UÇAKTAKİ GAZETECİLER

Başbakan Erdoğan’ın gazetecilerle uçak muhabbetleri iyiden iyiye güdükleşti. Her şeye rağmen gazetecilik yapmaya çalışan gazete ve gazetecilerin yıllar içinde elenmesinin doğal sonucu bu.

Artık o uçağa binebilecek gazetecilerin isimleri neredeyse sabit. Kimi medya kuruluşlarının temsilcileri uçağın değişmez “davetli”leri haline geldi. O gazetecilerin bu ülkenin başbakanı ile saatler süren sohbetlerinden okurların merak ettiği sorulara yanıtlar çıkmayacağını, gelişmelerin perde arkasının didiklenmeyeceğini peşinen biliyoruz.

Erdoğan’ın Köln dönüşündeki uçak sohbetinden farklı bir soru yanıt, bir gazetecilik pırıltısı çıkacağını da ummuyordum doğrusu. Ama gündemde birinci ağızdan yanıtlanması gereken epey soru birikmişti. Her şey bir yana Erdoğan, hala ne kendisinin Soma’da bir kişiyi tokatladığı iddiasıyla ilgili tek söz etmiş, ne de Özel Kalem Müdür Yardımcısı Yusuf Yerkel’in madenciyi tekmelemesi ile ilgili konuşmuştu.

26 Mayıs’ta gazeteleri merakla açtım. Erdoğan’ın uçağına Sabah, Akşam, Yeni Şafak, Star, Vatan, Türkiye ve Akit’ten temsilci ya da yazarlar alınmıştı. Hepsinin yazdıklarını taradım, sohbet etmişler ama gündemin can alıcı sorularını sormamışlardı. Tekmelemeden, tokat atma iddialarından hiç mi hiç bahsedilmiyordu. Hatta Okmeydanı’ndaki olayların üzerinde durulmasına rağmen Uğur Kurt’un polis kurşunuyla vurulması bile sorulmamıştı Başbakana.

Yine Erdoğan’ın kamuoyuna vermek istediği mesajları rahat aktarabilmesi için yardımcı olma yolunu seçmişti uçaktaki gazeteciler. Hem de öyle bir yardımcı olma ki, sorular, sorudan çok, panellerdeki moderatörlerin yol göstericiliğine benziyordu.

Hatta Erdoğan’a, Erdoğan’ın diliyle soru sormuşlardı; “Geçmişte Almanya’ya ziyaretleriniz oldu. Şimdi bu karalama kampanyasını neye bağlıyorsunuz?” Bakar mısınız, protestolar, tepkiler falan yok! Varsa yoksa Almanya’da bir karalama kampanyası!

Sorulardan biri de cemaat ile ilgiliydi. “Gezi’den itibaren bir gerginlik yaratılmaya çalışıldı. Bu gerginliğin Pensilvanya neresinde?” Yine bir sorgulama, gerçeği yakalama çabası yok; nesnel bir dil yok. Yine Erdoğan’ın yanında saf tutarak sormuşlar; yine komplo teorileri üretmişler. Habercilik refleksinin yerini hükümeti koruma refleksi almış.

Aslında sorunu uçakta başbakana eşlik eden gazetecilerle sınırlı görmek de yanlış olur. Tokatlama iddiası, Erdoğan’a Köln gezisi öncesinde de sorulamadı, sonrasında da. Halbuki Erdoğan, Soma’ya 14 Mayıs’ta gitmişti; aradan 19 gün geçti. Bunca zamanda o kadar gazeteci ile karşılaştı Başbakan. Hala bir tek gazeteci Erdoğan’a soramadı bu iddiayı. Hani tokat sorusu sorulamıyor da gündemde biriken diğer sorular yöneltilebiliyor mu? Hayır sorulamıyor..

Sadece uçağa binenlerin değil, genel olarak gazetecilerin soru soramadığı bir dönemden geçiyor Türkiye’de gazetecilik.

 

Tahminleri aştı

Hürriyet Sosyal’in getirdiği yenilikleri aktarırken, kimi okurlardan gelen eleştirileri de yazmıştım. Aradan geçen iki haftalık sürede okur eleştirileri hayli azaldı. Yazarlara ulaşmakta zorluk çektiği ya da üye olmasına rağmen okuyamadığından yakınan okur mesajları artık tek tük geliyor. Sanırım bunda okur maillerine yanıt verilmesi, çözüm getirilmesinin etkisi büyük.

Fakat daha önemlisi Hürriyet okurlarının, Hürriyet Sosyal’i hızla benimsemesi. Hürriyet Sosyal’e üye olanların sayısı beklentileri aşarak kısa sürede 320 bine ulaştı. Bir gazete ile okurunun arasındaki bağın sağlamlığını göstermesi açısından büyük bir başlangıç rakamı bu. Demek okurlar, bu yeni haber mecrasına güvendi.

Geçtiğimiz günlerde Hürriyet internet ile ilgili gelen eleştirilerden biri de kimi zaman abartılı ve yanıltıcı başlıklar kullanılmasıydı. Başlığı tıklayınca içerdeki haberin başlıkla hiç ilgisi olmadığını görüp kandırıldıkları duygusuna kapıldıklarını yazıyordu bazı okurlar.

Eleştirilerin yerinde olup olmadığını anlayabilmek için hurriyet.com.tr’deki başlıkları dikkatle inceledim bir süre. İlk gözüme çarpan “şok”, “flaş”, “Gözlerinize inanmayacaksınız” türünden, merak uyandırıp bakmaya zorlayan ama gazetecilik standardı açısından bence sorunlu ifadelerin sık kullanılmasıydı. Haberi okuduktan sonra kandırılmış hissi yaratan başlıklara da rastladım.

Bu örnekleri hem internet sitesini yöneten editör arkadaşlara aktardım, hem de yazmaya hazırlandım. Ama tam bu sırada Hürriyet Dünyası, Hürriyet Sosyal atağına kalkınca bir çakışma olmaması için bir süre daha izlemeye karar verdim.

Ne güzel ki, bu dönemde yanıltıcı ve abartılı başlıklarla ilgili olarak ne okurlardan bir eleştiri geldi, ne de ben o türden bir başlığa rastladım. Doğrusu çok sevindim bu değişime. Okur eleştirileri etkili olmuş, o türdeki başlıklar kullanılmaz olmuştu.

Biliyorum, yanıltıcı başlıklar, olur olmaz yerde şok ya da flaş yazmak, Türkiye’deki haber portalları ve gazetelerin sitelerinde moda. Ama o yanlışlar, Hürriyet’e örnek olmayacak. Hürriyet, yüksek standartlarda gazetecilik hedefinden, istatistiki başarılar uğruna vazgeçmeyecek…

 

Okurdan kısa kısa

Enver Yılmaz: 24 Mayıs’ta spor sayfasında “Türkiye’nin husumet haritası” yayınlayarak ne amaçlandığını anlayamadım. Acaba eskide kalmış sorunlar canlandırılmak mı isteniyor? Ayrıca yazarın bu konuda pek bilgisi olmadığı anlaşılıyor. Yazıda belirtilen husumetlerin çoğu doğru değil.

İbrahim Yıldız: Hürriyet Çukurova gazetenizin okuruyum. Gaziantepliyim ama Diyarbakır’da yaşıyorum. Ne Gaziantepspor ile ilgili ne de Diyarbakır ile ilgili hiçbir spor haberini spor sayfasında göremiyorum. Varsa yoksa Adana ve Mersin haberleri çıkıyor. Oraların haberlerini görmekten bıktık artık.

Adil Vahapoğlu: Sivasspor Başkanı Mecnun beyle alakalı, Hürriyet gazetesinde haberlere rastlıyoruz. Ancak soyadı olarak bazen Odyakmaz, bazen de Otyakmaz yazılıyor. Başkanın soyadının doğrusunu yazarsanız seviniriz.

Not: Soyadının doğrusu Otyakmaz.

Turhan Ata: 28 Mayıs’ta 12 Eylül darbecilerinin yargılandığı dava vardı. 12 Eylül mağdurları oradaydı. Ama ertesi gün Hürriyet’te tek satır da olsa haber göremedim. Başka gazetelerde küçük de olsa haber vardı. Darbelere karşı çıkmak, darbecilerin yargılanmasına destek vermek medyanın da görevi.

Koray Kılınçat: 28 Mayıs tarihli gazetenizde "3.Köprü İçin 2,3 Milyar Dolar" başlıklı bir haber yayınlanmıştır. Haberin temel içeriğinin “7 Türk bankasından sağlanan finansman" olmasına karşın, bu finans kuruluşlarının hangi yedi Türk bankası olduğuna ilişkin bir bilgi verilmemiştir. 

Not: Şirket bankaları açıklamadığı için haberde bu bilgiye yer verilememiş.

Mahmut Kurucu: 29 Mayıs’ta birinci sayfada “Anzaklara bira ve ayin yasak olacak” başlığı atmışsınız. Spotta da öyle yazıyor. Fakat haberi okuyunca ayinin değil alkollü içeceklerin yasaklandığı anlaşılıyor. Ayinle ilgili bir yasak yok.

Nurhan Motugan: Bülent Akarcalı’dan naklen, yazarların mail adresleri ile ilgili tesbitler yazdınız. Bu sorunu ben de yaşadım. Tamam herkes meşgul ve okumuyorsa bizimle oynamasınlar, mail adresi vermesinler.

Semra Arslan: Kadın bedeninin büyük bir iştahla haber adıyla teşhir edildiğini biliyoruz da, acaba köprüden atlayarak yaşamına son veren kadının, sözde buzlanmış çırılçıplak fotoğrafını daha kaç gün yayınlayacaksınız? Kadınla ilgili her bilgiye de bol bol yer vermişsiniz. Hassasiyet bu kadar mı zor?

FARUK BİLDİRİCİ / 2 HAZİRAN 2014 / HÜRRİYET

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).