OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ

KIRLANGIÇ YUVASI / 77

OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ

Cumhuriyet’i kuran kuşağın ana problemi, yeni bir ulus yaratmaktı. Türklüğün, bugünkü gibi Osmanlılık ile özdeş görülmesinden nefret ediyorlardı. Türklüğü, Osmanlı’dan arındırmaya, Türk ve Osmanlı kavramlarını birbirinden koparmaya çalışıyorlardı.

Türklüğe, Osmanlı’dan daha "şanlı" ve "bağımsız" bir geçmiş oluşturmak istiyor, Anadolu’da varolan kültürel değerleri de yeniden yorumluyorlardı.

Tarihi yeniden yazıyorlardı. "Ne varsa bu topraklarda övgüye değer, hepsi şanlı Türk’ün eseridir!" Oluşturdukları yeni bakışın özeti buydu.

Öyle ki, Osmanlı Musikisi de payını aldı bu süreçten. İmparatorlukta yüzyıllar boyu çalınıp dinlenen musikinin adı, göz açıp kapanana değin "Türk Musikisi" oluverdi.

Gerekçe yaratabilmek için de bu müziğin kökleri konusunda araştırmalara girişildi. En önemlisi, Hüseyin Sadettin Arel’indi. 1927 yılında "Türk Musikisi üzerine iki konferans", 1940 yılında da "Türk Musikisi kimindir?" adlı iki çalışmaya imza attı Arel.

"Türk musikisi"ni bin yıllık bir geçmişe yasladı. Musikinin kökenini, eski Yunan, Bizans, İran, Arap uygarlıkları dışında kalan, İslam öncesi Orta Asya’ya değin uzandırdı:

"Bizim için aranması lazım olan cihet, sanatımızın milliyetimize mahsus farikaları taşıyıp taşımadığı noktasına münhasırdır. Bu farikaların mevcudiyeti bir milli sanatın mevcudiyetini tasdik etmek için kâfidir. Elimizdeki musikinin ise asırlarca müddet Türk dehasıyla yoğrularak iktisap ettiği hususiyetler meydandadır."

Arel, bu bakışın sonucu olarak, "Türk musikisi"ne bin yıllık bir geçmiş oluşturdu. "Kökenini de eski Yunan, Bizans, İran, Arap uygarlıkları dışında kalan, İslam öncesi Orta Asya’ya, bütün bir İslam Doğu musikisini de Türk musikisine bağladı."(*)

Yıllar içerisinde "Osmanlı Musikisi" unutuldu, "Türk Sanat Musikisi" olarak belleklere yerleşti. Musikinin kökeni araştırmaları da hayli gerilerde kaldı.

"Göbek dansının kökeni" tartışmasını başlatmasaydı, kültürel alanda köken sorunu gündemden düşmüştü. Turizm Bakanlığı sayesinde Türkiye, eskilere geri döndü:

"Dansözler, Arap kültürünü yansıtıyor, Türk kültürüne ait değil. Turistik tesislerdeki Türk gecelerinde dansöz oynatılamaz."

Neymiş efendim, "Neden sıra geceleri, aşık atışmaları, folklor gösterileri yokmuş? Neden kına gecesi yapılmıyormuş?" Görünür gerekçeleri bu.

Dansözlerin yarı çıplak Türk kızları olması, böylesi bir köken değerlendirmesini ne kadar etkilemiştir bilemiyoruz. Ama bu vesileyle de olsa, anlamsız biçimde bir dansın kökeniyle uğraşmaları üzerinde durmaya değer bir gelişme.

Her şeyden önce "göbek dansı", turistik tesislerdeki Türk gecelerinden önce de vardı. Dansözler, yüzyıllardır, bu topraklardaki insanların eğlencelerini renklendiriyordu. Kültürün bir parçası haline gelmişti.

Dansözleri Türk gecelerine yakıştıramayanlar, ilginç bir rastlantıyla Arap olana karşı alerji duyuyorlar. Geçmişteki Türk tarih tezi savunucularıyla aralarındaki tek fark, onların Osmanlı ve özellikle Arap kültürünü ayıklamaya çalışması.

Günümüz Türkçülerinin ise Osmanlı’yı ayıklamak gibi bir kaygıları yok. Bu da "Türk geceleri"ndeki Osmanlı padişahlarına benzetilmeye çalışılan koca sarıklı, iri tespihli oyunculardan ve de fesli garsonlardan rahatsızlık duymamalarından belli...

Garip biçimde "Osmanlı’nın mirasçısı" hissediyorlar kendilerini. Osmanlı’nın kültürel mirasına sahip çıkmalarını anlıyorum ama siyasi mirasını üstlenmelerini kabullenemiyorum doğrusu...

 

(*) Bülent Aksoy, Türk Musikisinin kökeni, Tarih ve Toplum dergisi, Ağustos 1987.

Faruk Bildirici / Tempo / 23-29 Mayıs 2002

 

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).