MÜFTÜNÜN NASİHATI MIYDI?

...

Zonguldak Müftüsü Rüstem Can’ın, “Bayanlar vücudunu başka bayanlar görmeyecek şekilde denize girmeli” sözlerini içeren haber, Hürriyet ve internette yer almıştı.

Bu haberi eleştiren okurlardan Asım Külcü, müftünün nerede konuştuğunun belli olmamasına itiraz etti; “Muhabiriniz neden durup dururken böyle bir konuyu müftüye sormuş?” dedi. Oğuz Kunak adlı okur da müftünün sözlerine eleştirel yaklaşılmamasına karşı çıktı:

“Müftünün söylediklerini aktardıktan sonra Hürriyet bir yorum eklememiş. Buradan Müftünün dileklerine Hürriyet’in de katıldığı anlamı çıkmıyor mu? Eşim ve arkadaşlarımız Müftüye kalırsa bizlerden farklı plajları mı kullanmalı?”

Okur eleştirilerini değerlendirmeden önce DHA’dan geçilen haberin öyküsünü araştırdım. Bir grup gazeteci, kentteki bir programdan sonra müftü Can ile sohbet etmiş. Gündeme ilişkin sohbet sırasında müftü Can, kadınların günlük yaşamdaki davranışlarına değinerek, tesettüre uygun giyinmeleri gerektiğinden söz etmiş. Bunun üzerine “Kadın ve erkekler denize birlikte girebilir mi?” diye sorulmuş ve yanıtı da haber yapılmış.

Fakat haberde sadece, “dedi” ve “şunları söyledi” demekle yetinilmişti; müftü bu düşüncesini bir toplantıda mı dile getirdi, yoksa gazetecilerin sorusu üzerine mi söyledi, belli değildi. Bu ciddi bir eksiklik. Haber yazımının temel kuralı olan 5N, 1 K formülüne göre, haberler ne, nerede, nasıl, ne zaman, neden ve kim sorularının yanıtlarını içermeli. Bu haberde de müftünün bu sözleri, bir grup gazeteciyle sohbet sırasında ifade ettiği bilgisi olmalıydı. Bu bilginin olmaması, haberi bağlamından koparıyor; müftünün neden bunları söylediği belli olmuyor.

Üstelik okurun dikkat çektiği gibi, müftünün sözleri 30 Haziran tarihli gazetede “Müftüden denize girme nasihatları / Bayanlar bayanları görmesin” başlıklarıyla verilmişti. Müftünün sözlerine mesafeli yaklaşılmadığı gibi, “nasihat” tanımı kullanılarak olumlayan bir yaklaşımla sunulmuştu. Haberde de eleştirel bir ifade ya da karşı görüş yoktu.

Gerçi bu sorun, Zonguldaklı kadınların, haberin yayımlanmasının ardından düzenlediği protesto eylemi yayımlanarak giderilebilirdi. Ama kadınların protestosu haberi, internette yayımlandı, gazetede yer bulamadı.

GERÇEKLER ZARAR VERMEZ

AKP dönemi öncesinde mitinglere katılanların sayısı konusunda siyasilerle gazeteciler arasında görüşbirliği sağlanamazdı. Politikacılar abartılı tahminlerde bulunur, gazeteciler o tahminlerin ayaklarının yere basmasını sağlardı.

Şimdilerde bu mekanizma değişti. Artık gazeteciler, çoğu zaman parti yöneticilerinin tahminlerini gerçekmiş gibi ekliyor haberine. AKP’nin mitinglerinde de böyle, CHP’nin mitinglerinde de.

En yakın örnek de CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin 24 Haziran öncesinde düzenlediği mitingler. İnce’ye göre, İzmir mitingine 2.5 milyon kişi katılmıştı. Kimi medya kuruluşları da “polis kayıtlarına göre İzmir mitingini yaklaşık 2.5 milyon kişi izledi” diye yazdı. İnce’ye göre, Ankara mitingine gelenlerin sayısı da 2 milyondu. Haberlerde “Milyonlar katıldı” yazıldı. İnce, İstanbul Maltepe’deki mitingine 5 milyon kişinin geldiğini söyledi. Bazı internet siteleri, “Polis kaynakları da aynı açıklamayı yaptı” diyerek 5 milyonu tekrarladı. Oysa polisin bu sayıları doğrulayan “açıklamaları” yoktu.

Peki abartılı sayılar yazıldı da o partilere yararı mı oldu? Hayır, tam tersine. Seçim sonuçlarına ilişkin bazı yorumlarda İnce’nin İzmir, Ankara ve İstanbul mitinglerine katılımın yüksek olmasının, muhafazakar-milliyetçi seçmende CHP korkusu yarattığı öne sürüldü. Bu yorum doğru olmayabilir ama CHP taraftarlarında büyük bir umut yarattığı, hayal kırıklığını artırdığı açık.

Aynı sorun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mitinglerinde de yaşandı. Bazı gazeteler, Erdoğan’ın mitinglerindeki katılımı çok yüksek gösterdi. Fakat seçimde Erdoğan kazansa da AKP’nin oylarında bir miktar gerileme oldu.

Oysa gerçekler, hiçbir yalan ya da yanlış kadar zarar veremez. Seçim sürecinden çıkarılacak gazetecilik derslerden biri, mitinglere katılan kalabalıkları uçuk kaçık sayılarla yazmamak olsa gerek.