TAVUK FOTOĞRAFI MÜSTEHCEN OLURSA

Bir tavuk fotoğrafının, hatta pişirilip tabağa yerleştirilmiş bir tavuk fotoğrafının müstehcen (!) olabileceği hiç aklıma gelmezdi. Okurumuz Oya Argun Özel’in gönderdiği iletiyi görünce çok ama çok şaşırdım:

"Civan Er’in, Hürriyet Pazar’daki ’Tarhun ve Tarhanalı Tavuk’ başlıklı yazısında kullanılan müstekreh (iğrenç) ve müstehcen resim nedeniyle tüm ilgilileri kınıyorum. Ölü bir havyanın gövdesinin böyle garip bir şekilde sergilenmesinin sağlıklı bir zihnin eseri olmadığını düşünüyorum. Hayatımda gördüğüm en zevksiz ve tiksindirici resimlerden birisi."

Anlayabilmek için birkaç kez okuduktan sonra, gazeteyi açıp "müstehcen tavuk fotoğrafı"na bir daha baktım. Doğrusu, fotoğrafta müstehcen bir taraf göremedim. Sadece pişmiş bir tavuk gördüm o kadar. Hem zaten bir tavuk fotoğrafı nasıl cinsel çağrışımlar yaratabilir ki?

Bu hafta müstehcenlikle ilgili başka bir okur eleştirisi daha gelmişti. Orada da polisin bir "fuhuş baskısı" sırasında yüzünü örtmek için tişörtünü sıyıran kadının çıplak vücudunun göründüğü fotoğraf eleştiriliyordu. Sezil Çeşmecioğlu adlı okur, 20 Kasım’da çıkan bu haber ve fotoğraf için "toplum sağlığı ve ahlakı ile kamu düzenini korumaktan çok, bunları tehlikeye atan nitelikte olduğunu düşünüyorum" diye yazmıştı.

Pişmiş tavuk fotoğrafında olduğu gibi, yüzünü örtmeye çalışan kadın fotoğrafında da bir müstehcenlik bulamadığımı söylemek durumundayım. Cinsel çağrışım uyandıran bir fotoğraf değildi o da.

Asıl ilginç olan, "müstehcenlik" ve "genel ahlak" ile ilgili okur maillerinin giderek artması. Bir blucin reklamında kullanılan fotoğraftan, bir magazin ünlüsünün mini etekli fotoğrafına kadar "müstehcenlik" nitelemesi yapılabiliyor gelen maillerde.

Müstehcenlik suçlaması artıyor da, Hürriyet, eskisine göre daha çok mu açık saçık (!) fotoğraf kullanıyor? Kesinlikle hayır. Hatta azalıyor bile diyebilirim. Hürriyet arşivleri bunun kanıtı.

Öyleyse sorun ne? Yoksa toplum giderek daha muhafazakar hale geliyor ve müstehcenlik anlayışının sınırları da genişliyor mu? Düşünmekte yarar var.

 

Buz hokeyi buz kesti

"Buz hokeyi buz kesti" başlıklı haber, Ankara Üniversitesi Buz Hokeyi Erkek Takımının sporcusu ve kadın takımının antrenörü olan Mattias Svensson’ın, bir arkadaşıyla masada samimi şekilde otururken çekilmiş bir fotoğrafıyla birlikte yayımlandı. 23 Kasım’da çıkan bu habere, 20’den fazla okurdan eleştiri geldi. Hürriyet internette habere yapılan 50’yi aşkın yorumun çoğu olumsuzdu. Twitter’daki protestoları ise saymadım. 

Haberi eleştiren maillerden ilki, Ahmet Günaşan’dan gelmişti. Fotoğrafın "çirkin" olarak nitelendirilmesine tepki gösteriyor, "Eğlence ortamında çekilmiş bir fotoğraf kime göre çirkindir?" diye soruyordu. Onur Turanal adlı okur, Mattias Svensson’ın, iki çocuğunun da antrenörlüğünü yaptığını belirtiyordu:

"Mattias, sorumluluk sahibi, efendi ve iyi niyetli bir çocuktur. O fotoğraftakilerin tamamı takım arkadaşıdır ve muhtemelen kazanılan bir maçtan sonra çekilmiştir. Bu olay, federasyon başkanına muhalif olan ve soruşturma sonrası görevden alınan önceki yönetim ve destekçilerinin yaptıkları saldırılardan biridir. Gazetemin böyle bir çekişmeye alet olmasına üzülüyorum."

Aralarında eşcinsel gruplardan isimlerin de bulunduğu bazı okurlar, "cinsel yönelimin ifşa edilmesinin nefret suçu olduğu" gerekçesiyle eleştiriyordu haberi:

"Kişilerin fotoğraflarını kamuoyu ile paylaşmak ve cinsel yönelimlerini rızaları olmaksızın ifşa etmek özel hayatın gizliliğinin ihlalidir. Bir erkeğin, başka bir erkeği öpmesini ’çirkin’ diye yargılamak, eşcinsellere yönelik nefret suçu işlemek ve eşcinsel cinayetlerini dolaylı olarak teşvik demektir. "

Okur Temsilcisi olarak haberde seksist bir dil kullanıldığını düşünüyorum. Zira haberde, fotoğrafa neden "çirkin" dendiğinin açıklaması yok; sadece "çıplak" ve "içki masasında çekilmiş fotoğraflar" denilmiş. Başka bir bilgi de verilmeyince Svensson’ın "tartışılan", hatta "isyan ettiren" yanının eşcinsel kimliği olduğu çağrışımı yapılıyor. Tabii eşcinsel olup olmadığını da bilmiyoruz.

Ama Mattias’ın fotoğraflarının, sadece arkadaşlarına açık bir Facebook sayfasında olmaması da önemli. Fotoğrafları, herkesin görebileceği bir alana koyduysa cinsel kimliğini gizleme gereği duymadığını gösterir.

Keşke haber yazılırken Svensson da aranıp suçlamalar hakkındaki görüşü alınabilseydi. Tek yanlı bir "suçlama" haberi yazılmamış olurdu.

 

Okurdan kısa kısa:

İzzettin Akbal: İnternet sayfanızda ve 23 Kasım’da gazetenizde manşet olarak kullanılan "Avukatın Kandil pozu" haberinizde Avukat İrfan Dündar’ı hedef seçmişsiniz. Fotoğraftaki kişinin İrfan Dündar olduğuna inanmıyorum. Bu tamamıyla KCK operasyonlarına ilişkin gözaltıları meşrulaştırmaktır.

Not: Avukatı Özcan Kılıç, Dündar’ın evindeki aramada bulunan fotoğrafın, Kandil’de değil, Hakkâri’deki bir piknikte çekildiği, silahın da ruhsatlı olduğu açıklaması yaptı. Kılıç, fotoğrafta Dündar’ın beyaz kısa kollu gömlek ve beyaz pantolon giydiğine dikkat çekti. Nitekim mahkeme de Dündar’ı serbest bıraktı.

Mustafa Hepekiz: 21 Kasım’da Hürriyet İzmir’de manşet olan "Tek teker imamın ünü sınırları aştı" haberinize güvenli ve ileri motosiklet sürüş eğitmeni olarak çok üzüldüm. Özendirip övdüğünüz şeye bakar mısınız? "Bodrum-Milas Karayolu’nda 200 km. hızla giderken ön tekerleğini kaldırıp 300 metre kadar giden imam Balkı, motosiklet kullanımındaki ustalığını gösterdi." Arşivinizi açın bakın bakalım kaç motosiklet kazası yazdınız 2011’de ölümlü? Bu haberi görüp bunu bir "şov" olarak algılayan kaç akılsız bunu deneyecek bakalım!

Erkan Demirel: Mecnun Odyakmaz’ın, Serhat Ulueren’e verdiği bilgileri 22 Kasım’da neden değiştirerek yayınladınız? Mecnun Okyatmaz, "Aziz Yıldırım ve bazıları maç öncesinde beni aradı, maçı kendilerine vermemizi istediler" diyor. Gazetenizde bu haber "Aziz Yıldırım ve birkaç kişi bize haber gönderip, maçı vermemizi istedi. Ancak telefonlarına çıkmadım" şeklinde yayınlanıyor. Ayrıca 3-4 paragraf aşağıda, "Aziz Yıldırımla telefonda görüştükten sonra" şeklinde devam eden cümle, görüşme içinde "tenakuz ifadesi" yaratıyor.

Ö. Bülent Doğruel: 21 Kasım’da Hürriyet’in 23.sayfasındaki "Arkadaşının annesinin cenazesinde" başlıklı haberdeki "..cenazeyi kıldıran" ifadesi yanlıştır. Cenaze namazı kılınır, cenaze namazı kıldırılır.

FARUK BİLDİRİCİ / 28 KASIM 2011 / HÜRRİYET

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).