EVDEKİ KRİSTAL KÜRE KIRILDI

KIRLANGIÇ YUVASI / 141

EVDEKİ KRİSTAL KÜRE KIRILDI

Kimi insan fırtınalı denizlerde dolaşmayı sever, kimisi de hep güvenli limanlarda beklemeyi yeğler.

Ama ister açık denizleri sevsin, isterse güvenli limanlarda beklesin, her insanın dönüp dolaşıp sonunda sığınacağı yer, evidir.

Her insanın evi, en güvenli mekânıdır onun için. Bütün kuytularını ezbere bildiği bir dosttur ev. Kollarında huzuru, güveni yakalar. Sırlarını hiç sakınmadan, ürkmeden açığa vurur. Elbiselerinden de soyunur, dışarıdayken taktığı bin bir maskeden de. İnsan bir tek evinde gerçekten kendisi gibi davranır. Evinden gizleyecek bir şeyi yoktur çünkü. Mahremiyetin kozasıdır ev.

Kapı, böylesine özel bir dünyaya açılır. Eve girip kapıyı kapattığı zaman çirkinlikler, sahtekârlıklar, düşmanlıklar ve de bütün tehlikeler öbür tarafta kalır.

Evle senli benli bir ilişki kuran insanların duvarlarla ilişkisi ise daha farklıdır. Duvarlar, evlerin temel unsurudur aslında. Yine de insanlar, duvarların varlığını dokunmak gerekmedikçe pek algılamaz, yok sayar onları.

 Tavan da benzer bir durumdadır. Neredeyse hiç görülmez, fark edilmez. Duvarlarla olduğu kadar bile ilişki kurulmaz tavan ile.

Fakat bilinir ki, duvarlar ve tavan da en az evin kendisi kadar dosttur. İnsanın sessiz tanığı, en güvenilir sırdaşıdır her zaman. Gereğinde kol kanat gerer, gereğinde örtüp sarıp sarmalar. Isıtır insanın yüreğini.

Belki bütün dostluk ilişkilerinde olduğu gibi, ev-insan ilişkisinde de mutluluk zirvedeyken ihanet akla gelmez. Ev-duvar ve de ev-tavan ilişkisinde de her şey yolundayken kötü olasılık gözetilmez.

Günlük yaşamda her tür felaketin başına gelme olasılığı üzerine teoriler kuran insan, yatağa uzandığında uykusuzluk çekip, gözünü tavana dikse bile tavanın bir gün üzerine çökme olasılığı üzerine kafa yormaz.

Ancak bir deprem, insanın eviyle kurduğu bu dostluk ilişkisini yerle bir eder. O uzak dost olan duvarlar ve tavan bir anda düşmana dönüşür. Duvarlar yıkılır, tavan çöker.

Duvarların çökmesiyle birlikte, duvarlar ile insan arasındaki güven ilişkisi de yıkılır; duygusal bağlar tümüyle kopar. Mahrem dünyası yıkılan insan, hayata karşı da güvensizlik duyar. Bastığı zemin kaybolmuştur ayaklarının altından.

Eskiden kapıyı kapatınca huzur ve güven hisseden, içine bir sıcaklık yayılan insan artık dışarıda da tedirgindir içeri adım atarken de.

Evde günlük yaşam eskisine göre daha zordur. Ama en zoru gecelerdir. Gece yatağa uzanıp, gözlerini tavana dikmek, bir düşmanla göz göze gelmekten beterdir. Uyumak imkânsızlaşır. Uyuyunca tavanın üzerine çökme olasılığı korkutur, hatta dehşete düşürür insanı. İnsan uyuyacak, düşman üzerine çullanacaktır! Üzerini örten yorgan kadar masum değildir artık o tavan.

Böyle bir ruh hali yaratan 17 Ağustos gecesi, dostların çıldırmasıydı! Dost bilinen duvarlar, düşmana dönüştü öldürdü binlerce insanı. Tavanlar altında ezildiler, duvarlar arasında sıkıştılar.

Ölmeden, yaralanmadan kurtulan on binlerce insan da o gece en çok duvarlar ve tavanlardan korktu. Enkaz arasından çıktıklarında da dostlarını, sevgililerini, çocuklarını gördüler duvarların altında. O ana değin dost bildikleri duvarların altında.

17 Ağustos, kristal küreyi tuzla buz etmişti. Oysa evlerdeki dostluk ruhu o kristal kürenin içinde barınıyordu. Şimdi uçup gitti.

Kristal küreyi onarmak yine insan emeği istiyor. Yeter ki o emek, sevgi dolu, dostluk yüklü yürekten güç alsın...

Faruk Bildirici / Tempo / 14-20 Ağustos 2003

 

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).