"Sakıncalı" cümle ayıklama gazeteciliği

Gazeteler, televizyonlar, internet siteleri sıra sıra. Dakikalar, saatler boyu haber veriyorlar güya. Gazetelerin sayfaları haberlerle kaplı. Ama bakıyorsunuz başka bir evrendeler sanki.  Ya en olumsuz gelişmeleri, felaketleri bile “iyi” bir tarafını bulup o yanından haber yapıyorlar ya da tümüyle görmezden geliyorlar. Asıl işlevlerini haber vermek değil gerçek haberlerin duyulmasını engellemek olarak görüyorlar galiba.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Salı günü TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada özetle "Bizzat kendisi (Erdoğan) FETÖ'nün bir numaralı siyasi ayağıdır. Erdoğan neden Marmaris'te saklanır? Yaverleri zaten FETÖ'cüymüş. Yerini söylerlerdi. Peki o zaman niye Marmaris'e saklandı? Darbeyi biliyordu ve ne olur ne olmaz diye saklandı" dedi.

Kılıçdaroğlu’nun, Meclis’te yaptığı bu konuşma 15 Temmuz günü yayımlanan Akşam, Türkiye, Yeni Şafak, Sabah gazetelerinde hiç yoktu. Onun yerine Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan ve ailesinin vergi cenneti Man Adası’ndaki şirkete para transfer ettiği iddiası nedeniyle 197 bin lira tazminat ödemeye mahkûm olduğu haberini yayımlamayı tercih etmişlerdi.

Anadolu Ajansı, NTV, CNN Türk ve Habertürk’ün internet siteleri ile Milliyet ve Hürriyet ise “mış” gibi yapmışlardı.  Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından bazı bölümleri yayımlamışlardı ama “Bizzat kendisi (Erdoğan) FETÖ'nün bir numaralı siyasi ayağıdır” cümlesini titizlikle ayıklamışlardı. En komiği de Milliyet’in başlığıydı; “Kılıçdaroğlu: Biz kavga istemiyoruz”! Aydınlık, bu cümleye haberin içinde yer vermişti. 

Kılıçdaroğlu’nun, Erdoğan’ı “FETÖ’nün bir numaralı siyasi ayağı” olarak suçlamasını Cumhuriyet, “Bir numaralı siyasi ayak Erdoğan”, Karar, “FETÖ’nün bir numaralı ayağı sensin” başlıklarıyla birinci sayfadan görmüştü. Pencere gazetesi de "Erdoğan, 15 Temmuz'un bir numaralı siyasi ayağıdır" başlığını kullanmıştı. Birgün, bu suçlamaya iç sayfadaki haberin spotunda yer vermiş, Sözcü ise bu cümleyi “Yaveri yerini biliyor ama fatura Sözcü‘ye kesiliyor” başlıklı haberin içinde yansıtmıştı.

Bu dört gazeteyi ve az sayıdaki televizyon kanalı ile internet sitelerini okumayanlar, -birçok konuda olduğu gibi- Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan ile ilgili bu suçlamasını öğrenemeyecekler. Türkiye’nin “yeni normal” dönemindeki gazetecilik yeni normali böyle.

Ancak Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını hiç vermeyenler ile haberi veriyormuş gibi yapanları da birbirinden ayırmak gerek.  Hiç yayımlamayanların tavrı net ama “mış” gibi yapanlar, okuru/izleyiciyi kandırmaya çalışıyor.  Daha kötü…

Sabah’ın övgü haberi boşa düştü

Elbette bu medya kuruluşları, sadece CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun sözlerini yayımlamamak ya da önemli cümlelerini kırpmakla kalmıyor. Bütün muhalefet partilerine benzer engellemeleri uyguluyor.  Örneğin HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın, Meclis Grup toplantısındaki konuşması da iktidar kontrolündeki gazete, televizyon ve internet sitelerinde yayımlanmadı.

Muhalefetin etkinliklerini yayımlamama, liderlerin konuşmasını tırpanlamanın yanı sıra sürekli olarak siyasi iktidara övgüler yağdıran haberler yayımlamak da bu medyanın işlevlerinden biri. Ama bazen övgüde öyle aşırıya kaçılıyor, öyle önden gidiliyor ki, boşa düşülüyor; yazılıp çizilenler havada kalıyor.

Böyle bir boşa düşme örneğini birkaç gün önce Sabah gazetesi yaşadı. Şöyle ki, 7 Temmuz 2020 günü Sabah’ın hem basılı gazetesinde hem de web sayfasında “İki yılda dünyayı kıskandıran performans” başlıklı bir haber vardı:  

“Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın seçimlerden zaferle çıkıp 9 Temmuz 2018'de yemin etmesiyle resmen hayata geçen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, ikinci yılını dolduruyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kabinenin performansını ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin işleyişini 9 Temmuz'da düzenlenecek olan toplantıda değerlendirecek. Kabinenin görevdeki 2. yılını doldurduğu gün, Erdoğan, bakanlıkların öne çıkan faaliyetlerini tek tek ele alacak.”

Haberin altında bu iki yılda yeni sistemin gerçekleştirdiği başarılar, “30 ülkeye 46 ziyaret”, “Dev projeler”, “Tuzaklar bozuldu” ve “Koronavirüsle etkin mücadele” arabaşlıkları altında anlatılıyordu.

Ama Erdoğan, 9 Temmuz günü Sabah’ın duyurduğu gibi bir basın toplantısı yapmadı; başkanlık sistemindeki iki yılının muhasebesini yaptığı, bakanlıkların öne çıkan faaliyetlerini ele aldığı başka bir konuşması da olmadı.

Sabah’ın haberi yanlış mıydı? Yoksa Erdoğan basın toplantısı yapacaktı da vaz mı geçti? Ya da erteledi mi?  Bunu bilemiyoruz. Sabah gazetesinin Erdoğan’ın basın toplantısı yapacağı haberi hâlâ internet sayfasında duruyor. Bir düzeltme de yapmadılar; olur olmaz her konuda açıklama yapan İletişim Başkanlığı’ndan da bir bilgi gelmedi.

Bilebildiğimiz Erdoğan’ın bugünlerde iki yılın değerlendirmesini içeren bir basın toplantısı yapmak yerine Ayasofya’nın tamamının camiye dönüştürülmesi ve 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili açıklamalar, konuşmalar yapmakla yetindiği…

Ayasofya’nın açılması tezgâh ise

İktidar kontrolündeki medyanın haberleri perdeleme ve övgüler düzme dışındaki bir işlevi de Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkan Tayyip Erdoğan’ın sözlerindeki çelişkileri görmezden gelmek.

Geçen ay “Milletimin tüm fertlerini rabbimizin yasakladığı her türlü sapkınlığı sergileyenlere karşı tavır almaya davet ediyorum” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2002’de “Eşcinsel hakları güvenceye alınmalı” görüşünü dile getirdiği hatırlatılmıyor bu medya kuruluşlarında.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çelişkili açıklamalarına geçmişten çok örnek verilebilir. Ama en günceli Ayasofya’nın tümünün ibadete açılmasıyla ilgili. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 16 Mart 2019 tarihinde Ayasofya’nın cami olmasını isteyenleri şöyle yanıtlamıştı:

“Bu işin bir siyasi boyutu var, yanı var. Yan tarafta Sultanahmet’i doldurmayacaksın, ‘Ayasofya’yı dolduralım’ diyeceksin. Büyük Çamlıca Camii’ni yaptık, 4-5 tane Ayasofya eder. Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgâh. Biz ne zaman neyin nasıl yapılacağını çok iyi biliyoruz. Bu namussuzlar böyle dedi diye biz adım atmayız.”

Bu sözleri söyleyen Erdoğan, şimdi Ayasofya’yı müze olmaktan çıkaran karara imza attı. Şimdi bu durumda “tezgâha” mı gelmiş oldu? Ya da tezgâhları bozduğu için mi o sözlerinden vazgeçti?

Bu soruların yanıtlarını da bilmiyoruz. Erdoğan’ın bu sözlerinin üzerini örtüp unutturmaya çalışmak yerine bir gazeteci de çıkıp sorsa ne iyi olacak. “Sayın Erdoğan, daha bir yıl önce tezgâh demiştiniz? Ne oldu da bu kararınızdan vazgeçtiniz?”

Maalesef bir gazetecinin Erdoğan’ın karşısına geçip de böyle bir soru sorabileceği bir ortam da yok gazeteci de…

Faruk BİLDİRİCİ / 16 Temmuz 2020

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).

Takip Edin

Video

Okur Görüşleri