YILBAŞI BİLMECESİ HÂLÂ MUAMMA

...

Bu yılbaşında, gazetelerin yazı işlerinde hayat alışıldık biçimde aktı. Yeni yılın alışılmış sorularına yanıtlar arandı; yılbaşı eğlenceleri, yeni yılın ilk bebekleri, yeni yılın ilk kazaları, milli piyango ikramiyesini kazananlar gibisinden bildik haberler yazılıp çizildi.

Oysa geçen yılbaşında gazetelerin yazı işlerinde ve Ankara Büroları’nda olağandışı bir hareketlilik vardı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast ihbarı iddialarının ardından Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’ndaki kozmik odada başlayan aramalar altı gündür sürüyordu. Yılın son gününde o odadaki aramayı yapan hâkim Kadir Kayan, kendisini takip eden iki aracı durdurtmuş, araçlardan altı asker çıkmıştı.

Bu ani gelişme, medyayı hareketlendirmiş, özellikle polis adliye muhabirleri o günü ve tabii yılbaşını ayakta geçirmişlerdi. 1 Ocak 2010 tarihli Hürriyet’in manşeti de bu gelişmeyi duyuruyordu okurlarına:

"Yılbaşı bilmecesi"

Aradan tam bir yıl geçti. 2010 dosyasını kapattık. 2011’in kapağını açtık. Skandallara, felaketlere, sürprizlere alışık bir ülkenin gazetecileri olarak, bu yılın büyük olaylarını karşılamaya da hazırız.

Ama gazetecilikte günlük rutini bütün ayrıntılarıyla kavrayıp okuyucuya aktarmak kadar, geçmişte kalan olayları unutmamak, o olaylarla ilgili sorulara yanıt aramaya devam etmek de önemli. Eskilerin deyimiyle "fikri takip" ten vazgeçmemek gerekiyor. "Fikri takip" eskiden de bu mesleğin olmazsa olmazlarından biriydi. Fakat şimdi önemi daha da arttı. Çünkü internet haberciliğinin de katılımıyla haber tüketicileri, ağır haber bombardımanı karşısında kalıyor ve her şey eskisinden daha da hızla unutulup gidiyor. Haberciler müdahale etmezse birçok olay daha ne olduğu anlaşılamadan karanlıklara gömülüyor.

Bakın, tam bir yıl önce okuduğumuz "Yılbaşı bilmecesi" henüz çözülmedi. O altı askerin, komutanlarının evindeki yılbaşı kutlaması için yiyecek içecek almaya gittiği ortaya çıktı; haklarında takipsizlik kararı verildi. Fakat "kozmik oda"da arama yapılmasına vesile olan "Arınç’a suikast" iddiası ile ilgili soruşturma henüz tamamlanamadı, dava da açılamadı. O gün söylenenleri, havada uçuşan iddiaları bir kenara bırakırsak, o konu hâlâ bir muamma.

O nedenle biz haber üreticilerinin, unutmak yerine, "Ne oldu?" diye sormaya devam etmemiz, bıkmadan usanmadan "fikri takip"te ısrar etmemiz gerekir. Tabii sadece "Arınç’a suikast" iddiası ile ilgili değil, geçen yılın tümüyle aydınlanmamış bütün dosyaları için geçerli söylediklerim. Deniz Baykal’a görüntülü suikasttan başlayıp, darbe hazırlığı iddiaları, Deniz Feneri dosyası, Ergenekon, KPSS sınavı, Hanefi Avcı’nın tutuklanmasına kadar giden uzun bir liste çıkarabiliriz. Bu olayların hepsi de yanıtlanamayan tek soru kalmayana kadar üzerinde durulmasını hak ediyor.

Gazeteciliğin araçları ne denli değişirse değişsin, teknoloji bu mesleğin yapılma biçimini ne kadar geliştirirse geliştirsin, fikri takip ilkesi hiç eskimeyecek.