MAHKEME NE DERSE DESİN

A. Metin Akkaya adlı okur 11 Temmuz’da gönderdiği iletide “Fenerbahçe’nin tarihi savunmasında son anlar” haberinde “Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, yönetim kurulu üyesi İlhan Ekşioğlu” yazıldığına dikkat çekmişti:

“Mahkeme kararı ile Aziz Yıldırım, Fenerbahçe Kulübü Başkanı ve İlhan Ekşioğlu da yöneticisi değildir. Bundan önceki haberlerde de bu ibare geçiyor. Hürriyet mahkeme kararlarına mı saygı duymuyor yoksa acemice mi davranıyor, anlayamadım. Aziz Yıldırım şu anda Fenerbahçe A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı. Lütfen insanların tarafsız ve doğru bilgi alma hakkına saygı duyunuz.”

Kabul etmeliyim ki, ben de bu maili aldıktan sonra hatalı davrandım. Konuyu yeterince incelemeden, bütün gazetelerin bu unvanı kullandığı yanıtını verdim. Okur görüşünde ısrar etse de üzerinde durmadım.

Fakat 20 Temmuz’da Hürriyet’in birinci sayfasında Aziz Yıldırım’ın fotoğrafı üzerinde “Yeniden başkan” yazıldığını görünce okurun o mailini hatırladım. Nasıl yani? Hürriyet’in haberlerinde zaten başkan değil miydi Aziz Yıldırım?

Yanlışlığın kaynağını bulabilmek için Hürriyet arşivine girdim; konuyla ilgili haberleri inceledim. 26 Haziran’da “Yıldırım çarpması” başlıklı haberde mahkemenin Aziz Yıldırım ile yöneticiler İlhan Ekşioğlu ve Şekip Mosturoğlu’nu kulüpteki görevlerinden uzaklaştırdığı bilgisi yer alıyordu. Aziz Yıldırım, mahkeme kararının tebliğinden sonra düzenlediği basın toplantısında “Futbol A.Ş.Yönetim Kurulu Başkanı” olarak konuşmuş, bu gelişme Hürriyet’in 28 Haziran’daki haberinde “Unvanı değişti” başlığıyla verilmişti. Hatta masaya konulan yeni unvanın yazılı olduğu kartın fotoğrafı da vardı sayfada. Ama aynı sayfadaki haberin içinde “Fenerbahçe Başkanı” unvanı kullanılmıştı.

Ondan sonraki günlerde de yaklaşım değişmedi. Sadece 2 Temmuz’daki bir haberde “Fenerbahçe Futbol AŞ. Başkanı Yıldırım” diye yazıldı. Yine de mahkemenin tedbir kararını kaldırması, 20 Temmuz’da “Yeniden başkan” başlığıyla verildi. Sanki bir gün önce “başkan” yazılmıyormuş gibi.

Oysa “Yeniden Başkan” yazabilmek için o güne kadar mahkeme kararını dikkate alarak “Futbol AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı” olarak yazmak gerekiyordu. Mahkeme kararına uymadan günlerce ”Fenerbahçe Başkanı” yazıp, tedbir kalkınca da yeni karara uyuyormuş gibi yapmak komik oldu.

Yanlış anlaşılmasın, sadece Hürriyet’te değil Posta, Zaman, Sözcü, Milliyet, Habertürk, Vatan, Taraf, Cumhuriyet, Bugün, Star, Radikal gazeteleri ve internette de mahkeme kararına rağmen “Fenerbahçe Başkanı Yıldırım” yazıldı o süreçte. Bu olayı, futbol haberciliğinin içinde bulunduğu durumu gösteren çarpıcı bir örnek olay olarak değerlendirmek yanlış olmaz sanırım. Aynı zamanda güç odaklarıyla medya ilişkisini de yansıtan bir örnek…

 

Gazeteciyi yanlış yönlendirenler

“Alevilere ölüm’ yazısına iki gözaltı” haberinde gözaltına alınan iki gencin Emniyet’teki sorgularında “bu yazıları yazdıklarını kabul ettikleri” belirtiliyordu. Ayrıca polisin zanlılara “çevredeki güvenlik kameraları ve Mobese görüntüleri”ni inceleyerek ulaştığı bilgisi yer alıyordu.

Başbakan Erdoğan da Ankara Mamak’ta Alevilerin kapısına yazı yazılmasını “kirli bir oyun” olarak nitelendirerek, “Bu yazıyı yazanların kanlı bir terör örgütünün mensupları oldukları, daha da ilginci ölümle tehdit ettikleri o mezhebin mensubu oldukları ortaya çıkıyor” değerlendirmesi yapmıştı.

Fakat suçlanan iki genç serbest bırakıldı; basın toplantısı düzenleyerek suçlamaları reddetti. Halkevleri Genel Başkan Yardımcısı Samut Karabulut da gönderdiği açıklamada, Hürriyet internet’in yanı sıra Zaman, Star gibi bazı gazetelerde de yayımlanan haberi eleştirdi:

“Gençler polisteki ifadelerinde suçlamayı reddetmiş. Kimi operasyonel basın, işi gençleri Halkevleri yöneticisi yapmaya, Gezi eylemleri ile irtibatlandırmaya kadar vardırmıştır. Oysa suçlanan gençler Halkevleri üyesi değil.”

İki gencin ifade metnini inceledim. Gerçekten ikisi de suçlamaları reddetmişler. Ayrıca olay yerinde Mobese kayıtları yok, sadece apartmanın güvenlik kamerası kaydı var; onda da gençler binaya girip çıkarken görülüyor.

Polis kaynaklı haberler, her zamankinden daha fazla dikkati, başka kaynaktan kontrolü (double check) ve belgeli çalışmayı gerektiriyor. Yönlendiren, yanlış bilgi veren kaynaklara karşı kendimizi ve okuru korumak için zorunlu bu.

Sadece Emniyet değil, diğer kaynaklardan gelen “fısıltılara” dayanarak haber yazmamak gerekiyor. Çünkü gazeteciye bilgi vermek istemeyen resmi kaynaklar, en fazla “Bilmiyorum” ya da “Yorum yok” gibi yanıtlar vermeli. Ama bunu yapmayıp, hem gazeteciyi yanlışa aracı kılmak hem de okuru yanıltmaya çalışmak bu dönemin bürokrasisinde yaygınlaştı maalesef. 

 

Basın bayramı mıydı?

Söz ustalıklarıyla bezeli kutlama mesajlarının anlamsızlığı “Basın Bayramı” vesilesiyle bir kez daha arzı endam etti fırtınalı gündemimizde. “Sansürün kaldırılışı”nı yıldönümünü kutlayan resmi açıklamaları müstehzi bir edayla dinlemek için medyanın Gezi protestosu sırasındaki halini hatırlamak yeterliydi.

Gezi protestoları, siyasi ve sosyal etkileri bir yana, medya açısından ciddi bir turnusol kâğıdı işlevi gördü. Geçen hafta ikinci kez toplanan Gazetecilere Özgürlük Kongresi sonuç bildirisinde eylemlerin bu yanına dikkat çekiliyordu:

“Gezi Parkı gösterileri, hükümetin, bazı medya patronlarıyla yaptığı işbirliği ve diğer bazı medya patronları üzerindeki baskısının yayın organlarını habercilik yapamaz hale getirdiğini bir kez daha göstermiştir. Kongre, bu durumun Türkiye’de gazeteciliği kemiren otosansürün en önemli nedeni haline geldiğine dikkati çekti ve hükümeti ve patronları editoryal bağımsızlığın güvence altına alınması için gerekli adımları atmaya çağırdı.”

Bildiride, okur temsilcileri ile ilgili de bir çağrı vardı; “Kongrede, Türkiye’de merkez medyada üç okur temsilcisi (ombudsman) olduğundan hareketle, medyada iç denetim ve gazetecilik ilkelerinin önemine vurgu yapan okur temsilciliği kurumunun geliştirilmesinin önemi hatırlatıldı.”

Okur Temsilciliği’nin geliştirilmesini geçtik, Sabah gazetesi Okur Temsilcisi Yavuz Baydar’ın işine son verdi. Hem de müthiş bir zamanlamayla “sansürün kaldırılışı”nın yıldönümünde!

Baydar’ın kovulma sürecini tetikleyen de Gezi eylemleriyle ilgili yazısıydı. Gazetesi, eleştirisini hoşgörüyle karşılanmak yerine cezalandırdı. Oysa Okur Temsilcisi’nin işi eleştirmek, yanlışları açıkça dile getirip, buradan artı değer üretmek. Açıkçası, gazetenin vicdanı olmak Okur Temsilcisi’nin asli görevi. Demek ki, ihtiyaç duyulmayan bir noktaya gelinmiş…

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET / 29 TEMMUZ 2013

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).