ZAYTUNG ŞAKASI GİBİ

Hürriyet’in ilk sayfasında “Aç kalırsan karını ye” başlığıyla çıkan ve geçen hafta çok tepki çeken haberin “Zaytung” türü bir mizah ürünü olarak başlayan öyküsünü anlatayım size.

Suudi Arabistan Müftüsü Abdülaziz bin Abdullah’ın “Erkek şiddetli açlık durumunda karısını ya da karısının bazı parçalarını yiyebilir” şeklinde fetva verdiği söylentisi, önce Lübnan’daki bazı internet sitelerinde dolaşıma çıktı. Özellikle İran yanlısı medya, bu iddiaya yer verdi. Oradan alıp dünyaya yayan da Londra merkezli Al Kuds el Arabi gazetesinin internet sitesi oldu.

Doğal olarak bu haber, Londra’da servise konulduğu andan itibaren sosyal medyada büyük yankı uyandırdı. Sanırım Cihan Haber Ajansı da oradan aldı ve haber yapıp abonelerine geçti.

Hürriyet’in internet sitesi, Cihan’ın haberini “Suudi müftüsünden akıl almaz fetva” başlığıyla verdi. Haber, oradan gazeteye sıçradı; 10 Nisan tarihli taşra baskılarında gazetedeki başlık “Aç kalırsan karını ye” oldu. İç sayfada ise aynı başlığın yanında bir de “Suudi Müftü bunu dedi mi” balonu vardı.

Fakat aynı akşam, Suudi Arabistan Müftülüğü yazılı bir açıklamayla bu haberleri yalanladı; açıklamada “haberin kasıtlı bir iftira olduğu” savunuldu. Bu yalanlamayla birlikte Müftünün böyle bir fetva verdiği haberi çökmüştü aslında.

Spotta “..iddiası tartışma yarattı” denilmiş olsa da haberin tamamen kaldırılması ya da iddianın doğru çıkmadığını anlatan bir habere dönüştürülmesi gerekirdi.

Nitekim Hürriyet internet, haberin başlığını “O iddia yalan çıktı” diye değiştirdi. Haberin içeriğini de yeniledi. Gazetenin şehir baskılarında ise başlık değişmedi; yine “Aç kalırsan karını ye” olarak kaldı. Sadece ilk sayfadaki spotun sonuna ve yedinci sayfadaki haberin altına “iddianın yalanlandığı” eklendi. Oysa bu yeterli değildi.

Aslına bakılırsa bu haber, Yazı İşleri masasına ilk geldiğinde, internette ve gazetede yayınlama kararı verilmiş olması şaşırtıcı. Hadi bu kadar garip bir fetvanın gerçek olmasına ihtimal verildi; en azından şüpheci davranıp araştırılmalıydı.

Nitekim Arap dünyasında tepki çekince CNN Arabic, bu iddianın nereden çıktığını araştırdı. Ne buldu dersiniz? Meğer Faslı bir blog yazarı olan İsrafil al-Magribi’nin, mizahi bir hiciv yazısıymış kaynak. Zaytungvari bir şaka haberiymiş bu kadar ciddiye alınan…

Görüldüğü gibi, sanal alemde yanlışlar çok hızlı yayılıyor. İnternet ve sosyal medyada, gazetecilik için olanaklar kadar riskler de büyük.

 

Yalanlama baskısı

Kadın basketbolcu Angel McCoughtry, eşcinsel olduğu ve sevgilisi Brande Elise ile nişanlandığı yolunda 26 Kasım 2014’te Hürriyet internette çıkan haberi yalanlamıştı. Ben de bu açıklamayı değerlendirdiğim yazımda “Özür dilemek bu kadar zor olmamalı” demiş ve eklemiştim:

“..McCoughtry’nin internet siteleri ve spor medyasında geniş yer bulan açıklamasına karşı sessiz kalındı. Haberin doğruluğu savunulamıyorsa gazeteciye düşen, cevap hakkına saygı göstererek açıklamasını yayımlamaktı. Bu da olmadı.”

12 Ocak’taki bu yazının üzerinden üç ay geçti. Bu arada McCoughtry, Fenerbahçe’den ayrıldı ve ülkesi ABD’ye döndü. 31 Mart’ta da instagram hesabından yeni bir açıklama yaptı. Eşcinsel ilişkisini doğrulamakla kalmıyor, bir de itirafta bulunuyordu:

“..Denizaşırı son takımım (Fenerbahçe), sosyal medya üzerinde yalan bir açıklama yapıp ilişkimin doğru olmadığını açıklamazsam beni işimden olmakla tehdit etti.”

Meğer McCoughtry, Fenerbahçe kulübünün tehdidi nedeniyle açıklama yapmak zorunda kalmış. Demek ki, Hürriyet internette yayımlanan “Angel McCoughtry, sevgilisi Brande Elise ile nişanlandı” haberi tamamen doğruymuş.

Öncelikle haberde imzası bulunan Koray Durkal’ın hakkını teslim etmem gerek. Geç de olsa haberinin gerçeği yansıttığı açığa çıktı. Haberin “yanlış olduğu” algısına yol açarak üzülmesine neden olduysam özür dilerim.

Fakat o yazıdaki temel eleştirim, haberin yalanlanmasına karşı sessiz kalınmasıydı. Haberi yalanlanan bir gazetecinin ya haberini savunması ya da cevap hakkına saygı göstererek açıklamayı yayımlaması gerektiğini vurgulamıştım. Sanırım bu eleştirinin de ne denli yerinde olduğu ortaya çıktı.

Bir ders de Fenerbahçe Kulübünün açıklamalarıyla ilgili. Demek ki spor servisleri, Fenerbahçe’nin açıklamalarını kuşkuyla karşılamakta haklıymış. Fenerbahçe’den, McCoughtry’nin kendilerine yönelik suçlamalarına ilişkin bir “yalanlama”nın gelmemiş olması da bunu gösteriyor.

 

Kim korkuyordu?

Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu’nun (KTFF), Kıbrıs (Rum) Futbol Federasyonu’na (KOP) üye olma kararı, Hürriyet internette şu başlıkla duyuruldu: “Kıbrıs’ta korkulan oldu! KKTC Futbol Federasyonu, Rum Federasyonu’na üye oluyor.”

Bu başlık, KKTC’de tepkilere neden oldu. Siyasilerin yanı sıra Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Sertoğlu da başlığı, sert bir dille eleştirdi:

“Bizim kimseye bağlandığımız falan yoktur. Türkiye’de olimpiyat yapılınca Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı ayakta selamlanırken, siz Hürriyet olarak neredeydiniz? ‘Kıbrıslı Türk Sporcular Nerede’ diye neden manşet atmadınız? …Neyiz biz?… Haklarımızı alacağız.”

Sertoğlu’nun eleştirisini aktarırken argo ve hakaret içeren sözcükleri ayıkladım. Bir spor adamının böyle bir dil kullanmasını yadırgadım doğrusu.

Sözlerinin içeriğine ise katılmamak mümkün değil. Sadece Hürriyet değil, Türkiye spor medyası, KKTC’li sporcuların ambargo koşullarında yaşadıklarına ışık tutamadı. Oradaki futbolcuların sorunları görmezden gelindi.

Şimdi KTFF, çözüm yolunda bir karar aldığında buna olumsuz yaklaşmamak gerekirdi. Ayrıca Türk ve Rum federasyonlarının birleşmesinden kim korkuyor? Olsa olsa Türkiye’deki kimi siyasetçiler ya da Kıbrıs sorununa ideolojik yaklaşanlardır.

Biz gazete olarak spor haberlerinde bir kesimin görüşlerini seslendiremeyiz. Bize düşen, taraf olarak yaklaşmak yerine olayı objektif ve yorumsuz bir dille haberleştirmek. Taraf olursak, bu başlık örneğinde görüldüğü gibi toplumdaki diğer kesimleri kırmış oluruz.

 

Okurdan kısa kısa

İfral Turgut: Çukurova ekinde, emekli öğretmen Mustafa Kocamemik’in 20 binden fazla kitap okuduğu için "sıra dışı okur" seçildiği yazıyordu. Böyle demeçler denetlenmez mi? Hiç aksatmadan her hafta iki kitap okusa 20 bin kitabı 192 yılda okuyabilir. Yanlış mı hesapladım yoksa? (4 Nisan)

Berra Uluç: 4 Nisan’da Kayahan’ın hayatını anlatırken “1973’te Nur Acar ile evlendi. Bu evlilik 24 yıl sürdü. Lale Yılmaz ile yaptığı ikinci evliliği 1993’te sona erdi” yazmışsınız. Sizce tarihler yanlış değil mi?

Not: Evet, tarih yanlış. İlk evliliği 24 değil 18 yıl sürmüş.

Ahmet Örmeci: “HDP barajı geçerse Öcalan Meclis’te” diye başlık atmışsınız. Altına da Dilek Öcalan’ın en kötü göründüğü fotoğrafı bulup koymuşsunuz. Haberlerde böyle bir algı operasyonu yapmaya hakkınız var mı?

 

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET / 13 NİSAN 2015

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).