Ali Babacan ile konuşmak bu kadar mı zor?

Seçimin ardından daha da artan Ali Babacan, Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nun yeni parti hazırlıklarıyla ilgili haberlerde eksiklik var. Dikkatli okurlardan Uğur Soldan fark etmiş bu eksiği ve soruyor:

“Uzunca bir zamandır Ali Babacan'ın parti kuracağı haberleri çıkıyor. Bununla birlikte Ali Babacan'in tek bir beyanatını okuyamadık bu süreçte. Ali Babacan'a ulaşmak bu kadar mı zor? Ya da gazeteciler hiç mi merak etmiyor onun ne diyeceğini? Şahsen ben merak ediyorum.”

Okur çok haklı. Ali Babacan ve arkadaşlarının parti kurma çalışmalarıyla ilgili haberler hep kulis bilgilerine, duyumlara ve iddialara dayalı. Davutoğlu’nun seçimlerle ilgili açıklaması, Ertuğrul Günay’ın sorulara verdiği yanıtlar ile Babacan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi dışında somut hiçbir açıklama, demeç vb yok.

Yazılanlara bakılırsa Ankara ve İstanbul’da toplantılar yapılıyor; birkaç ay içinde de parti kurulacak. Ama gazeteciler, bu toplantılardan birini bile saptayıp somut verileri ortaya çıkaramıyor; Ali Babacan’ı bir yerlerde bulup soru soramıyor. Tabii ki Babacan ve arkadaşları konuşmak istemiyor olabilir ama en azından “Sorduk ama yanıtlamadı” diye bile yazılabilir, onu da görmüyoruz.


Gazetecilik refleksleri zayıfladı

AKP döneminde bastırılan, uysal hale getirilen gazeteciler, mesleki reflekslerini kaybetti. Araştırmak, takip etmek, sorularla zorlamak, izin verilen dışında yazmak yok artık. Açıklamayla, sohbetlerde edinilen kırıntılarla, bilgi notlarıyla, kulağa fısıldananlarla yetiniyor gazeteciler. Onları da muhabirler değil, genellikle köşe yazarları kaleme alıyor. Muhabirlik etkisizleştirildi zira…

Babacan ve diğer ilgililerin somut demeci veya açıklaması da olmayınca bu tür “kaynağı belirsiz” ya da “kaynağın kimliği gizli tutulan” haberler yazılması kaçınılmaz. Ancak gazetecilikte “kaynağı gizli tutulan” haber yazmanın katı kuralları vardır.

Ne yazık ki, Türkiye basın tarihi, bu kurallara uyulmadan Genelkurmay ya da kimi siyasetçiler adına yapılan ucube haber örnekleriyle dolu. Şimdi de AKP’den ayrılacakların parti kurma hazırlığı haberleri oluşturulurken etik kurallara yeterince özen gösterildiğinden şüpheliyim. Öncelikle kaynağı gizli tutulan haberler, başka şekilde bilgi alınamayan durumlarda başvurulan bir yöntemdir.

Bir gazeteci, kaynağın kimliğini gizleyerek haber yazacaksa o kişinin doğru bilgiye sahip olduğundan ve kendisini yanıltmayacağından kuşkusu kalmamalı. Kaynağın verdiği bilgiyi kontrol etmeli. Adını açıklamadığı kaynağın sadece konumunu değil, o bilgilerle ilişkisi ve gazeteciye aktarmasının nedeni hakkında okura da bilgi vermeli.
En önemlisi de bilgi ve demeç arasında fark vardır. Bilgiye dayanan kaynağı gizli haber yazılabilir ama bir kişinin düşüncesini aktarmak için kaynağı saklı tutulan haber yazılamaz. Çünkü bilgi araştırılabilir, kontrol edilebilir; demeç ise kişiye özeldir. Bir kişinin sözleri onun adıyla anlam kazanır. İsim vermeden düşünce aktaran gazeteci de bütün riskleri, sorumlulukları kendi üzerine almış olur.
 

Gazetecinin kullanılma riski

Örnek çok ama birinden söz edeyim. Reuters’ın 28 Haziran’da geçtiği bazı internet sitelerinin “Yeni partinin kuruluş tarihi belli oldu” diye verdiği haber, “Babacan’ın bir danışmanı”, “Ak Partili bir yetkili” ve “Davutoğlu’nun ekibinden biri”ne dayanıyordu. Danışman, gizli konuşamayacağına göre adını niye vermez anlamış değilim. Danışmanın verdiği tek somut bilgi, partinin sonbaharda kurulacak olması, o da “büyük ihtimalle”. Partinin, AKP’nin ilk yıllarındaki politikaları savunacağını söylüyor bir de.

AKP’li yetkiliye atfen verilenler de bilgi değil, düşünce. “Babacan saygın biridir, bununla başa çıkabiliriz, insanların içinde olabileceğimiz siyasete dönmeliyiz” gibi sözler… Reuters, onun da düşüncelerini aktarmasına aracı oluyor.
Böylece gazeteci, bilgi aktarmaktan çok kaynağının düşüncesini okura aktarmış oluyor. Aslında kaynak, hiçbir sorumluluk almıyor söylediklerinden dolayı. Ama istediğini topluma aktararak gazeteciyi kullanmış oluyor. Gazeteci ise haberin ardına kendi güvenilirliğini koyarak risk alıyor.

Peki ya adını gizleyen kaynak doğru söylemiyorsa, insanları yanıltmak ya da en azından yeni parti kuruluşuyla ilgili haberleri kontrollü şekilde sızdırarak kamuoyu tepkisini ölçmek istiyorsa? Yarın bu yeni parti haberleri yanlış çıkarsa gazeteciler sorumluluklarını itiraf edecekler mi?


Hani Erdoğan hayvan yasası talimatı vermişti?

Somut verilere, açıklamalara, kontrol edilmemiş bilgilere dayalı bu tür haberlerin sonradan doğru çıkmaması tehlikesi yüksek. Hatırlayın, 19 Ekim 2018’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin MYK toplantısında “Hayvan Hakları Yasası hâlâ neyi bekliyor? Bir an önce çıkartın” dediği yazılmıştı. Hayvanseverler sevindiler, medya günlerce bu konuyu işledi; Erdoğan hayvanseverlerin sempatisini topladı. Sonra ne oldu? Aradan sekiz aya yakın zaman geçti. Yasa hâlâ ortada yok.

Erdoğan’ın talimatının yerine getirilmemesi ihtimali olmadığına göre o haberlerin doğru çıkmadığını söyleyebiliriz. Bu durumda o haberleri yazan gazeteciler kullanılmış, okurlar da aldatılmış oldu…

Bu kısır döngüyü sürekli tekrarlamak zorunda değil gazeteciler...

Faruk BİLDİRİCİ / 30 Haziran 2019



Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).