MATKAP SESİ ALTINDA MUAYENE

Bir doktor, özellikle de bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanı, tavandan gelen matkap sesi altında hasta muayene edebilir mi? Böyle sorunca saçma gibi gelse de aslında bir Türkiye gerçeğine işaret ediyor.

Mersin Devlet Hastanesi’nde görevli Op. Dr. Necati Demirhan, hastalarını bu koşullarda muayene etmek zorunda kalmış. Anlaşılan bir süre sonra da dayanamamış, başhekimliğe gidip inşaat faaliyetinin durdurulmasını istemiş. Sesler kesilince, geri dönüp muayeneye kaldığı yerden devam etmiş.

Ne yazık ki, hastalar doktorun itirazını anlayışla karşılamak yerine tepki göstermişler. Doktoru hastane yönetimine şikâyet etmiş, gazetecilere de haber vermişler.

İhlas Haber Ajansı mahreciyle geçilen haber, "Doktor matkap sesine kızdı hastaneyi terk etti" başlığını taşıyordu. Şikâyet eden hasta ve hasta yakınlarının gözüyle, onların anlattıkları üzerinden yazılan haber, Hürriyet’in yanı sıra onlarca haber sitesinde yer aldı.

Doktorlar, etik duyarlılığını bildiklerinden olsa gerek, sadece Hürriyet’e tepki gösterdiler. Haberin yanlış olduğunu ve suçlanan doktorun açıklamasına yer verilmesi gerektiğini vurguladılar. 

Doktorların eleştirisi, hemen karşılık buldu; Demirhan’ın doktorlar.net sitesine yaptığı açıklama, Hürriyet’in haberine eklendi. Demirhan, açıklamasında "Hastanede matkabın çalışması mı anormal, benim bu çalışmayı durdurmak için başhekimliğe gitmem mi?" diye soruyordu.

Çok haklı bir soru bu. Bir doktorun o koşullarda hasta muayene etmesi beklenmemeli. Belli ki, bu durum hastalara ve hasta yakınlarına gerektiği gibi anlatılamamış, haberi yazan gazeteci de sadece onlara kulak vermiş.

Doktorun görüşünü almadan, tek taraflı ve de baştan aşağı doktoru suçlayan bir dille haber yazmak yanlış. Üstelik bu tür haberlerin doktorlara yönelik şiddete zemin hazırlayabileceğini unutmamak gerek. Yeni şiddet haberleri yazmak istemiyorsak, daha iyi araştırılmış, daha özenli haberler yazmalıyız.

 

Eskişehir’deki köpekler

"’Eskişehir’de köpekler genç kadını parçaladı’ haberi fantastik unsurlara dayanıyor" diyordu İpek Ruacan adlı okur. "Köpek davranış biliminden anlayan herkesin belirteceği üzere bu imkânsıza yakın bir ihtimal. Zaten her vesile ile zehirlenen bu zavallı hayvanları şeytanlaştırmayın" görüşünü dile getiriyordu.

Ruacan, 15 Mart’ta internette yayımlanan habere tepki gösteren çok sayıda okurdan biriydi. Özellikle de hayvansever okurlar, genç kadını köpeklerin parçalamasının mümkün olmadığını, ölüm nedeninin henüz kesinleşmediğini savunuyorlardı.

Maalesef ertesi gün çıkan otopsi raporu, ilk haberi doğruladı. Erinç Pütün adlı genç kadının ölüm nedeni otopside "Hayvan saldırısı sonucu dış kanamaya bağlı ölüm" olarak açıklandı. Her iki haberi de kaleme alan DHA Eskişehir Büro Şefi Eyüp Kelebek’in edindiği bilgiler de bu yöndeydi:

"Eskişehir Emniyet Müdürlüğü, otopsi öncesinde ’Ceset üzerinde yapılan ilk inceleme neticesi herhangi bir ateşli silah veya kesici alet yaralanması tespit edilmediği, ölümün başıboş sokak köpeklerinin saldırması neticesi gerçekleştiği değerlendirilmekle birlikte, konu hakkındaki soruşturma devam etmektedir’ şeklinde yazılı açıklama yaptı. İlk haberi bu açıklamaya dayanarak yazdık.

Otopside Erinç Pütün’ün ’hayvan saldırısı sonucu’ öldüğü tespit edildi. Olay yerinde kan izleri, parçalanmış giysi parçaları ile köpeklerin ayak izlerine rastlandı. Ancak saldırı anını hiç kimse görememiş.

Ayrıca hayvanların kadını yediği iddiası doğru değil. Gördüğümüz kadarıyla cesette ısırma izleri, bazı bölümlerinde deri sıyrılması vardı."

Eyüp Kelebek’in anlattıkları da haberleri teyit ediyor. Üzücü de olsa gerçek bu. Olayın meydana geldiği yer, kentin kenar bölgesi. Bu saldırıyı yapanlar, kurt gibi vahşi hayvanlar olabilir mi? O konuda da bir veri yok…

Kuşkusuz bu haberlerden bütün sokak köpeklerinin insanları parçalayacağı gibi bir sonuç çıkarmamak gerek. Köpeklerin genel davranış biçimi değildir insanlara saldırmak. Ama o bölgedeki sokak köpekleri neden vahşileşti? Bunu araştırmak, yetkililer kadar biz gazetecilerin de görevi…

 

Akarcalı’nın itirazı

Selahattin Duman, 9 Mart tarihli yazısında ANAP dönemi bakanlarından ve AKP milletvekili aday adayı Bülent Akarcalı’nın, 1984 yılında yaptığı Mamak Cezaevi ziyaretinde bazı mahkûmları terslediğinden söz etmişti. Akarcalı, bu yazıya itiraz etti:

"Cezaevlerini İnceleme Komisyonu olarak Mamak Cezaevi ziyaretimiz sırasında değil terslemek, tek mahkûmla tartışmadık. Bir tekine dahi ağzımızdan olumsuz laf çıkmadı. Tam tersine olabildiğince olumlu, rahatlatıcı konuştuk.

Tüm koğuşlara yalnız girdik. Mahkûmlarla baş başa görüştük. Bu komisyonun kurulması için Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde Türkiye’yi temsil eden milletvekilleri olarak çok emek verdik. Raporumuz da 2 bin adet basıldı.

’Savaşın bittiğinden habersiz Japon askeri’ örneği, tecrit durumlarını yani ülkede olup bitenlerden habersiz bırakıldıklarını anlatmak için kullanılmıştır. ’İstiklal marşı okumadıkları için biraz dayak yiyecekler tabii’ sözünü ise kesinlikle kullanmadım. ’Mahkûmlara zorla İstiklal Marşı söyletmek İstiklal Marşımıza hakarettir. Esas bunu yaptıranları mahkûm etmek gerekir’ demiştim.
 Sırrı Süreyya Önder’i bu konuda yanlış bilgi verdi diye kesinlikle suçlamam. O ortamda yaşamış birinin mantığı da hafızası da etkilenir. Esas olan Selahattin Duman’ın, tam 30 yıl önceki bir olayı, hoşuna gitmeyen bir partiden aday adayı olmam üzerine yazmasıdır. Ben bu anlayışa karşı çıkıyorum."

Selahattin Duman’ın ise Akarcalı’nın bu itirazını haklı bulmadığını, yazısında belirttiği unsurların doğru olduğunu savunduğunu kayda geçirmeliyim.

 

Okurdan kısa kısa

Mehmet Çağlayan: Halit Akçatepe hakkındaki hangi haber doğru? Bugün (28 Mart) Hürriyet Kelebek’te çıkan "Akçatepe felç kaldı" haberi mi, yoksa Hürriyet’teki "Babam yakında evde" haberi mi?

Not: Ana gazetedeki haber doğru. Kızı ve doktoru, Akçatepe’nin felç kaldığı söylentilerini yalanladı.

Mualla El: 24 Mart’ta, "KPSS’de soruların çalınması ve dağıtılmasıyla ilgili soruşturmada" demişsiniz. Yanlış olmuş. "İddialar" demeliydiniz; bildiğiniz gibi savcılığın soruşturma açmış olması suçlamaların doğru olduğunu göstermez.

Menekşe Özbey: Cumartesi ekinde yer alan "Türkiye’nin en iyi 10 pastacısı" bölümünde sadece İstanbul, İzmir, Ankara olması ne kötü. Bildiğim çok örnek var. Türkiye denince başka şehirlerden de isim görmek istiyor insan.

Mahmut Demirci: 14 Mart’ta gazetedeki bulmacada soldan sağa 8’in üçüncü sorusu, "Namaza çağırmak için minarelerden okunan dua". Cevap "sala" çıkıyor ama doğrusu "ezan."

Not: Bu hata, sorunun dizgide kısaltılması sırasında meydana gelmiş.

E. Demiroğlu: Ekonomi sayfasında doların tekrar yükseldiği ve 2.61 olduğu haberi verilirken, yukarıda kur tablosunda dolar 2.59. Bir gün önce de haberde kurun 2.57’ye düştüğü belirtilirken, tabloda 2.61 olarak gözüküyordu.(20 Mart)

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET / 30 MART 2015

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).