VALİLİĞİN YANLIŞI HABERDE TEKRARLANDI

Sivas katliamının her yıldönümünde aynı rakam karmaşası yaşanıyordu. Haberlerde, Sivas’ta katledilenlerin sayısı bazen 33, bazen 35 ya da 37 olarak veriliyordu. Bu rakam karmaşasına son veren, konunun net biçimde anlaşılmasını sağlayan Sivas Valiliği’nin bir hatası oldu.

Aydınların öldürüldüğü Madımak Oteli, kısa süre önce Bilim ve Kültür Merkezi haline getirildi; binanın girişinde bir "Anı Köşesi" düzenlendi. Bu köşeye konular plaketin üzerine 2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta yaşamını yitiren 37 isme yer verildi!

Alevi örgütleri, "Olayda ölen iki saldırganın ismi, katlettikleri aydınlarla yan yana yazılmış" diye tepki gösterdiler. Madımak’ta o kara günde yaşamını yitiren şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok da faillerle kurbanlarının aynı listede yazılmasını isyan etti:

"Gerekirse oraya gider o plaketi sökerim. Beni buna mecbur etmeyin. Bir zahmet siz kaldırın. Hemen."

Sivas Valisi Ali Kolat, plaketi kaldırmak yerine "insan merkezli baktığımız için hiçbir ayrım yapmadık" demekle yetindi. Valinin failler ve kurbanları eşitleyen bu "insan merkezli bakışı" ve plaketteki isimlerle ilgili geniş bir tartışma başladı. Anma törenlerinden önce günlerce sürdü bu tartışmalar…

O kadar yazılıp çizilince olayda yaşamını yitirenlerin sayısıyla ilgili karmaşa da ortadan kalktı. Anlaşıldı ki, olaylarda yaşamını yitirenlerin toplam sayısı 37. Ama bunların 35’i kurban, ikisi faillerden. Kurbanların da ikisi otel görevlisi, 33’ü aydınlardan. Nitekim bugüne değin bazı Alevi örgütleri açıklamalarında 33, bazıları da 35 rakamını kullanıyordu.

Bundan sonra ne beklersiniz? Bu yılki anma törenleriyle ilgili haberlerde sayılar doğru kullanılsın! Artık kaç "kurban" olduğu konusunda tereddüt kalmadı, değil mi?

Ama maalesef Hürriyet’te 3 Temmuz’da çıkan Sivas’taki etkinliklerle ilgili haberin başlığında "37 kurban anıldı" diyordu. Böylece valiliğin hatası tekrarlanmış, ölen iki saldırgan da yine "kurban" olarak nitelendirilmiş oldu.

Merak ettim, acaba önceki yıllarda nasıl verilmişti bu anma törenleri? Arşivleri açıp baktım. 1993’te katliam haberi "Sıvas’ta ’Aziz Nesin’ isyanı: 35 ölü" manşetiyle verilmiş. Olaydan tam bir yıl sonra bu sayı değişmiş. 3 Temmuz 1994’te Hürriyet’in birinci sayfasında "Sivas’ta hüzünlü yıldönümü" başlığı ve tam altında bir spot var:

"Sivas’ta, Madımak Oteli’nde geçen yıl yakılarak öldürülen 37 aydın, dün sakin geçen törenlerle anıldı."

Kurbanlarla failleri karıştırmakla kalınmamış, bir de iki saldırgan "aydın" sınıfına dâhil edilmiş. Bu yanlış sonraki yıllarda da benzer şekilde devam etmiş. Geçen yılki haberin başlığında da "...37 kişi dün ilk kez devlet yetkililerinin katılımıyla anıldı" deniliyor.  

Demek, Sivas Valiliği’nin Madımak’taki o plakette yaptığı yanlışı, Hürriyet’te yıllardır tekrarlıyor…

 

KAHN ÖRNEĞİNİN ŞİKE HABERLERİNE KATKISI

IMF eski Başkanı Dominik Strauss Kahn ile ilgili yargı süreci gazetecilik açısından son derece öğreticiydi. Günlerce süren o haberlere bakılırsa Kahn’ın, oteldeki temizlik görevlisi kadına tecavüze kalkıştığı neredeyse kesindi.

Kahn’ın serbest bırakılma kararının verildiği sabah CnnTürk Haber Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Boratav, ekrandaydı. Kahn ile ilgili gelişmeyi yorumlarken "Bu olay masumiyet karinesinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Masumiyet karinesini, hatırlamakta yarar var" saptamasında bulundu. Boratav’ın sözleri Türkiye’deki gazetecilere ve son yıllarda medya eliyle yürütülen "yargısız infaz" lara bir göndermeydi aslında.

Evet, dokunulamayanlar dokunulur hale geldi; yargı tabuları yıkarak korkusuzca her alana girebiliyor ama özellikle siyasi davalarda son derece sakıncalı bir mekanizma işliyor. Gözaltına alınan kişilerle ilgili polisteki savcılıktaki belgeler, bilgiler ve telefon dinlemeleri, belirli medya organlarına servis ediliyor. İnsanlar, bir savcı ya da polis şefi üslubuyla yazılan haberlerle peşinen mahkûm ediliyorlar.

Aynı mekanizma ağırlıklı olarak Fenerbahçe yöneticilerini kapsayan futboldaki şike operasyonunda da işledi. Dosyadaki belgeler, bilgiler, takip fotoğrafları, telefon dinlemeleri, görüntüler, ilk günden itibaren medyaya yansıdı. Elbette bu bilgilerin bir kısmı gazetecilik faaliyeti sonucu elde edilmiştir ama birilerinin bir "sızdırma" amacı olduğu da açık. Hatta sızdırmayla da yetinilmedi, Emniyet Müdürlüğü, bazı görüntüleri resmi açıklamayla dağıttı. Emniyet’in açıklamasına bakılırsa "Süper Lig ve Bank Asya Birinci Ligindeki toplam (19) maçta şike ve teşvik faaliyetleri tespit edilmiş ve delillendirilmişti"! Sanki yargılama yapılmış, mahkûmiyet kararı verilmiş, onu duyuruyorlardı!

Hafta içinde gerek Fenerbahçe yöneticilerini savunan, gerekse suçlayan onlarca ileti geldi. Kimisi takımlarının haksız yere suçlandığına inanıyor, "soruşturmanın gizliliği ilkesine" dikkat çekiyordu. Kimileri de gözaltına alınanların suçlu olduğuna çoktan karar vermiş; haberleri yetersiz buluyordu.

Her şeyden önce "soruşturmanın gizliliği"  bir gazetecilik ilkesi değildir. Bu ilke, yargı mensuplarını, emniyet güçlerini bağlar. Onlar gizliliği sağlamakla yükümlüdürler; gazeteciler de o bilgilere ulaşmakla…

Aslına bakarsanız gazetecilik mesleği, gizliliğe düşmandır. Özel yaşam ve insana dair bazı özel haller dışında gizliliğe uymak zorunda değildir gazeteci.  

Futbolda şike operasyonunda da aynı ilke geçerlidir. Operasyon ile ilgili bilgi sızdırılıyor ya da elde ediliyorsa "Aman soruşturmanın gizliliğine uyalım" denilerek yayımlamamak düşünülemez. Önemli olan nasıl yayınlanacağıdır. İlk yapılması gereken, o bilgileri kontrol etmek, doğruluğuna iyice emin olmak; resmi bir açıklama bile olsa muhatabının iddialara karşı görüşünü almaktır. İkinci olarak da yazarken dikkatli bir üslup kullanmak, peşin yargı ifadelerinden kaçınmak gerekir.

Zira ortaya çıkan kanıtlar ne olursa olsun biz gazetecilerin işi insanları mahkûm etmek değildir. Masumiyet karinesini unutursak insanlara onarılmaz zararlar verebiliriz. Galibe en iyisi Kahn örneğini belleklerimizde canlı tutmak...

 

OKURA PARAŞÜT YANITI

Sinan Akdağ adlı okur, oyuncu Engin Altan Düzyatan’ın Kelebek’te kullanılan fotoğrafında hata olduğunu savunuyor; "Düzyatan’ın paraşütle atladığı yazıyor ama fotoğraftaki paraşüt değil ’motorlu yelken kanat’ (Powered hang glider)" diyordu. Hürriyet Magazin Müdürü Selim Akçin, bu eleştiriyi şöyle yanıtladı:

"Engin Altan Düzyatan, o atlayış için ’Paraşütle atlayış yaptınız. Neler hissettiniz o an" sorusuna şu yanıtı verdi: ’Evet, çekimlere başlamadan önce atlayış yaptım, inanılmazdı. İlk kez denedim. 12 bin feet’ten, tandem atladım. Arkanızda bir paraşüt vardır, sırtınızda da bir hoca size eşlik eder.’

Ayrıca paraşütle atlama anı internette de mevcut."

 

OKURDAN K ISA KISA:              

Nur Ala: "Uygurlar burada uygarlık nerede" haberiniz için teşekkür ederim, bizim sorunlarımıza yer vermişsiniz. Ancak orası Çin değil, Doğu Türkistandır. Bu insanlar oraya gökten inmedi, oranın sahipleri. Doğu Türkistan’dan kaçmak zorunda kaldım, yıllardır vatanıma gidemiyorum. Lütfen sesimize ses katın.

Murtaza Palabıyık - Devrim Bozoklu - Ayşe Baran: 6 Temmuz günü şehit olmuş iki askerimizin yerde yatan fotoğraflarını yayınladığınız için sizi kınıyorum. Şehitlerimizi bu şekilde gösteremezsiniz. Sizi şehit ne demek, ona nasıl saygı gösterilir, yeniden düşünmeye davet ediyorum. Askerlerimiz ve milletimiz üzerinde çok üzücü etkiye sebep oluyor.

Erkan Gülmez: 5 Temmuz 2011 tarihli Hürriyet gazetesi 3. sayfada çıkan haberde, intihar eden astsubay Orhan Emin Biçer’in yalnız yaşadığı ve 68 yaşında olduğu kısmı yanlıştır.  Maalesef kendisi kayınpederimdir, karşı dairemde 40 yıllık eşi ve kızı  ile beraber yaşıyordu. 68 değil, 61 yaşındadır.

Aziz Naci Doğan: 30 Haziran tarihli Hürriyet’te sanat sayfasında "Shakespeare esrarkeş miydi" diye bir haber vardı. Shakespeare gibi insanlığın ortak değeri olan bir şahsiyet ile ilgili olarak böyle bir suçlamada iddiada bulunmak bu kadar kolay olmamalıydı.

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET / 11 TEMMUZ 2011

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).