GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA

KIRLANGIÇ YUVASI / 99

GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA

Kuşkusuz, Türkiye savaş yangınının en yakından hissedileceği ülkelerden biri. Savaş ateşi bizi de kavuracak. Belki de Irak’tan sonra en büyük zararı Türkiye’ye verecek.

Yine de anlaşılması zor bir sessizlik hüküm sürüyor. Sanki savaşın ayak sesleri duyulmuyormuş gibi, Türkiye’nin dört bir yanından savaşa karşı isyan çığlıkları yükselmiyor. ÖDP ve avukatların, İstanbul’da düzenlediği küçük çaplı iki yürüyüş dışında hiçbir hareket yok.

Oysa savaş yaklaştıkça savaşa karşı dalga da yükseliyor tüm dünyada. Vietnam savaşı yıllarından bu yana dinlenmeye çekilen barış yanlıları yeniden harekete geçiyor, dünyanın dört bir köşesinde binlerce insan yollara dökülüyor.

Paris, Berlin, Brüksel, Napoli, Belfast, Bilbao, Sidney, Tahran, San Sabastian, Melbourne, Kano, Kalküta’da protesto yürüyüşleri düzenlendi, on binlerce insan savaşa karşı sloganlar haykırdı.

Hatta savaşa karşı en güçlü ses, Amerika’nın savaş senaryolarında yardımcı rollerde oynayan Blair hükümetinin işbaşında bulunduğu İngiltere’den yükseldi. Londra caddeleri yüz bine yakın barış yanlısının protestosuna sahne oldu.

Daha önemlisi, 11 Eylül’ün sisleri dağıldıkça, Irak’a karşı askeri müdahaleye Amerikan halkının verdiği destek de azaldı. Giderek yanıtı aranan soru işaretleri çoğaldı, aykırı sesler güç kazandı.

Aralarında Jane Fonda, Noam Chomsky, Edward Said, Terry Gilliam, Immanuel Wallerstein gibi Amerikalı yazar, sanatçı ve akademisyenler de Amerikan halkını "W.Bush’un savaş ve zulüm politikasına direnmeye çağıran" bir bildiri yayınladı:

"Bizim adımıza Bush yönetimi, Kongre’nin neredeyse oybirliği ile sadece Afganistan’a saldırmakla kalmadı, her yerde her zaman askeri güç yağdırma hakkını kendinde ve müttefiklerinde bulma cüretini de gösterdi.

Bunun zalimce yankıları Filipinler’den Filistin’e, İsrail tanklarıyla buldozerlerinin korkunç bir ölüm ve yıkım izi bıraktığı Filistin’e kadar her yerde hissedildi.

Hükümet şimdi de alenen 11 Eylül faciası ile hiçbir bağlantısı olmayan bir ülkeye, Irak’a topyekûn savaş açmaya hazırlanıyor. ABD hükümetinin canı nereye isterse oraya komandolar, caniler ve bombalar indirmek için açık çeki varsa bu ne mene bir dünya olur?"

Tüm dünyanın vicdanına yöneltilen bu soru, bu bildiriyi sadece savaş karşıtı bir metin olmaktan çıkarıp, 1989’da Berlin duvarının yıkılmasının ardından doğan tek kutuplu yeni dünya düzeninin sorgulandığı ve herkesi de bu nokta üzerinde düşünmeye davet eden bir çağrı haline getiriyor.

İnsanlık, bu soru üzerinde düşünmeye mecbur. Çünkü "canı nereye isterse oraya komandolar, caniler ve bombalar indirme hakkını kendinde gören bir ABD hükümeti" var karşımızda. Birleşmiş Milletler’i, demokrasinin evrensel kurallarını asla takmayan, masum insanların üzerine tonlarca füze yağdırarak dünyanın jandarması gibi davranan "ABD hükümeti"nin Irak ve çevresine yayacağı dehşetin boyutlarını tahmin etmek hiç zor değil.

Fakat ABD Temsilciler Meclisi’nde olup bitene bakılırsa savaşın kötülüğünü anlamak için illa savaşı yakından bilmek, yaşamak gerekiyor. ABD Temsilciler Meclisi’nde Bush’a savaş yetkisi verilmesine karşı çıkanlar Vietnam savaşını bilen ya da yaşamış parlamenterler, onaylayanlar ise Vietnam savaşı dönemini yaşamamış olanlardı.

Belki Türkiye’de savaşa karşı güçlü bir ses yükseltilememesinin nedenlerinden biri bu. Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana bütün toplumu derinden etkileyen bir ulusal savaşı yaşamadık biz. Kore, Kıbrıs ve Güneydoğu’daki savaşlar lokal kaldı, etkisi -değişik nedenlerle- her yerde aynı biçimde algılanamadı.

Bir de savaşa karşı çıkma geleneği -başka bir deyişle anti-militarist gelenek- yok Türkiye’de. Kahramanlık destanlarını dinlemeye yatkın insanlar, Türk askerinin katılmasının anlamsızlığının açık olduğu Kore savaşına karşı bile itiraz edemedi. Savaş karşıtı bayrak, hiçbir dönemde dalgalandırılamadı.

Ve tabii daha önemlisi, ekonomik kriz, bu toplumda savaşa hayır diyebilme gücü de bırakmadı. Herkes biliyor ki, ekonomik açıdan dibe vurmuş bir Türkiye’nin ABD ile en küçük bir pazarlık şansı bile yok. Adını koymasak bile teslim olmuş bir ülkeyiz biz.

Amerika ister kendi ordusunu kullanır Irak’ta, isterse bizim askerimizi "Gurkalar" olarak ön saflara sürer. Hangi seçeneğin uygulanacağı, ne yazık ki bizim irademize değil, onların savaş planlarını nasıl yaptıklarına bağlı.

Bu halimizle bize "Emredersiniz" demek yakışır!

Faruk Bildirici / Tempo / 24-30 Ekim 2002

 

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).