KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOK ETME

KIRLANGIÇ YUVASI / 79

KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOK ETME

Depremin, Türkiye’yi iliklerine kadar sarstığı günlerdi. Kâğıttan kaplanımız çökmüş, mutluluğumuz uçup gitmişti.

Yok olan çok katlı binaların, geniş mahallelerin, büyük kentlerin enkazını bile kaldıramıyorduk. Nutkumuz tutulmuştu neredeyse.

Güçlü bir rüzgâr esmeye başladı, hem de çok güçlü. "Yıkılmadık ayaktayız" diye başladı. Deprem bölgesindeki yıkılmışlığı görmezden gelmeyi öğütledi kimileri.

İlk zılgıtı, "Yeni depremler olacak" diyen bilim adamları yedi. "Halkı paniğe sevk etmeyin." Sanırsınız deprem uyuyan bir canavardı ve biz gürültü yaparsak ağzını açıp bizi yutacaktı.

"Susun, susun aman ses çıkarmayın." Görmüş geçirmiş, yaşları kemale ermiş devlet adamları bile katıldı bu koroya.

Böylece eski alışkanlıklarımız depreşti. Kötülükleri görmezden gelerek yok etme alışkanlığımız yeniden ortaya çıktı. Gerçek ne kadar karaysa, söylemimiz o kadar pembe oldu.

Ne de olsa Pollyanna öyküleriyle büyümüş kuşaklardık. Hatta Ceza yasasında "halkta panik ve korku yaratma suçu"nu barındıran, bunu iletişim araçlarıyla da hapis cezaları öngören bir ülkenin evlatlarıydık.

Depremi dışlamamız, yok saymamız zor olmadı. Depremi gündemin alt sıralarına ittik, görmezden geldik. Hayatımızın rutin akışına döndük.

Fakat biz ne kadar paniklemesek de hayat yeni bir oyun oynamaktan geri durmadı. Depremin gerçeğinin üzerine bir de ekonomik kriz geldi. Kriz, nasıl ekonomik göstergeleri dibe vurdurduysa, kötülükleri görmezden gelerek yok etme ideolojisini de tam tersine zirveye çıkardı.

Krizin en kötü günlerinde "Canlanıyoruz, canlanıyoruz" yaygaraları bastı ortalığı. Hele "Ekonominiz düzeliyor" diyenler, dışarıdan birileri ise daha da büyüttük balonları.

Farklı görüşler seslendirenleri, "Henüz dibe vurmadık, daha da batıyoruz" diyenleri susturduk. "Sus, moral bozma." Ekonomi çarkları moralden anlarmış gibi ekonomideki gerçekleri görmezden geldik. Yine sandık ki, biz görmezden gelirsek düzelecek her şey.

Giderek, kötülükleri görmezden gelerek yok etme yaklaşımı basit bir alışkanlık olmaktan çıktı. Bir ülke ideolojisi haline geldi. Hem de patenti bize ait yeryüzünde ender bulunur bir ideoloji...

Öyle benimsedik ki bu ideolojiyi, kendi içimizde mutluluk üretip yaşam enerjisi bulma çabasını aştı. Çoğu zaman ülkenin temel sorunlarında bile gerçekleri görmezden gelir olduk.

Bitlis’te askeri garnizonda bir er Kürtçe türkü söyledi, hemen valisi, bürokratı ayağa kalktı; "Yalan, Kürtçe türkü söylenmedi." Görmezden gelme, yazılmayınca olmamış sayma yanlışı kendini yineledi. "Ne olmuş söylemişse?" demedi kimse

21. yüzyıla girmiş bir Türkiye’de hâlâ farklı ulusal kimlikleri kabul görmezden gelirsen böyle yapmak zorunda kalırsın tabi. Sanırsın yıllarca "Kürt yok, karlara basarken kart kurt sesleri çıkınca kendilerine Kürt diyen Türk boyu onlar" dediler de onlar ulusal kimlik değiştirmiş gibi "Ben Kürdüm" diyenlere "Hayır sen Türksün" der geçersin.

Daha doğrusu deyip geçmeye çalışırsın da gerçekler laf dinlemez, kendi çarkını döndürmeye devam eder. Tıpkı Başbakan Bülent Ecevit’in sağlığında olduğu gibi...

78 yaşındaki başbakanımızın kendi sağlık sorununu algılama biçimiyle ilgili en çarpıcı teşhis bir psikiyatristten geldi:

- Güçlü kişilikler hastalıklarını kabullenemezler, kendilerine yakıştıramazlar.

Ecevitler’in sözleri bu teşhisi doğruladı. Rahşan Hanım, "Biz hasta olmayız" diyordu. Bülent Ecevit de 11 gün kaldığı hastaneden ayrılırken "Aslında önemsiz bir hastalıktan geçtim" açıklamasını yapıyordu.

Aslında bu sözler, Ecevit’in, "Kötülükleri görmezden gelerek yok etme ideolojisi"nin etki alanına girdiğinin somut göstergesi. Anlaşılan o ki, Ecevit de hastalığını görmezden gelerek yok etmeye çalışıyor.

Ancak onun her gün biraz daha ilerleyen hastalığını görmezden gelmesi, trafik kazaları kurbanlarının çarpma anında gözlerini kapamasına benziyor.

Gözlerini kapasa da çarpma mukadder...

Faruk Bildirici / Tempo / 6-12 Haziran 2002

 

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).