TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ

KIRLANGIÇ YUVASI / 96

TAHTEREVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ

Tahterevalli, çocukluk günlerimizin büyülü sığınağıydı. Parkların köşelerine gizlenen küçücük oyun alanlarına konulan üç beş oyuncaktan biri mutlaka tahterevalli olur, öbür oyuncaklar bozulsa da tahterevalli hep sağlam kalırdı.

Tahterevalli ile büyüyen bizim kuşak, şimdi kendi çocuklarını bu oyuncakla tanıştırmakla meşgul. 1970’lerden itibaren yaygınlaşan çocuk parklarından çocuklarıyla birlikte eğlenen anne babaların şen kahkahaları yükseliyor zaman zaman.

Çocukların, büyüyüp anne babalarının etki alanından uzaklaştıkça vurdulu kırdılı bilgisayar oyunlarının müptelası olacakları düşünülürse erken yaşta tahterevalli ile haşır neşir olmalarında fayda var. Sanal âlemin dokunulamayan oyuncakları yerine, bütün gövdeleriyle bütünleşebildikleri elle tutulur gözle görülür gerçek oyuncaklarla eğlenmeleri daha güzel...

Elbette her oyuncağın çocukların kişiliklerinin gelişiminde katkısı vardır ama ben eskiden beri tahterevallilerin katkısının daha büyük olduğuna inanmışımdır. Tahterevallilerin öbür oyuncaklardan iki temel farkı vardır.

Birincisi tahterevallide tek başınıza oynayamazsınız. Tahterevalliye binebilmek için ikinci bir kişi daha gerekir. Bu açıdan bakıldığında paylaşmayı öğreten ve işbirliğini özendiren bir oyuncaktır. Partnerinizle uyumlu bir işbirliği geliştirebilirseniz tahterevalli harika bir oyuncaktır. Sanırım çocukları en fazla eğlendiren yanı da bu tarafıdır.

İkincisi tahterevallide hareket eden siz olursunuz, algılama düzlemi sürekli değişir.  Aşağı yukarı inip çıkarken ayağınızı vurduğunuz toprak ve çevreniz sabit kalır. Dolayısıyla siz onlara bir aşağıdan bakarsınız, bir yukardan. Siz yükseldiğinizde onlar alçalır, alçaldığınızda onlar yükselir. Partneriniz için de geçerlidir bu durum. Sırayla bir o yükselir, bir siz.

Tahterevalli ile büyümüş bir kuşağın ferdi olarak şimdi anlıyorum ki, tahterevalli bizim kuşağı fazlasıyla etkilemiş. Paylaşmayı ve işbirliğini öğretmesi bir yana yükselip-alçalma biçimindeki hareketi içimize işlemiş.

Bakıyorum da yaşamı hep tahterevallide sallanıyormuş gibi algılıyoruz. Olup bitenlere tahterevalliden bakıyoruz. Bir kişiyi, bir kurumu, bir davranışı alçaltırsak, hemen onun karşısındakini yükseltiyoruz. Zıt kutuplarda bile yer alsalar iki tarafı aynı anda yükseltmeyi ya da aynı anda alçaltmayı bir türlü beceremiyoruz.

Hatta bu algılama biçimi, yaşamımızda o kadar belirleyici hale gelmiş ki, siyasete bile böyle bakıyoruz. Bir partiye tepki duyuyorsak, hemen gidip karşısındaki partiyi güçlendiriyor, onu yükseltiyoruz.

Neredeyse son 20 yılımız böyle geçti. Bir o yana bir bu yana salınıp durduk, bir o partiyi yukarı çıkardık, sonra ondan bıkıp tepki olarak bir başkasını yükselttik. O, bu derken şimdi öyle bir noktaya geldik ki, hemen bütün partilerden, siyasetten sıtkımız sıyrıldı, siyasetin kendisini alçaltır olduk. Siyaset ve siyasetçiye atfedilen değerler iyice alçaldı.

Siyasetin karşısında, tahterevallinin öbür ucunda yüceltilen de sivil toplum örgütleri. Siyaset tamamıyla kapkara görülürken, sivil toplum örgütleri bembeyaz, tertemiz algılanıyor.

Oysa bu bakış gerçeğe tekabül etmiyor. Sivil toplum örgütleri de -tabii tamamıyla değil ama- siyasetten farklı bir durumda değil. Siyaset ne kadar çürümüşse, sivil toplum örgütleri de o kadar çürümüş durumda.

Siyaset nasıl memleket yararı bir yana bırakılıp kimi bezirganlarca rant kapısı haline getirilmişse, dernekler, odalar, vakıflar, sendikalar ve bilumum sivil toplum örgütleri de en az o kadar rant kapısı durumunda.

Kızılay Genel Başkanı Ertan Gönen ile sohbet ederken sormuştum. "Ne kadar maaş alıyorsunuz?" Gülmüştü soruma. "Bu gönüllü bir görev, maaş almıyorum" demişti. Sonradan öğrendim, doktor olmasına rağmen muayenehanesi de yoktu, tek resmi geliri emekli maaşıydı. Sorumun anlamsızlığını o zaman kavradım.

Geçen gün de gazetede okudum. Türk Kalp Vakfı Başkanı Çetin Yıldırımakın, tiryakilere sigarayı bıraktırmak için geliştirilen bir ilacın tanıtım toplantısında başrollerdeydi. Tamamen ticari bir toplantıda Kalp Vakfı’nın başkanı olan şahıs neden bulunur acaba?

Çetin Yıldırımakın da uzun yıllardır Kalp Vakfı’nın başkanı. Dikkat edin, benzer örgütlerde başkanlığı kapan kişi, 10 yıl, 20 yıl o görevde kalıyor, dişli birisi çıkıp kovalayana kadar da koltuğu bırakmıyor. Büyük sivil toplum kuruluşlarının başındakilere bakın hemen hepsi yıllanmış ya da yıllanmaya aday isimler...

Demem o ki, sivil toplum örgütleri de en az siyaset kadar irdelenmeye ve eleştiriye muhtaç durumda. Bunu söylerken de, amacım bu kez siyaseti yüceltmek değil, artık tahterevalliden inip bütünlükle görmek zamanının geldiğini anımsatmak...

Faruk Bildirici / Tempo / 3-9 Ekim 2002

 

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).