Çocuklara tecavüz sanıklarının isim ve yüzleri gizlenir mi?

Cumhuriyet gazetesi, 1 Eylül’de “Rezilsiniz” manşetiyle çıktı okurlarının önüne. “Kuran kursunda öğrencilere istismar” haberi, İstanbul Ümraniye’deki Fıkıh Der adlı bir derneğin bünyesindeki Kuran kursu yöneticilerinin altı çocuğa cinsel saldırıda bulunmalarıyla ilgili davayı konu alıyordu.

Seyhan Avşar’ın imzasıyla yayımlanan özel haber, haklı olarak medyada geniş yankı uyandırdı. İnternet siteleri, gazete ve televizyonlar da alıntıladı. Avşar ve Cumhuriyet’i haberden dolayı kutluyorum. Ancak haberi gazetecilik etik ilkeleri ve editoryal açıdan değerlendirmeden de geçemeyeceğim.

Cumhuriyet’in haberinde üç sanıktan söz ediliyordu ama ilk sayfada ve haberde bu sanıkların soyadları kodlanmış; fotoğrafta da yüzleri flulaştırılmıştı.

Elbette “yargı kararı ile kesinleşmedikçe şüpheli ya da sanık suçlu ilan edilmemelidir”; “masumiyet ilkesi” bütün soruşturma ve yargılama haberlerinde titizlikle uygulanmalı.

 

Toplumun öğrenme hakkı

Ancak haberleri yazarken soruşturma ile davalar arasındaki farka dikkat etmek gerekir. Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, soruşturmalar gizlidir, yargılamalar açık. Dolayısıyla soruşturma evresinde isimler ve yüzler gizlenir ama iddianamesi hazırlanıp yargılaması başlayıp, artık “sanık” konumuna geçen kişilerin isimleri açık yazılabilir, fotoğrafları yayımlanabilir.

Daha önce hazırladığım “İsimlerin kodlanması ve fotoğrafların buzlanması kılavuzu”nda soruşturma ve yargılamalarla ilgili şu iki ilkeye yer vermiştim:

* Adli vakalarda iddianame hazırlanıp yargılama başlayana kadar isimler kodlanır. Yargılama sırasında ve kararlarda isimler açık yazılabilir; ancak tereddüt yaratan durumlarda isimlerin gizlenmesi tercih edilir. Dijital mecrada yargı kararına kadar isimler gizli tutulur.

* Siyasi nitelikli ya da devlet görevlileri, politikacılar ve kamu ünlü kişileriyle ilgili soruşturmalarda isimler açık yazılabilir.

Bu ilkeler çerçevesinde Fıkıh Der bünyesinde faaliyet gösteren Kuran Kursundaki cinsel saldırı vakasına bakalım. Soruşturma evresi bitmiş, iddianame hazırlanmış, açık yargılama başlamış, üç sanık ilk duruşmada tutuklanmış. İddianamede altı çocuğa yönelik “cinsel saldırı” suçunu işlediği belirtilen kurs sorumlusu Ömer Işıktekin’ın 145 yıla kadar hapsi istenmiş. “Zincirleme cinsel saldırı” suçunu işledikleri gerekçesiyle sanıklardan Hacı Serkan Bektaş’a 50 yıl, Tarık Tektaş’a ise 25 yıla kadar hapis cezası verilmesi istenmiş.

Yargılama süreci başladığına ve iddianame de açıklandığına göre artık sanık isimleri ve fotoğraflarının gizlenmesini gerektiren bir durum kalmamış. Üstelik suçlama çok ağır.

Gazetecilik açısından doğrusu, yargılanan bu kişilerin isim ve soyadlarının açıkça yazılması ama haberlerin sanıkları peşin suçlu gibi göstermeden dengeli bir dille onların da savunmalarına yer vererek yazılması.

Toplumun bu denli insanlık dışı bir suçlamaya maruz kalan sanıkların isimlerini bilmeye hakkı olduğunu da unutmayalım. Gazetecilerin de uzun süren davaları sonuna kadar izlemediği göz önüne alınırsa bu kişilerin adı şimdi yazılmazsa mahkûm olsalar dahi bu davanın unutulup gitmesi tehlikesi de var. Beraat eder, aklanırlarsa mesele yok tabii ama ya mahkûm olurlar ve bu davalar hiç yazılmadan yoklara karışırsa ne olacak?

O zaman insanlığa karşı suç işlemiş bu kişilerin yaptıkları toplum belleğinde hiç iz bırakmadan geçip gitmeyecek mi? Gazeteciler, buna izin vermemeli. Şimdi isimlerini ve yüzlerini yazmalı; davayı izleyip sonucunu da kamuoyuna duyurmalı. Beraat ederlerse haberlerle aklanmalı, mahkûm olurlarsa bu suç sicillerine işlenmeli…

 

Editoryal hata

Nitekim sanıkların soyadlarının yazımı konusunda editoryal kararsızlık sergilenmiş. İlk sayfadaki spotlarda ve üçüncü sayfadaki haberde sanıkların soyadları kodlanmış, sadece isimleri açık yazılmış. Ama ağırlıklı olarak soruşturma evresini anlatan haberde bir yerde sanıklardan “Tarık Bektaş”ın adı ve soyadı açık yazılmış. Bu sanık haberin diğer bölümlerinde “Tarık B.” Olarak geçiyor.

Dahası fotoğrafın sağ tarafında yer alan ve mahkeme sürecini aktaran “3’ü de tutuklandı” başlıklı kutuda üç sanığın da soyadları açık açık yazılmış. Muhtemelen bu kutudaki soyadlarının kapatılması unutulmuş…

Haber ile bu kutu arasındaki farklardan biri de haberde “sanık” kutuda “şüpheli” denilmesi. Oysa yargılama başlamış, bu kişiler artık “sanık” durumunda. Bir de kutuda sanıkların ilk duruşmaya çıktıkları ve tutuklama kararı veren mahkemenin neresi olduğuna dair bir bilgiye rastlamadım. Bu bir eksiklik….

Ne garip ki, haberi Cumhuriyet’ten alıntılayan birçok sitede de şüpheli/sanık tanımları ile ilgili kargaşa aynen devam ediyordu. Bazı siteler ve gazeteler isimleri açık yazmayı yeğlemişti.

 

İstismar mı, tecavüz mü?

“Kuran kursunda öğrencilere istismar” haberinin üzerinde durulması gereken yanlarından biri de özellikle başlık ve spotlarda “istismar” tanımının öne çıkarılması.

“İstismar” genel bir tanım. Tacizden tecavüze kadar bütün cinsel suçları kapsıyor. Türk Ceza Yasası’nda “Çocuklara cinsel istismar” başlığı altında sarkıntılık, taciz, tecavüz başta olmak üzere her türlü cinsel davranış, cinsel istismar olarak kabul ediliyor.

Dolayısıyla haberde “cinsel istismar” denilmesi yanlış değil. Fakat mağdur çocukların haberde yer alan ifadeleri, sanıkların bu çocuklara defalarca tecavüz ettiği yönünde. İddianamede de suçlama “zincirleme cinsel saldırı” olarak ifade ediliyor. Durum böyle olunca genelleme yoluna gidip “istismar” sözcüğünü kullanmak gerçeğin olduğu gibi yansıtılmasını önlüyor. Dahası suçu hafifletiyor. Hem neden tecavüze tecavüz demiyoruz ki?

Sadece Cumhuriyet’te değil, “tecavüz” gibi cinsel saldırı suçlarında “istismar” sözcüğünün tercih edildiği haberlere medyada sık rastlıyorum. Haberci arkadaşlar, “tecavüz” sözcüğü kullanmakta neden bu denli cimri davranıyor anlamıyorum…

Faruk Bildirici / 6 Eylül 2019

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).