derdi. Bugün de biz iktidar sevdalılarına, "Senden büyük millet var’’ diyoruz.

Partinin ileri gelenlerinden Samet Ağaoğlu, anılarında kongreyi "ayaklanma sahnesi’’ olarak değerlendirdi:

"DP 1.Büyük Kongresi Türk demokrasi tarihinde milli hâkimiyet kavramının gerçekte ilk ayaklanma sahnesi oldu. Konuşmaların konusu, üslupları, ileri sürülen fikirler, halk kitlesi ile o güne kadar devleti yönetenler arasındaki derin uçurumu bütün ayrıntıları ile ortaya dökmüştü. Bu kongrede en şiddetli bir dil ile eleştirilen tek parti devrinin şöhretli adamları ile yeni kuşakların aydınları, köylerden, ilçelerden, şehirlerden halk adamları yanyana gelmişlerdi.’’ (*)

"Halk kitlesi ile yönetenler arasındaki derin uçurum’’ saptaması gerçekten önemli. Tek parti döneminde yönetime asla kafa tutamayacak insanlar için kongre "derin uçurumu’’ aşacak bir araç haline gelmişti.

İnanır mısınız? Kongre tamı tamına beş gün sürdü. DP’nin iktidar fitili bu kongrede ateşlendi. DP, kongrenin önemini deneysel olarak kavramış oldu.

Yine beş gün süreyle toplanan 1951’deki 2.DP kongresi, bir tür iç muhasebeydi. Parti disiplinini bir yana bırakan delegeler, bu kongrede de gece yarılarına kadar konuştular. Tek farkla, bu kez iktidardaydılar, bakanları ve milletvekillerini eleştiriyorlardı.

DP kongreleri, CHP’nin kongrelerinin havasını da değiştirdi. CHP’nin 1950 ve 1951’de toplanan kongreleri, eski kongrelerle kıyaslanmayacak kadar canlı geçti. Parti yönetimi sustu, hezimetin nedenlerini konuşan parti tabanı günlerce onları suçladı.

CHP’nin kendini yenilemesinde bu kongreler etkili oldu. Kasım Gülek’in Genel Sekreter seçilmesi, değişim çabasının sonucuydu. Gülek de partinin halkla arasında derin bir uçurum oluştuğunun farkındaydı. Başlattığı kampanyanın simgesi, "Demir asa ve demir çarık’’tı. Bütün Anadolu’yu dolaştı, CHP’nin halkla yeniden buluşması için çalıştı.

"Demir asa demir çarık’’, CHP’nin eskiden olduğu gibi lüksten, ihtişamdan uzaklaşma çabasını halka anlatmak için seçilmiş bir araçtı. Çünkü DP’nin 1950 seçimlerindeki en önemli kampanya malzemelerinden biri, İsmet İnönü’nün "Beyaz tren’’iydi. DP lideri Bayar, İnönü’nün özel trenini eleştirmiş, kendisi köyleri, kentleri jeeple dolaşmıştı.

Kasım Gülek, ayağında çarıkla Anadolu’ya çıkıp halkla aralarındaki uçurumu kapatmaya çalışırken DP yöneticileri ne yaptı? Onlar treni de geride bırakıp uçağa bindiler.

Adnan Menderes, gezilerinde uçak kullanan ilk lider oldu. Menderes, dönemin gözde uçaklarından C-47’lerle o kentten bu kente uçtu. Uçak, o dönemde trene göre daha lükstü. Menderes, artık halka aldırmıyordu, kendini halktan daha önemli görüyordu.

27 Mayıs sonrasındaki ilk seçimlerde bütün partiler, halkla bütünleşmek için yarıştı. Karayollarının elverdiğince ücra köşelere kadar uzanıp kampanyalar yürüttüler. Gezilerde hem kendileri konuştular, hem de onları dinlediler.

Gezi geleneğinde en büyük aşama Ecevit’in "seçim otobüsü’’ydü. CHP Genel Başkanı Ecevit’in "seçim otobüsü’’ modelini, öbür partiler de taklit etti. 1970’lerin bütün kampanyalarının değişmez aracı oldu seçim otobüsleri.

12 Eylül döneminin ardından yeniden açılan siyasi partilerin liderleri de seçim otobüsleriyle bütünleşti. Petek, Kırat, Güreş gibi isimler verdiler otobüslerine.

Karayoluyla dolaşmanın farkı, sadece varılması planlanan meydanların değil, geçilen yolların da önem kazanmasıydı. Yolculuk hiçbir zaman planlandığı gibi ilerlemiyor, ara yollara sapılıyor ya da beklenmedik gruplar yolu kesip dertlerini anlatıyorlardı.

1983 seçimleri öncesinde Türkiye’yi iki kez karayoluyla turlayan Özal, siyasi programını anlatmakla kalmıyor; hem görüşlerine ilişkin yankıları alıyor, hem de onları dinliyordu. Bürokrat olarak Ankara’dan izlediği ülkenin farlı yönlerini bu gezilerde tanıma fırsatı buldu.

İktidara geldikten sonra ne yaptı? "Menderesleşme süreci’’, Özal için de işledi. Başbakanlık, ilk kez onun döneminde uçak sahibi oldu. Özal açısından özel uçağı ile inip kalktığı meydanların, kentlerin birbirinden farkı kalmadı. Meydanlarda kendi istediklerini söyledi ama halk, sorunlarını ve düşüncelerini iletmek için "Uçan lider’’e ulaşamadı.

Partilerin parasal imkânları da artınca Özal’ı, öbür partiler örnek aldı. 1980’lerin sonundan itibaren -RP ve MHP dışındaki- partilerin seçim kampanyalarının, gezilerinin neredeyse tamamı uçak ya da helikopterle gerçekleştirilmeye başlandı.

 "Uçan lider’’ler, gittikleri her kenti sadece bir havaalanı ve meydanda toplanmış kalabalıklardan ibaret, birbirinin benzeri mekânlar olarak algılar hale geldiler. Uçaklar, liderleri karayolunun sürprizlerinden koparmakla kalmadı, halktan da uzaklaştırdı. Bu "gelişmeye’’ paralel olarak, günlerce süren kongreler dönemi kapandı; kongreler, liderin tek kişilik gösteri alanına dönüştü.

Sırf kongrelerin bozulması ve uçaklara alışmayla kalmadı. Ankara’daki yaşamları da yalıtılmış ortamlarda süren liderler, üstelik bir de televizyonun büyüsüne kapıldılar, orada çok konuşmayı politika yapmak sandılar.

Halbuki beyazcamın kötü bir yanı var, sadece siz konuşuyorsunuz ama karşıdan yankı alamıyorsunuz. Aynen öyle, günümüz liderleri politikayı tek taraflı konuşma sanatı olarak algılama yanlışına düştüler. Halkı dinlemeyi unutmaları bir yana parti tabanlarına bile aldırmıyorlar.

Sonuçta ne oldu? Liderlerin ülkeleriyle bağları zayıfladı. Yeşerdikleri topraklardan beslenemez oldular. Tek kişilik kahramanlar olarak yaratabileceklerini sandıkları mucizelerin durumları malum...

Maalesef siyasetin doğal kanalları tıkalı. Kongrelerde konuşulmadan, uçan liderlerin ayakları yere basmadan da bu kanalların yeniden açılması çok zor...

 

* Samet Ağaoğlu, Siyasi Günlük, İletişim Yayınları, Nisan 1992.

Faruk Bildirici / Tempo / 20-26 Temmuz 2001

 

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).