TİRE KÖFTESİ REKLAMI

Turuncu ekindeki "En güzel köfte: Tire köftesi" yazısının, Tirelilerin dikkatini çekmesi kaçınılmazdı. Nitekim Arun Özcan adlı okur eleştirdi bu yazıyı:

"Mert Temizkan’ın yazısında bu köftenin özelliğinin sadece kuzu etinden yapılması yazıyor ki bu doğrusu. Migros’un aynı sayfada ve bu yazının yanında Tire köftesi reklamında yüzde 100 dana eti, ekmek içi, soğan ve baharatlardan yapıldığı belirtilmektedir. Böyle Tire köftesi olmaz. Ya aslına uygun yapılması veya bu köfteye ’Migros usulü Tire köftesi’ gibi başka isim verilmesi, müşteriyi yanlış bilgilendirmemek bakımından uygun olacaktır."

2 Şubat tarihli Turuncu ekindeki o yazıyı görünce ben de şaşırdım. Yazının yanında Migros’un reklamı yoktu! Okurumuz, Temizkan’ın imzasıyla çıkan yazının bir bölümünü Migros reklamı sanmıştı!

Fakat okurun, reklam ile haberi karıştırması son derece doğaldı. Zira baştan aşağı, Migros’un çıkardığı Tire köftesine övgüler düzülüyor; hatta "Sadece Migroslarda paketlenmiş, hijyen şekilde bulunabilen Tire köftesi.." deniyor; ürünün reklamı yapılıyordu. Ama bu bilgi de doğru değil. Birçok markanın paketlenmiş Tire köftesi yıllardan beri piyasada.

Gazetecinin imzasıyla reklam yapılması yanlışı bir yana Turuncu, zaten her hafta Migros reklam ve reklam-haberlerinin yer aldığı bir ek. Hürriyet internetteki sayfa da Migros’un özel alanı görünümünde. Migros’un sponsorluğuyla ilgili bir açıklama veya not yok gazetede. Tam tersine bu ekin "tüketiciyi bilgilendirmek amacıyla çıkarıldığı" belirtiliyor. Öyleyse doğruları yazmak ve haber görünümünde reklam yayımlamamak zorunlu. Güncellenen Yayın İlkeleri de bu konuda çok açık ilkeler benimsiyor:

"İlan ve reklam niteliğindeki yayınların bu nitelikleri hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilir. Haber veya yazının unsurlarından olmadığı sürece şirketler ile ticarî ürünlerin isim ve markası kullanılamaz. İlân - reklâm kaynaklarından herhangi bir telkin, tavsiye ile haber yapılmaz."

Bu ilke, sektör eklerinin sponsorlarının okura ilan edilmesini, buralarda reklam kaynaklarının telkiniyle haber ve yazı yazılmamasını gerektiriyor. Aksi halde reklam kaynaklarının Hürriyet gibi büyük bir "marka"nın güvenilirliğini kullanmasına izin vermiş; ilkelerimize ve gazeteciliğin doğasına aykırı davranmış oluruz. Buna hakkımız yok.

 

Surlardaki gazetecilik açığı

Yunanistan’da ekonomik kriz patladığında, medyanın görevini ihmal edip etmediği tartışması başlamıştı. Yunan gazeteci Alexis Papachelas, Kathimerini’de çıkan "Gazetecilik açığı" (*) başlıklı yazısında medyasının krizdeki sorumluluğunu açık yüreklilikle sorguluyordu:

"Bugünlerde pek çok kişi bize kızgın. Hakları da var. Sektörümüzde pek çok kişi, ticari çıkarlarını asıl görevlerinin üstünde tuttu ve gerçekleri dobra dobra söylemedi. Siyaset ile gazetecilik arasındaki sınırın silikleşmesine izin verdik. Ciddi televizyonlarda bile ağzı olan herkesi konuşturarak, popülist gevezeliğin ciddi tartışmanın yerini almasına izin verdik. Ülkenin niye bu duruma düştüğünü konuşurken, medya kültürümüzde niye açık olduğunu da tartışmalıyız."

Papachelas’ın saptamaları, aşağı yukarı Türkiye medyası için de geçerli. Bir ekonomik kriz değil ama Amerikalı turist kadın Sarai Sierra’nın öldürülmesi, sosyal konulardaki "gazetecilik açığı"nı sergiledi. Emniyet görevlileri gibi medya da Bizans surlarının suç merkezi haline geldiğini bu cinayet sonrasında fark etti. Düşünün, Türkiye medyasından çok "İstanbul medyası" işlevi gören medya, İstanbul’un merkezindeki güvenlik sorununu fark edememiş! 

Gazetecilik açığı olduğu aşikar. Bizim işimiz sadece tüten dumanı görüp yangın yerine koşmak değil. Gazeteci, dumanı tütmeyen sorunları önceden fark edip, insanları uyarabilen meslek erbabıdır.

(*) Gazetecilik açığı, Haluk Şahin, Radikal, 7 Mayıs 2010.

 

Okurdan kısa kısa:

Beyza Eryürek: Kelebek ekinizde her pazar "Sokak Modası" başlığı altında yayınladığınız köşe, sokaktaki modayla hiçbir alakası olmayan "ünlü"lerin giyime harcadıkları paralar hakkında bilgi vermekten öteye gitmiyor. Ne kadar etiktir? Kısacası, "Sokak Modası" başlığıyla alakası olmayan bir garabettir.

Behzat Rızvani: 8 Ocak’ta manşette "Yorgo’ya özel Türk kredisi" başlığını
Hürriyet’in büyüklük, emsal ve vakarı ile uygun buldunuz mu? Kerem sahipliği söz konusu ise daha mütevazı bir başlık atılamaz mıydı?

Barış Özkul: "Türkiye’nin en komikleri" anketinde objektif bir sıralama yoktu; alfabetik sıraya göre Ahmet Kural’ın ilk sırada olması gerekirken nedense Cem Yılmaz ile başlanmış. En komiği sizsiniz...

Dilek Evyapan Akkuş: "Mizahın Kralı" listesinde Kamer Genç’i görünce dumura uğradım. Kendi başına muhalefet yapmaya çalışan bir siyasetçi neden komedyen listesinde yer alıyor? İktidardan biri olsa koyabilecek miydiniz?

İsmail Özkahraman: Hürriyet internetteki "Öyle bir şey keşfetti ki" başlıklı haber doğru ancak bayat. 15 yaşındaki bu gencin buluşuyla ilgili haber Washington Post’ta geçen eylülde çıkmıştı. Huffington Post’ta böyle bir şey olsa ne olurdu acaba? Tarih verilmemesi tesadüf değil.

Ejder Karayağlı: Fanatik olmayan bir Galatasaray taraftarıyım. Son yıllarda gazetenizi Fenerbahçe yayın organı olarak görmeye başladım. Tarafsız bir gözle yayınlara bakarsanız görürsünüz. Lütfen biraz tarafsızlık ve eşitlik.

Şerif İlhan Kaya: Bugün (3 Şubat) öldürülen Amerikalı kadınla ilgili haberde koyu harflerle üst açıklamada üç çocuklu yazıyor; haberde ise iki çocuklu diyor.

Muzaffer Ersoy: Emlak ekinde Demet Cengiz, "Ya evde ses yalıtımı yoksa" yazısıyla toplumun yarasına el basmıştı. Ne yazık ki bu eke ara verildi, yazı kaldırıldı. Hürriyet hep havada dolaşmasın biraz da aşağılara eğilsin.

Not: Emlak ekinin yayınına ara verilmedi, artık aylık olarak çıkarılacak.

Ahmet Cemiloğlu: Gazetede haberler, renkli zemin üzerine dişi karakterlerle yazılınca okuyamıyoruz. Böyle hazırlanmış sayfalar son zamanlarda çok arttı.

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET / 11 ŞUBAT 2013

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).

Takip Edin

Video