SORGU LABORATUARINDAKİ DANSÖZ

KIRLANGIÇ YUVASI / 16

SORGU LABORATUARINDAKİ DANSÖZ

Açık hava müzesini gezen kadın, üç adım ötesindeki taşın altından çıkan yılanla göz göze geldi. Gözlerini yılanın soğuk bakışından kurtarması birkaç saniyesini aldı. Sakin bir sesle yanındaki kocasına fısıldadı:

- Bak, yılan var orada...

Adam, karısının elini bıraktığı gibi belindeki silahına sarıldı. "Dannnn..." Tek atışta yılanın başını parçaladı! Tabancasını yerine koyarken, kısaca açıkladı. "Çıngıraklı yılandı, zehirlidir bunlar."

Kadın, macera filmlerine özgü bu sahnenin yanı başında olup bitmesinden şaşkındı. Etkilenmişti. Cemalinin eline sıkıca sarıldı. "Ne yaman bir polis benim kocam." Avucundan yükselen ısı dalga dalga yayıldı vücuduna...

O sıcaklık yıllarca devam etti. Evliliklerinin ilk yıllarında hep el ele dolaştılar. Sinemaya, alışverişe, dost ziyaretine giderken el temasını hiç kaybetmediler. İki çocukları oldu.

Önce operasyonlar girdi kocasıyla arasına. El ele gezmeler bitti, parça parça uzaklaştı Cemal. Gece yarıları eve geliyor, tabancası yastığının altında uyuyordu. Mermi hep namludaydı. Telsizi de sürekli açıktı, kodunun söylendiğini uykuda bile duyuyor, ayağa fırlıyordu.

O artık, siyasi suçluların sorgulandığı özel birimin amiriydi. Siyasi şubeye bağlı olmasına karşın ona sadece Emniyet Müdürü karışabiliyordu. Gizemli bir yerdi çalıştığı bölüm. Emniyet’in kapısından değil, arkadaki garaj kapısından giriliyordu. Üst katta Cemal müdürün makam odası ve büro kısmı vardı; alt katlarda ise sorgu salonları ve hücreler...

Özel birimin polisler arasındaki adı, "Derin Sorgu Laboratuarı"ydı, kısaca DSL.. Buradaki polislerin ortak özellikleri, alkol ve gece hayatına düşkün olmalarıydı. Eşleri, kocalarının evlerini ihmal etmelerinden yakınıyorlardı. "Fatma abla, bizimki pavyondan dost tutmuş" diyenler de çıkıyordu aralarından.

Polis eşlerini dinliyor, onlara sabırlı olmalarını öğütlüyordu. "Bakın ben de sizinle aynı durumdayım. Onlar vatanımızın düşmanlarını yok etmek için çalışıyor" deyip kendini örnek veriyordu. Yalan da değildi söyledikleri. Gece geç de gelse, gelmese de aynı sıcaklıkla sarılıyordu ona. Güveni tamdı kocasına.

Kolunda saatinin olmadığını fark ettiği gün de şüphelenmedi aslında. Sadece sordu."Saatin nerede?" Aldığı yanıta da hemen inandı:

- Bizim memurlardan biriyle Çankaya’da arabada içtik. Sızıp kalmışız, cam da açık kalmış. Ayıldığımda saatim, cüzdanım, kimliğim yoktu üzerimde. Çalmışlar...

"Bir emniyet amirinin cüzdanı da çalınır mıymış?" demeyi aklına bile getirmedi. Fakat kocasının eve gelmediği geceler giderek arttı. Eve uğradığı günlerde de eski yakınlığı yoktu artık.

Nadiren birlikte çıktıkları akşamlardan birinde lokantaya gittiler. Güzel güzel sohbet ettiler, dansa bile kalktılar. Birbirlerine sarılmış dans ederken, lokantanın sahibi başlarından aşağı bir tepsi gül boşalttı. Kocasının gözlerine baktı, mutlu görünüyordu.

"Seninle konuşmak istiyorum" sözlerine kötü bir anlam vermedi. "Ne olabilirdi ki?" Birlikte alt kattaki salona indiler, sakin bir köşeye çekildiler. Cemal, lafı dolandırmadı:

- Senden boşanmak istiyorum...

Aşk sözcükleri bekleyen kadın yıkıldı. Bir şey söyleyemedi, gözyaşları boşandı yanaklarından. Cemal de sarıldı ona. Susup kaldılar öylece...

Aradan birkaç gün geçti. Bir yemek sırasında yine aynı konuyu açtı Cemal. "Ayrılmamız gerekiyor" dedi. Sonra yine kapattı. Kurtulamadığı bir tedirginlik vardı üzerinde.

Bir hafta sonra İstanbul’a gittiğinde oradan aradı. Telefonda söylemek, yüz yüze konuşmaktan daha kolay gelmişti:

- Ayrılmamız gerek. Zor durumdayım.

- Hayatında başka bir kadın mı var?

- ...

- Ciddi misin? Çok istiyorsan gel boşanalım.

Uçağa atladığı gibi alelacele döndü Cemal. "Bir imza ver yeter" dedi. Birlikte, avukat arkadaşlarının bürosuna gittiler. Fatma, vekaletnameyi hiç konuşmadan imzaladı. 

Bürodan çıkarken Cemal, ellerini tuttu. "Sen benim karımsın, her zaman böyle kalacaksın. Bunu kimseye söyleme." Ne olduğunu anlayamadı! Acaba birileri tehdit mi ediyordu kocasını? Yoksa can güvenliği mi tehlikedeydi? Hiçbir sorusuna karşılık alamadı.

Sonraki aylarda her şey yine eskisi gibiydi. Vekâletnameyi yırtıp attığını söyleyen Cemal, her gece olmasa da eve geliyor; ona sarılıp yatıyordu.

Sakin günler uzun sürmedi. Olanları unutmaya yüz tutmuşken bir ziyaret sırasında duyduklarıyla alt üst oldu. Yanında oturan kadın, aniden kulağına eğildi:

- Kocanın bir dansözle ilişkisi var. Ondan çocuğu olacağı için seni boşamış...

Dünyalar başına yıkıldı. Demek vekâletnameyi yırtıp atmamış, habersizce boşamıştı kendisini! İnanamadı duyduklarına...

Hafiyeliğe başladı. Kocasının yakın arkadaşlarına sordu. Ağız birliği etmişçesine yalanladılar. Tatmin olmadı, araştırmayı sürdürdü. Vazgeçmeye hazırlandığı sırada bir telefon geldi. Aradığı "dansöz kadın" karşısındaydı:

- Ben Cemal’in karısıyım. Senden boşanıp benimle evlendi. Bir de oğlumuz oldu.

- Peki, benden ne istiyorsun?

- Bunları bilmelisin. Artık aşkımız bitti. Dün akşam eve geldi almadım, komşulara rezil oldu. Hâlâ senin kocan gibi davranıyor ama üç yıl önce hamile kalınca benimle evlenmek zorunda kaldı. Altı yıldır birlikteyiz biz.

Fatma, gerisini dinleyemedi. Dalıp gitti. DSL’de, Cemal’in emrinde çalışan "Çakal" lakaplı polisin karısının yakınmalarını hatırladı:

 - Kocamı emniyete girerken gördüm. Arabada sarışın bir kadın vardı.

Demek, o sarışın kadın "Çakal"ın değil, Cemal’in sevgilisiydi! Cemal’in ayrılırken DSL’nin yönetimini "Çakal"a bırakmasının nedeni de bu sırdaşlığıydı! Daha önemlisi dansöz kadının evlenmek için kullandığı tehditlerden biri hamileliği ise diğeri de DSL’de tanık olduğu işkenceler olmuştu anlaşılan...

Dansöz kadın, Cemal’den kurtulmaya karar vermişti. Fatma’ya telefon etmekle kalmadı, ertesi gün Emniyet’e gidip ortalığı birbirine kattı. "Ben Cemal’in karısıyım." Bununla da yetinmeyip gazetelere haber verince Cemal hakkında soruşturma açıldı.

Yardımına koşan yine Fatma oldu. Onu görünce Cemal’in omuzları düştü. "İşimi kaybettim" dedi. "Boşandığımızı neden bana söylemedin?" sorusunu da aynı mahcup tavırla yanıtladı:

- Seni kaybetmek istemedim...

- Merak etme senin yanındayım. Sana yardım edeceğim.

Güçlü kadındı. Söylediğini yaptı. Emniyet’in üst düzey yöneticilerine gidip, onu affetmeleri için çalıştı. Herkes şaşırdı. Aldatılan, kandırılan kadın nasıl olur da böyle konuşabilirdi? Emniyetçiler, karşılaştıkları bu tablodan etkilendiler; aile yaşamını düzeltmesi koşuluyla soruşturmayı kapattılar.

Cemal, dansöz kadından boşandı, bir kez daha evine döndü. Fatma yeniden evlenmeyi bekliyor, sık sık soruyordu. "Ne zaman evleneceğiz?" Her sorduğunda ise "Beş yıl evlenme yasağım var, biraz sabret" karşılığını alıyordu.

Aradan aylar geçti. Kocasının eve uğramadığı günler, geceler birbirini izlemeye başladı. İyice alkole batmıştı. Üçüncü sınıf pavyonlarda sabahlıyor, dansözlerle, fahişelerle düşüp kalkıyordu.

Sinirleri alt üst olmuştu, homur homur dolaşıyordu. DSL’de çalışıp da psikolojisi sağlam kalana rastlanmıyordu zaten...

O sevmeyi unutmuştu, Fatma onu evde boşuna bekliyordu...

Faruk Bildirici / Tempo / 21-28 Mart 2001

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).