ORHAN DOĞAN İLE SÖYLEŞİ

...

Umutluydu herkes. Mutluluktan gözyaşı dökülüyor, cezaevi önünde halaylar çekiliyordu. Nasıl sevinmesinler? İtilip kakılıp cezaevine atılan milletvekilleri serbest bırakılmıştı. Hem de Kürtçenin serbest bırakıldığı bir günde. Ezberler bozulmuş, tablo bir anda değişmişti.

Durum bu olunca izleyen günlerde beklenti düzeyinin iyiden iyiye yükselmesi de doğaldı. Nitekim öyle oldu. Cezaevinden çıkan milletvekilleri bu beklentilerin odağındaydılar. Beklentilerin yüksekliği ile reel politikanın güçlükleri arasına sıkışmışlardı. Bir yandan temaslar yürütüyorlar, bir yandan da ortak basın toplantıları, yazılı açıklamalar, ayaküstü konuşmalar ile görüşlerini duyurmaya çalışıyorlardı. Fakat uzun süre hiçbiriyle derli toplu bir görüşme yapılamadı.

Birçok meslektaşım gibi ben de milletvekilleriyle uzun boylu sorulu yanıtlı bir söyleşinin peşindeydim. Uzun bir çabanın sonunda Orhan Doğan kabul etti söyleşiyi. Sevindim, çünkü 10 yıl cezaevinde demledikleri fikirleri ilk ağızdan öğrenip okuyuculara aktarma fırsatını yakalamıştım. Zaten Orhan Doğan, bir tür grup sözcülüğü misyonunu üstlenmişti.

Saatlerce sürdü söyleşi. 1991’de Meclis’e geldiği günlerden tanıdığım Orhan Doğan yine aynı açık yürekliliği, inanmışlığı ve olanca sıcaklığıyla karşımdaydı. Fikirleri daha olgun bir zemine yerleşmişti. Ben de aklıma gelen, gündemdeki soruların hemen hepsini sordum. Sonuçta uzun bir söyleşi metni çıktı ortaya.

Ama maalesef tümünü yayınlayabilmek mümkün olamadı. Hürriyet’in sayfalarının ve elbette koşullarının elverdiği kadarıyla, 23-24 Şubat 2005’te iki günlük bir dizi olarak okurlara ulaştı bu söyleşi. Orhan Doğan anısına hazırlanan “Yarıda kalan hayat / Niv Jiyan” adlı kitapta da söyleşinin o eksik haliyle bu ülkenin insanlarının karşısına çıkmasına gönlüm razı olmadı. Hem sorularımı, hem aldığım yanıtları dil düzeltmeleri dışında olduğu gibi yayınlamak benim için bir borçtu. Söyleşinin tam metni kitapta yer aldı. Dostum Orhan Doğan’ın anısına saygı da bunu gerektirirdi.

Faruk Bildirici / 26 Şubat 2010