VIP KRİZİ HABERLERİNİN ANALİZİ

Şüpheci ve objektif gazetecilik herkese lazım

Seçildikten sonra mazbatası geri alınan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ekrem İmamoğlu ve beraberindekilerin Orgi Havalimanı’nda VIP’e girişinin engellenmesi ve o sırada yaşananlar, şüpheci ve objektif gazeteciliğin ne denli zorunlu olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Bu sonuca, VIP’te yaşananlarla ilgili beş günlük haberleri tarayarak ulaştım. Baştan alıp anlatayım, medyada kriz haberciliğinin nasıl bir rota izlediğini, eksiklerini, yanlışlarını…

Olayın başlangıcı, 4 Haziran günü İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Trabzon Havalimanı VIP çıkışında İmamoğlu’nu bekleyenlerden biri tarafından protesto edilmesine dayanıyor. Buna sinirlenen Soylu, ertesi gün Arnavutköy’de Trabzonlular Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği tarafından organize edilen programdaki sözleriyle engellemenin sinyalini veriyor:

“Aslında VIP’den geçme hakkı yok. Bizim geçtiğimiz yerden geçme hakkı söz konusu değil ama arkadaşlar nezaket göstermişler, ‘Buradan geç’ demişler.”

Soylu’nun bu sözleri, İmamoğlu ve beraberindekilerin bir daha VIP’ten geçemeyeceklerini gösteriyordu. İmamoğlu ve beraberindekiler, bu işareti almadılar ya da ihtimal vermediler ki, aynı akşam Ordu Havalimanı’nda doğrudan VIP salonuna yönelmişler. Olanlar olmuş orada.

6 Haziran tarihli gazetelerde VIP’teki gerginlikten bahis yoktu. Çünkü olay, akşam 22.20 sıralarında olmuş. İktidar yanlısı gazeteler, İmamoğlu’nun Trabzon, Giresun ve Ordu’da büyük kalabalıklara hitap ettiği mitingleri hiç görmemişti. Sadece Sözcü, Cumhuriyet ve Birgün ilk sayfadan haber yapmıştı, İmamoğlu’nun Karadeniz’de gördüğü büyük ilgiyi. Hürriyet’te ise içerde kibrit kutusu kadar bir haber vardı.

 

Valiye hakaret etti mi?

Valiye hakaret tartışmasını büyüten İçişleri Bakanı Soylu ve Ordu Valiliği’nin açıklaması. Açıklamada özetle “VIP salonu içerisindeyken Ekrem İmamoğlu kendisine refakat eden polislere hitaben ‘Bu vali tam bir it’ ifadesini kullanmıştır” deniliyordu.

İmamoğlu hakkında olumlu gelişmeleri ve konuşmalarını haber yapmayan iktidar yanlısı medya bu açıklamalarla harekete geçti. Valiye hakaret konusu o gün internette 7 Haziran’da da bu gazetelerin manşetindeydi; Sabah: CHP adayının zorbalığı, Akşam: Maske VIP’te düştü, Star: CHP adayından VIP küfür, Türkiye: Valiye hakaret etti, Yeni Şafak: Maganda.

Bu haberlerin ortak özelliği, İmamoğlu’nu yargılayan bir dil kullanmaları, valiye “it” dediği suçlamasını kesin bilgi olarak sunmaları ve bu iddiayı yalanlayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun’un açıklamalarına hiç yer vermemeleriydi.

Sözcü, Milliyet, Posta ve Evrensel engellemeyi başlığa çıkarırken hakaret iddiasına hiç girmemişti. Hürriyet iç sayfadaki küçük haberde Soylu’nun “Valiye it dedi” sözlerine yer vermişti. Cumhuriyet ve Birgün, hem valilik hem de Torun’un açıklamasına dayanarak dengeli biçimde yansıtmıştı okurlarına.

 

Fatih Portakal yayımlamalı mıydı?

İktidar medyasındaki aleyhte kampanyayla birlikte sosyal medyada büyük gürültü koptu. AKP’liler, “İmamoğlu valiye it dedi” diye yazarken, İmamoğlu’nu destekleyenler bu iddiayı reddediyorlardı. Bütün bunların üzerine bir de o akşam Fox TV ana haberde Fatih Portakal’ın sözleri geldi. “Görüntüleri izledim, Valiye hakaret etmiş ama hakaret içerdiği için yayınlamıyoruz. Validen özür dilemesi gerekli” dedi özetle.

Bunun üzerine iki taraftan da eleştiri yağmuruna tutuldu Portakal. Bir taraf “Görüntü varsa neden sansürlüyorsun?” diye yükleniyordu, öbür taraf “Böyle bir görüntü olamaz, it dememiş” diye savunuyordu. 

Gazetecinin bir hakareti yayın yoluyla taşımaması gerektiği doğru. Ama burada söz konusu olan seçimde aday olan bir siyasetçi, muhatabı da vali. Hele de siyasetin ve taraftarlarının bu kadar kutuplaştığı bir dönemde Portakal’ın “Ben gördüm” demesi, hakaret olduğuna tanıklık etmesi yetmez; izleyicilerine de göstermesi gerekirdi. “RTÜK yasak getirirdi” de makul ve yeterli bir gerekçe değil.

 

Görüntü savaşları

O gün ilerleyen saatlerde sosyal medyaya VIP’teki tartışmalar sırasında çekilmiş bir görüntü düştü. Bu görüntüde İmamoğlu, Seyit Torun ve beraberindekileri yatıştırmaya çalışıyor, “Vali Bey’e hiç rütbe taktırmanın anlamı yok. Biz vatandaş gibi gidelim. Gel şuradan kurban olayım” diyordu. Sesi netti, rahatça anlaşılıyordu söyledikleri.

Bu görüntüler İmamoğlu taraftarlarını rahatlattı. “Bu kadar sakin bir şekilde konuşurken neden it desin” diyerek iddialara karşı savunmayı sürdürdüler. Ancak bir süre sonra başka bir görüntü ortaya çıktı. Odatv’ye göre AKP’deki “Pelikancılar” grubuyla bağlantılı @yekvucutcom adlı bir hesaptan yayılan bu görüntülerde İmamoğlu, kalabalık bir grubun arasında görülüyordu; ne söylediği tam anlaşılamıyordu. Ama alt yazıda İmamoğlu’nun “Vali’ye it” dediği yazılmıştı. Görüntüleri izleyen destekçileri ise İmamoğlu’nun “Vali’ye gitti deyin, aynen ‘Vali’ye İmamoğlu gitti’ deyin" dediğini savundular. Kanal D gibi televizyonlar akşam haberlerinde bu görüntüyü yayınladılar hemen.

İmamoğlu orada “it” mi dedi, “gitti” mi dedi; iki taraf bir türlü anlaşma sağlayamadı. 9 Haziran’da iktidar yanlısı gazeteler @yekvucutcom’un yaydığı o görüntülerin İmamoğlu’nun “Vali’ye it dediğini” kanıtladığı kanaatiyle haberler yaptılar. Çoğu da Ordu Valiliği’nin suç duyurusunu başlığa çıkarmıştı:

Akşam: Valilikten hakarete suç duyurusu, Milliyet: İmamoğlu’na suç duyurusu, Sabah: Valiye hakaret eden CHP adayı için soruşturma, Star: Ordu Valisinden “it”e suç duyurusu, Y.Akit: İmamoğlu’na suç duyurusu, Y.Şafak: Küfürler ve çirkinlik çok vahim, Hürriyet: İmamoğlu’na valilikten suç duyurusu…

Birgün, Cumhuriyet, Evrensel ve Karar’ın başlıkları ise tamamen ters yöndeydi. Onlar da İmamoğlu’nun sakinleştirdiği sözlerinin duyulduğu görüntüleri esas alarak hazırlamışlardı haberlerini. Birgün (Görüntüler iktidarın VIP yalanını çürüttü), Cumhuriyet (VIP gerginliği / İmamoğlu sakinleştirmiş), Evrensel (Görüntüler ortaya çıktı: İmamoğlu yatıştırmaya çalışıyor) ve Karar: (VIP Krizinde yeni kayıt: Vatandaş gibi gidelim kurban olayım)

Görüldüğü gibi, medya da sosyal medyadaki taraftar grupları gibi pozisyon almıştı haberlerinde….

 

İmamoğlu’nun dolaylı yanıtı

Düğümü çözebilecek tek kişi İmamoğlu’nun kendisiydi. O da kısa da olsa bir açıklama yapmak yerine üç gün boyunca sessiz kalmayı yeğledi. Nihayet 9 Haziran’da gazetecilerin karşısına geçtiğinde o gece yaşananları “Vali bize tuzak kurdu” diye özetledi.

Polis tutanaklarında “Vali’ye it” dediği cümlesinin geçtiği yolundaki soruya ise açık bir yanıt vermedi. Ama reddetmedi de. “Ben valinin basitliğine, gereken ifademle orada işarette bulundum. Polisin ne anladığı ne anlamadığı beni ilgilendirmiyor” diye konuştu. Ben bu cümleyi dolaylı da olsa bir kabullenme olarak yorumladım. Başka türlü yorumun zorlama olacağını düşünüyorum doğrusu.

Yine de farklı yorumlar olabileceği düşüncesiyle basın toplantısındaki o soru cevap bölümünün deşifresini yazımın altında aynen alıyorum. Dileyen oradan okuyabilir.

Ordu Valisi Seddar Yavuz, İmamoğlu’nun söylediği gibi o akşam bariyerleri açtırıp, salona girmelerine izin verip sonra da aprona geçişi engelleterek tuzak kurmuş olabilir. Bu ona valiye hakaret etme hakkı vermez. İmamoğlu o an sinirle söylemiş olabilir. Her insan gibi siyasetçi de hata yapabilir.

Gazetecilerin ise İmamoğlu’nun basın toplantısındaki o sözlerinden sonra artık -kendilerini taraf bile hissetseler- gerçeği kabul etmeleri gerekirdi. Öyle olmadı tabii. Sözcü, Birgün ve Cumhuriyet, İmamoğlu’nun “Vali bize tuzak kurdu” cümlesine ağırlık verdiler. Cumhuriyet, “Yalanlar çabuk çöktü” derken, Birgün “Hakaret yalanı” tezini savunmayı sürdürdü. İktidar yanlısı gazeteler de “Kibirinden özür dileyemedi” türünden başlıklar attılar.

 

Erdoğan’ın tokadı İmamoğlu’nun hakareti

Sonuç olarak, medyanın “VIP krizi” konusundaki tavrı, bu dönemin gazeteciliğinin yeni bir örneği oldu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, 2014 yılında Başbakanlığı sırasında maden kazası sonrasında gittiği Soma’da kendisini protesto eden genci tokatladığı görüntüler ortaya çıkmasına rağmen bu vakayı yazamayan, kendisine “Tokatladınız mı?” diye bile soramayan medya şimdi her şeyi bir yana bırakıp günlerce muhalif adayın hakaret iddiasının üzerine gitti.

VIP meselesine gelince gazeteciler ve medya kuruluşları, adaylardan birini desteklese bile bu süreçte objektif davranabilmeli; önlerine gelen verilere şüpheyle bakabilmeli, iki tarafın görüş ve açıklamalarını da yansıtmalı, doğrulanmış bilgilerin hiçbirini okurlardan, izleyicilerden gizlememeliydi.

İktidar yanlısı medya, seçim sürecinin başından itibaren izlediği tek yanlı yayın politikasını VIP krizinde de sürdürdü. İmamoğlu hakkında etiketleyici, suçlayıcı haberler yapmakla kalmadılar; Karadeniz’deki görkemli mitingleri görmezden geldiler; VIP krizinde lehinde olabilecek bilgileri okura yansıtmadılar. Çoğu zaman adını bile kullanmaktan kaçınıp “CHP adayı” deyip geçtiler. AKP’nin adayı Binali Yıldırım’ın, Fener Rum Patriği Bartholomeos için “ekümenik” ifadesini kullandığı ve sonra sildiği paylaşımıyla ilgili haber de yapmadılar.

İmamoğlu’nu destekleyen medya kuruluşları da verilere objektif yaklaşamadılar; hakkında olumsuz olabilecek bilgilerin doğru olabileceğini kabullenemediler. En son İmamoğlu’nun kendi sözlerini bile aleyhte yorumlamamaya gayret gösterdiler. Şüpheci gazetecilik yapamadılar…

Böylesi taraf gazetecilik tuttuğu tarafa da zarar verir. Gazetecinin görevi doğruyu söylemek, gerçeği ortaya çıkarmak için çaba göstermektir. Bu işlevi sayesinde hatalardan korur ve yeni hatalar yapılmasını önler… Aksi halde herhangi bir futbol takımı taraftarından farkı kalmaz gazetecilerin.

Faruk Bildirici / 14 Haziran 2019

***

Ekrem İmamoğlu’nun basın toplantısındaki o bölümün deşifresi:

Gazeteci- Benim bir sorum olacak VIP kriziyle alakalı. Siz polislerle helalleştim dediniz. Ama polis tutanağına geçen bir cümle de var. "Polislere hitaben ’Bu sizlik bir durum değil ama bu Vali affedersiniz itlik yapmıştır, kendisine aynen iletin” gibi bir cümle var. Böyle bir cümle ağzınızdan çıktı mı? Çıktıysa eğer özür dileyecek misiniz?

İmamoğlu- Şimdi bakın ben size bütünüyle olayı anlattım. Ruh halimi anlattım. İçeride söylediklerimi anlattım. ’Kurban olayım gidelim, Sayın Vali Bey’e rütbe taktırmayalım’ı da anlattım. Oraya gittim polislere ’Sizinle bu işin hiçbir alakası yoktur’. Çünkü itişler kakışlar olmuştu uzaktan gördüğüm kadarıyla, onlara da gereken ifadeyi söyledim. Ben 20 konuşma yaptım o gün. Tam 20 konuşma. Yanımda olan insanlar, sesimin çıkmadığını, bazı kelimelerin yarısının çıktığını, yarısının çıkmadığını çok iyi biliyorlar. Hatta Ordu konuşmamda, dura dura, bazı kelimelerin yarısının çıktığı, yarısının çıkmadığı şekliyle mitingini tamamladığımı da biliyorum. Tekrar ifade edeyim. Ben valinin basitliğine, gereken ifademle orada işarette bulundum. Polisin ne anladığı, ne anlamadığı beni ilgilendirmiyor.

Gazeteci- Bu cümle mi çıktı olarak algılayalım?

İmamoğlu- Ben basitliği ifade ettim.

Gazeteci- Peki, o basitliğe hitaben bir özür açıklaması olacak mı?

İmamoğlu- Ne için özür? Bize yapmış olduğu tuzaktan dolayı Vali Bey bizden özür dileyebilir, bekliyoruz zaten.

Gazeteci- Özür dilemeyeceksiniz yani.

İmamoğlu- Hangi kısmıyla ilgili özür dileyeceğim?

Gazeteci- Bilmiyorum.

İmamoğlu- Polisin ayağına basmışsam özür dilerim ya da polise bir ters tavırda bulunduysam özür dilerim. Ama ben gittim polisten helallik istedim. Size bir hata yapıldıysa kusura bakmayın dedim. Size yapılan bir şey değildir bu. Zaten polis alınan talimata göre hareket ediyor.


Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).