KADIN HABERLERİ MANİFESTOSU

“Ayşe katliamı” başlığını gören Ayşe’nin katliam yaptığını düşünebilir. Halbuki genç kız evlenmek için kaçınca bir akrabası, pompalı tüfeğine sarılıp dört kişiyi öldürmüş. Katliamın faili o adam geri planda.

Medyada erkek bakışıyla yazılan haberlerin tipik bir örneği bu. Babıâli günlerinden kalan “Kadın sattırır” anlayışının da etkisiyle kadınlar, haberlerin vitrinine alınıyor hep. Kurban olsa da kadın başlıkta, fail olsa da. Erkek fail saklanıyor.

Kadınlara yönelik şiddette de basmakalıp bahaneler hazır; töre cinayeti, aldatan kadın, aşk baskını, kız kavgası. Oysa Hürriyet, kadına yönelik erkek şiddetine karşı kampanya yürüten, bu konuda öncü rol üstlenen bir gazete. Kadın okurlar, haklı olarak, erkek diliyle yazılan haberler görmek istemiyor; “kadın odaklı habercilik” bekliyor. Peki bunu nasıl yapacağız? Dikkat edilmesi gereken bazı noktaları saptamaya çalıştım:

  • Kadın odaklı habercilik için cinsiyetçi dilden uzaklaşmak şart. Bilim adamı, siyaset adamı, işadamı gibi sözcükler bu işleri erkeklere özgü alanlarmış gibi gösterir. Olumlu bütün özellikleri erkeklere atfeden “elinin hamuru”, “erkek sözü”, “etek giymek” benzeri deyimlerden kaçınmalıyız.
  • Kadınları küçümseyen, yeteneklerini sorgulayıp bazı işleri yapamazmış gibi gösteren ifadeler yazmamak gerek. “Kadın sürücü kaza yaptı” gibi kadınlara olumsuzluk atfeden başlıklar kullanmak da ayrımcılık olur.
  • Haber değeri ölçütüne uymayan ve kadınları cinsel nesne olarak gösteren fotoğraflar vermemeliyiz. Özellikle polisiye haberlerde mağdur kadın fotoğraflarını haberin vitrini haline getirmemeliyiz.
  • Eşitlikçi yaklaşım, haber ve fotoğraflarda kadınların hayatın her alanında varolmasını, doğal bir insanlık durumu olarak yansıtmayı gerektirir. Kadınlara mutfak, çocuk bakımı ve ev işleriyle sınırlı, geri planda bir “toplumsal rol” biçmemeliyiz. Ekonomik kriz, işsizlik gibi konularda kadınların sorunlarını da aktarmayı ihmal etmemeliyiz.
  • Kadına yönelik şiddet haberlerinde özendirici olmamalı, mazeret üretmemeli, örnek oluşturmamalıyız. Şiddet mağduru kadınları korumak için kimliklerini kodlayarak ya da fotoğrafını mozaikleyerek de olsa vermemeli; şiddet gösteren erkeği haberin öznesi haline getirmeliyiz.
  • Tecavüz ya da tacize uğrayan, şiddet gören kadınlara yaşadıkları saldırıyı gereksiz ayrıntılarla anlattırarak, travmayı artırıcı etkide bulunmamalı, haberleri bu ayrıntılarla şiddet pornosuna dönüştürmemeliyiz.
  • Haberin tamamlayıcı unsuru olmadığı sürece kadın uzman, kadın pilot ya da başarılı kadın benzeri cinsiyet belirten tanımlara yer vermemeliyiz. Haberlerde gerekmedikçe kadınların fiziksel, sosyal ve medeni durumunu belirtmemeliyiz. Namuslu, fahişe, lezbiyen, bakire gibi tanımlamalarla kadınlar arasında kategoriler oluşturmamalıyız.

 

Çocuk haberlerinin farkı

“Tecavüz bebekleri” haberi, okurlardan tepki aldı. 17 Mart’ta Hürriyet Pazar’da çıkan bu haberi eleştiren okurlarımızdan Sevgi Özkan, “Haberin başlığı ile bebeklerin fotoğraflarının açık kullanılmasının çocuk haklarına aykırı olduğunu” savundu. Çocuk haklarının içselleştirilmesi için çalışan bir sosyolog olan Özkan, medyanın çocuk haberlerinde dikkat etmesi gereken bazı ilkeleri şöyle sıraladı:

- Bu haberlerde çocuğun yararı gözetilmeli, çocuk oldukları dikkate alınmalı,

- Çocuk ve annesini deşifre eden buzlanmamış fotoğraf, yer ve kimlik bilgilerinin mağduriyeti artırıcı etkisi unutulmamalı,

- Suçlu arama kolaycılığının çocuk mağduriyetini arttırdığı gözardı edilmemeli,

- Çocuk mağduriyetini kanıksatmayan bir haber dili kullanılmalı,

- Sansasyonel çocuk suçlarında, yargılama süreci izlenip toplumla paylaşılmalı.

Haberi yazan Gülden Aydın da üzüldü kendisine ilettiğim eleştirilere. Aydın, bu değerlendirmelere özetle şu yanıtı verdi:

“Birinci sayfada kullanılan açılış fotoğrafı, Corbis Fotoğraf Ajansı’ndan alınmıştır. Ama kaynak belirtilmediği için okurda habere konu olan yurtta çekildiği kanısına yol açmış olabilir. İç sayfadaki fotoğrafta da bebeğin yüzünün mozaiklenmesi maalesef atlanmış. Haberin başlığında dahlim yoktur ancak editör arkadaşlarımız da biraz sert olduğunu kabul ettiler.”

Keşke “Tecavüz bebekleri” başlığı kullanılmasaydı haberde. Ya da yurdun adı verilmeseydi. O yurttan evlat edinmek isteyenler bu başlıktan olumsuz etkilenebilir. O masum bebeklerin yaşamı zaten zor olacaktı; şimdi bir de annelerine karşı işlenen korkunç suçtan dolayı damgalanmış oldular.

 

Hani bedava propagandaydı?

Başbakan Erdoğan, geçen yıl bir televizyon programında medyanın terör haberleriyle ilgili tutumunu eleştirmişti: “Terörün en önemli hedefi propagandasını yaptırmaktır. Bu propagandayı adam bedava yaptırıyor. Bunları (ademe) yokluğa mahkûm etmek durumundayız. Terör haberini küçük değil, hiç görmemek gerek.”

Erdoğan’ın bu sözleri o dönemde çok tartışıldı; biz gazeteciler, “medyanın terör haberlerini hiç görmemesinin doğru olmayacağını” savunduk. Şimdi bakıyorum, AKP Genel Merkezi ve Adalet Bakanlığı’na yönelik saldırıyla ilgili haberler, medyada hayli geniş biçimde yer alıyor. Bunu körükleyen de hükümet ve parti yöneticilerinin birbiri ardına gelen açıklamaları, basın toplantıları.

Bu tutum “terör haberlerinin hiç görülmemesinin” yanlışlığının kabulü olsa gerek. Başbakan Erdoğan’dan bu yönde tepki gelmemesi de bunun kanıtı.

Umarım “İmralı zabıtları”nın yayımlanmasının gazetecilik olduğunu savunan Hasan Cemal için söylenen “Batsın sizin gazeteciliğiniz” yaklaşımının yanlışlığı da çok geç olmadan kabul edilir. Eminim büyük hakem zaman, bu sözlerin rüzgârıyla köşesinden olan Hasan Cemal’in lehine karar verecek. Ama ne yazık ki, basın ve düşünce özgürlüğünün aldığı bu yeni darbenin izleri silinmeyecek.

FARUK BİLDİRİCİ / 25 MART 2013 / HÜRRİYET

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).