FATİH PORTAKAL, KABATAŞ VE ELİF ÇAKIR’IN YAZISININ SİLİNMESİ

FOX TV’nin anchormani Fatih Portakal’ın, Ekrem İmamoğlu’nun Ordu Valisi Seddar Yavuz’a, "İt" dediğini duyduğunu savunarak, "O görüntüyü izlememiş olsaydım o cümleleri etmezdim” demesi “Kabataş vakası”nı anımsattı.

Ahmet Hakan, “Portakal’ın Kabataş’ı, Kabataş’ın Portakal’ı” başlıklı bir yazı kaleme aldı. İsmail Saymaz, Twitter’da, “Fatih Portakal’ın varlığından söz ettiği görüntüleri yayınlamaması halinde hiç hak etmediği halde üzerine ‘Kabataş’ gölgesi düşeceğini” yazdı. Portakal’ı görüntüyü yayınlayarak sözlerini kanıtlamaya çağıran Kadri Gürsel de “Videoyu izledim, maalesef doğru’ minvalli konuşmak Kabataş yalanını hatırlatıyor” dedi. Sosyal medyada da yayıldı bu yaklaşım…

Kabataş denilince de benim aklıma Elif Çakır’ın, Star gazetesinde yazdığı “üzerleri çıplak, elleri deri eldivenli, başları tuhaf bantlı 70-100 Gezi Eylemcisi”nin başörtülü bir kadını taciziyle ilgili fantastik öykü gelir. O çarpıcı öyküyü yeniden okumak için Star gazetesinin web sayfasına girdim ama bulamadım. Yoktu…

Yazarlar bölümünde Elif Çakır’ın yazılarının olduğu sayfada, 12 Haziran 2013 tarihli yazısı duruyordu; onun üzerinde de 16 Haziran 2013 tarihli yazısı. Ama ikisinin arasında olması gereken 13 Haziran 2013 tarihli “Kadınlar küfrediyor, erkekler vuruyordu” başlıklı yazı uçmuştu.

Star gazetesi yönetimine sordum, yazının neden kaldırıldığına dair açık bir yanıt alamadım. Bir süredir Karar gazetesinde yazan Elif Çakır’a da sordum, o da yazısının kaldırıldığını bilmiyordu, benim sorum üzerine baktığında öğrendi bu gelişmeyi.

Doğrusu, Elif Çakır’ın bütün eski yazıları Star’ın arşivinde dururken Kabataş yazısının oradan tesadüfen silinmiş olduğuna inanamıyorum.

Bu yazının o dönemdeki kritik etkisini anlayabilmek için biraz geçmişe gitmek gerek…

Görüntüyü gördüm dedi ama…

Kabataş’taki taciz iddiası önce sosyal medyada dillendirildi. Bazı gazeteciler de Twitter’da yazdılar bu iddiayı. Ama iddiayı asıl gündeme getiren o dönem Başbakan olan Tayyip Erdoğan’ın 7 Haziran 2013’teki grup konuşmasındaki “Çok önemli bir yakınımın gelinini yerlerde sürüklediler” diye başlayan sözleriydi.

Kabataş’ta, Gezi eylemcilerinin bebek arabasıyla yürürken taciz ettikleri söylenen türbanlı kadın kim, bu olay nedir diye aranmaya başlandı. Bu sırada Hürriyet yazarı İsmet Berkan, Twitter’da 12 Haziran 2013 günü, “Çok ama çok acı bir öykü. Maalesef gerçek” diye yazdı; ardından da “Mobese görüntüleri dâhil pek çok şey var, savunulur tarafı olmayan bir olay” tweeti attı. “Siz izlediniz mi?” sorusuna da yine Twitter’da “evet” yanıtını verdi. Berkan, görüntüleri gördüğünü daha sonra bir tv programında da yineledi.

Hemen ertesi gün de Star gazetesinin manşetindeydi bu iddialar. 13 Haziran 2013 tarihli Star’da “Kadınlar küfrediyor, erkekler vuruyordu” manşetinin üzerinde “Başörtüsü nedeniyle gezi protestocularının saldırısına uğrayan genç kadın yaşadığı korku dolu anları Elif Çakır’a anlattı’ anonsu yer alıyordu. Adı sadece Z.D. olarak verilen kadın, Elif Çakır’ın yazısında olayı özetle şöyle anlatıyordu:

“Ne olduğunu anlayamadığım bir anda üzerleri çıplak, elleri deri eldivenli, başlarında tuhaf bantlı 70-100 kadar adamın ortasında kaldım. Bebek arabam elimden gitti. Bir kadın ‘Ne geldiyse bu ülkenin başına bunların başörtüsü üzerinden geldi vurun şuna’ deyince, bir adam arkamdan tekme tokat vurmaya başladı. Bir amcaydı sanırım müdahale etmeye çalıştı onu da öldüresiye dövdüler kızıyla birlikte. Sonra uzaklaştılar. Kendime geldiğimde üzerim idrar kokuyordu. Yerimden kalktım bebeğimi bulmaya çalıştım.”

Daha sonra Habertürk’ten Balçiçek İlter de görüştü, Zehra Develioğlu adlı bu genç kadınla. O da yazdı. Ama bir süre sonra Zehra Develioğlu’nun “üzerleri çıplak, deri eldivenli, bandanalı 70-100 Gezi eylemcisi” fantazisinin doğru olmadığı ortaya çıktı. Kanal D’de yayımlanan görüntülerde Kabataş’ta yürüyen genç kadına yönelik hiçbir hareket olmadığı anlaşılıyordu. Sadece bir ağacın arkasından geçtiği saniyelerde ne olduğu belli olmuyordu. Orada da bir söz atma ya da itekleme vb olduysa bile Zehra Develioğlu’nun söyleşide anlattığı gibi bir taciz vakası olmadığı kanıtlanıyordu. Zaten tacizle ilgili soruşturma açılıp ifadeler alınsa da sonra dava konusu bile olmadı.

 

Diliniz kaba vicdanınız taş

Olayın üzerinin kapatılmasını engelleyen medyadaki tartışmalar, yazılar oldu. Suçlamalar artınca farklı gazetelerden iktidara yakın 13 köşe yazarı aynı gün “Diliniz kaba, vicdanınız taş” başlıklı yazıyla saldırıya uğradığı öne sürülen Zehra Develioğlu ve Elif Çakır’ı savundular. Sadece o dönem Yeni Şafak Ankara Temsilcisi olan Abdülkadir Selvi tek kelimelik bir değişiklikle “Diliniz kaba, yüreğiniz taş” başlığını atmıştı yazısına. 5 Mart 2014’de yayımlanan bu yazılarda Zehra Develioğlu ve Elif Çakır’a sahip çıkılıyordu. İsimlerini hatırlayalım:

“Ahmet Kekeç, Ardan Zentürk, Halime Gökçe, Murat Çiçek, Saadet Oruç, Ersoy Dede, Kenan Alpay, Fuat Uğur, Mahmut Övür, Kemal Öztürk, Merve Şebnem Oruç, Yasin Aktay, Abdülkadir Selvi.”

Doğal olarak, yeni bilgi içermeyen bu yazılar da fantastik taciz öyküsünün kanıtlanmasına yetmedi. Öyle ki, Elif Çakır’ın yazısının yayımlandığı gazetenin yazarı Cem Küçük bile ikna olmamıştı. Cem Küçük, 13 Temmuz 2015’deki yazısında “saçma sapan kurgular” diye nitelendirdi o iddiaları. “Cevap bulması gereken sorular var’’ başlıklı yazısında bazı İslamcı yazar ve eski medya yöneticilerini suçluyor, şu tespiti yapıyordu:

“…Tayyip Erdoğan’a yağdanlık adına söylenebilecek en saçma lafları yazmış ve söylemiş grup da bunlardır. Şimdi eleştirel aydın pozu takınan bu 7’li çetenin daha çok yakın bir zaman önce 80-100 tane üstü çıplak, deri maskeli, deri eldivenli adamlar gibi saçmasapan kurgular üreterek bizleri haklı iken haksız duruma düşürdüğünü de herkes hatırlıyor.”

Elif Çakır, “kurgu” yorumlarının devam etmesi üzerine Twitter’da, 25 Kasım 2015’te “Kurgu olduğunu iddia eden o kurguyu ispat etmekle sorumludur. Kim kurguladıysa bunu bilmek hepimizin ama en çok benim hakkımdır” diye paylaşımda bulundu.

 

Sessizce silmek yetmez

Anlaşılan işler bu noktaya gelince Elif Çakır’ın o yazısı gazetenin internet arşivinden sessiz sedasız kaldırılmış. Ama başka sitelerde ve o günkü basılı gazetenin görüntülerinde görmek mümkün yazıyı.

Böylesine ağır bir işlev görmüş, o günün fırtınalı ortamı içerisinde insanları haksız yere töhmet altında bırakmış, mütedeyyin insanların tepki göstermesine neden olmuş, toplumun kutuplaştırılmasında büyük rol oynamış bir yazıyı web sayfasından silmek, yanlışı mahçup bir edayla kabul etmek anlamına gelebilir ama yetmez.

Bu yazının neden silindiğinin açıkça okurlar ile kamuoyuna duyurulması ve özür dilenmesi gerekli. Tabii “Diliniz kaba, vicdanınız taş” yazan yazarların da açıklama ve özür borçları var.

 

Fatih Portakal bilgi saklıyor

Kabataş vakasında gelinen nokta özetle bu. O gün “gördüm” diye ısrar eden gazeteci İsmet Berkan sonra görüntülerin o gün söylediği gibi olmadığını kabul etti, özür de diledi. Ama o günlerde insanları yanıltmış olması üzerine yapıştı kaldı.

Aynı durum bugün Fatih Portakal için de geçerli. Kabataş vakasını yaşamış bir topluma bugün “Ben gördüm, kulaklarımla duydum” demek hiçbir şey ifade etmez. Zira gazetecinin görmesi, duyması yetmiyor; insanların kendilerinin de duyması, görmesi gerekiyor. Aksi halde kimseyi inandıramazsınız.

O nedenle Fatih Portakal’ın sadece “RTÜK ceza verir” gibi bir gerekçeye sığınarak elindeki VIP görüntülerini yayımlamaması yanlış. Kaldı ki, eğer görüntüler gerçekten duyduğu gibi, İmamoğlu’nun Vali’ye “it” dediğini kanıtlıyorsa, bu siyasi iktidarın işine gelir. RTÜK’te de iktidar blokunun çoğunlukta olduğunu biliyoruz.

Ayrıca elindeki görüntüleri yayımlamasında açık kamu yararı var. BBC’nin yayın ilkelerinde “insanların daha bilinçli karar vermesine yarayan bilgilerin yayımlanmasında kamu yararı olduğu” vurgulanıyor. VIP görüntülerinin yayımlanması için de geçerli bu durum. İnsanlar, Fatih Portakal’ın elinde olduğunu söylediği görüntüyü izleyerek İstanbul seçimlerinde daha doğru karar verebilirler.

Böylesine büyük bir kamu yararı varken o görüntüleri gizlemek, Fatih Portakal’ı töhmet altında bırakacağı gibi, kamuoyundan bilgi sakladığı anlamına gelir.

Faruk Bildirici / 16 Haziran 2019


Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).