PAVYONDA FEDAİLİK YAPAN BEDEN EĞİTİMİ ÖĞRETMENLERİ

KIRLANGIÇ YUVASI / 128

PAVYONDA FEDAİLİK YAPAN BEDEN EĞİTİMİ ÖĞRETMENLERİ

Sesini kimselere duyuramamak korkunç bir duygudur. Tarifsiz kederlere boğar insanı. Çaresizlik bir yumak sancı olarak çöker insanın yüreğine.

Dağlarda haykırsanız, biri sizi duymasa bile sesiniz yankılanır, kendi sesinizi duyarsınız.

Duvarlara konuşsanız ses vermez ama hiç olmazsa sizi dinlediğine emin olabilirsiniz. Bilirsiniz ki, dilsizdir, zaten konuşamaz...

Protesto edip de sesini kimselere duyuramamak ise acıdır. Zifiri karanlığa karşı yürümüş gibi olursunuz. Adım atmaya devam etseniz de nereye ilerlediğinizi bilemez, sonuca yaklaştığınıza emin olamazsınız.

Beden eğitimi ve spor yüksek okulu mezunu gençlerin de durumu bu. Buldukları her fırsatı, her zemini değerlendirip sorunlarını etkili ve yetkili şahıslara iletmeye çalışıyorlar, seslerini kimseye duyuramıyorlar.

Giderek daha yüksek sesle protestolar sergiliyorlar, hatta AKP Genel Merkezi önünde "10 bin işsiz beden eğitimi öğretmeni atama istiyor" pankartı açıp, "Bu şarkı burada bitmesin" sloganları atıyorlar; yine olmuyor.

Protestolar da seslerini kimselere duyurmalarına yetmiyor. Ne haksız bir istek peşindeler, ne de kendilerinin olmayanın. Sadece hayallerine kavuşmak istiyorlar. O kadar.

Özel yetenek sınavlarına girip kazanmışlar üniversiteyi. Dört yıl boyunca okumuşlar. Her gün okula gidip gelirken de beden öğretmeni olacakları günü hayal etmişler.

Uslu ve çalışkan öğrenciler olarak mezun oldukları gün dünyaları başlarına yıkılmış. Kadrosuzluk gerekçesiyle öğretmenliğe atanmamışlar. Diplomaları ellerinde kalakalmışlar...

Şimdi ne yapsın bu gençler? Haziran ayında yeni mezun olacaklarla birlikte atama bekleyen beden öğretmeni namzedi genç sayısı 16 bini bulacak. Bu kadarla da kalmayacak, her yıl katlanarak artacak mezun sayısı.

İki ay kadar önce Çorum’a gittiğimde tanıştım ben bu sorunla. Leblebi almak üzere yol üzerindeki küçük dükkânlardan birine girmiştim. Tezgâhın arkasında asılı duran iki fotoğrafa takıldı gözüm.

Fotoğraflardan birinde belden yukarısı çıplak bir delikanlı poz vermiş, gururla şişirdiği pazılarını gösteriyordu. Sportmen gencin gözbebekleri parlıyor, hayata güvenle bakıyordu.

Hemen yanındaki fotoğraf ise bir polis memurunun portresiydi. Simsiyah bıyıklı, kara gözlü polisin bakışları, üniformanın da etkisiyle oldukça sert görünüyordu.

Leblebi tartan bıyıklarına ak düşmüş satıcı, fotoğrafları incelediğimi fark etti. "Bu benim" diye polis fotoğrafını gösterdi. Ardından öbür fotoğrafa döndü. "O da oğlum. Spor bölümünden mezun oldu." Sonra sormamı beklemeden anlatmaya başladı:

"Okuldan mezun oldu ama öğretmenliğe başlayamadı. Boşa vakit geçirmemek için askere gitti. 3-4 ay sonra askerden dönecek. Ama yine işsiz kalacak. Ne yapsın? Arkadaşlarının çoğu Samsun’da pavyonlarda fedailik yapıyor. O da mı pavyon kapısı beklesin?"

Emekli bir polis olarak oğlunun pavyonlarda "bodyguard"lık yapmasından söz etmek bile ona yeterince ağır geliyordu. Yüzünü bir hüzün dalgası yaladı geçti. Gözlerini sarı leblebilere çevirdi.

O da sesini kimselere duyuramamanın, derdini ummana dökememenin acısı içindeydi. Çaresizlik onun da içine çökmüştü, acı çekiyordu.

Kimin ne hakkı var bu insanları bu kadar üzmeye? Düşünün, Milli Eğitim’in beden eğitimi öğretmeni ihtiyacı belli. Yılda 300-500’ü geçmiyor. Buna rağmen yılda 3-4 bin mezun verecek kadar beden eğitimi ve spor yüksek okulu açılmış. Diplomalı işsizler yaratılacağı bile bile yapılmış.

Şimdi bu iktidar da tutmuş, meslek liseleri mezunlarına da üniversite kapısını açmaya çalışıyor. Meslek lisesi mezunlarını gerçekten "meslek" sahibi yapamayan sistem, onların da eline birer üniversite diploması tutuşturup rahatlayacak.

AKP yöneticileri de biliyor, üniversite kapısını herkese açmanın çözüm olmadığını. Ancak onların asıl derdi, meslek liselerini gerekçe gösterip, imam hatip mezunlarını üniversitelere sokabilmek.

Oysa bugünkü sistemde de imam hatip mezunları ilahiyat fakültelerine gidebiliyorlar. Hatta iletişim meslek lisesi mezunları iletişim fakültelerine gidemiyor ama imam hatipliler kendi branşlarında üniversite okuyabiliyorlar.

Fakat AKP bununla yetinmiyor. İstiyorlar ki, illa bu memleketin doktoru da imam hatip okumuş olsun, mühendisi de...

Faruk Bildirici / Tempo / 15-21 Mayıs 2003

 

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).