ESRARENGİZ YARATIK KOMİKLİĞİ

Habersizlikten mi yoksa gazetecilik tarzlarından mı kaynaklanıyor bilemiyorum ama Anadolu’daki bazı yerel muhabirler “Esrarengiz yaratık” haberleri yazmaktan bıkmıyorlar. Bu haberleri yazanlar bilir ki, “Esrarengiz yaratık” haberleri yazan açısından risk getirmez. Ne kimse çıkıp doğrulayabilir bu tür haberleri ne de yalanlayabilir…

Maalesef 21. Yüzyıl Türkiyesinde bile medya hala bu tür dayanaksız ucube haberler açlığı içinde. Kanıtı da İHA’nın 25 Kasım’da geçtiği “Esrarengiz Yaratık” haberinin Hürriyet internet sitesi dahil olmak üzere birçok gazete, televizyon ve internet sitesinde yayımlanması. Neymiş efendim, Balıkesir’de iki genç kırda dolaşırken bir hayvan iskeleti bulmuş, dinozor iskeletine benziyormuş! Haberin sonunda da “yetkililer” göreve çağrılmış. Öyle ya, gazetecinin görevi araştırmak değil! İşin kolayı sormak, nerede bu devlet?

En iyisi, daha fazla değerlendirme yapmak yerine sözü okura bırakmak. Bu haberi, Hürriyet Web tv’de gören Altuğ Okdemir, biraz da sinirlenmişti:

“Bu sabah internet sitenizde haber ararken ‘Bütün dünya bu yaratığı konuşacak’ gibi iddialı bir başlık altındaki video haberi izledim. İki genç bir iskelete rastlamış, dinozor iskeletine benziyormuş, akla Jurassic Park gelmiş falan. Allah aşkına haber diye koyduğunuz şeyi biraz araştırın, ‘İHA’dan Bahadır Demirçeviren haber yaptı biz de koyduk’ gibi bir savunma yapmayın lütfen. Haberi sitenize koyuyorsanız sorumluluğu üstlenmişsiniz demektir.

Gayet açık seçik görülüyor, bu bir hayvan iskeleti. Kedi ve köpeklerde ön bacaklar gövdeye kemik köprüyle değil kas dokuyla bağlanırlar. Kaslar çürüyüp yok olduğunda ön bacaklar gövdeden ayrılır. Bu iskelette de durum bu. Bir veteriner hekime sorsanız size açıklardı.”

Kedi ya da köpek cesedi, her neyse. Okurun da dediği gibi, esrarengiz bir durum olmadığı ayan beyan ortada. Hem üzerinden bunca gün geçmiş, “bütün dünya bu yaratığı konuşmaya” hala başlamamış! Haberi yazan bile unutup gitmiş. Ne diyeyim? Komik, bir o kadar da üzücü…

 

Tekzipler ve ombudsmanlık

Okur Temsilcisi olarak, okurlardan gelen itirazları, eleştirileri değerlendirip bu köşede yazıyorum. Ancak bazı haberlerde adı geçenler, önce haberi yazanlara ve Okur Temsilciliği’ne başvurmak yerine doğrudan hukuksal yollara başvurmayı yeğliyorlar. Kimi hemen noter aracılığıyla düzeltme veya yanıt gönderiyor; kimi de “tekzip” için mahkemeye başvuruyor.

Elbette bu onların yasal hakkı. Diledikleri takdirde Hürriyet Dünyasında yayımlanan haberlerle ilgili olarak hukuki süreci işletebilirler. Sonuçta da mahkeme ne karar verirse o uygulanır.

Ben sadece hukuki yolun her zaman bu kişilerin umdukları sonucu vermediğini hatırlatmak istiyorum. Daha önemlisi, Türkiye’de hukuki sürecin noktalanması zaman alıyor; “Tekzip” kararı çıktığında itiraz ettikleri haber çoktan hafızalardan silinip gitmiş oluyor. Ayrıca hukukçuların yazdıkları “Tekzip” metinleri, yanlış haberi düzeltmekten geçtim; kimi zaman karmakarışık ifadelerle dolu olduğu için anlaşılamıyor bile. İnsanlar, zamanlarını, paralarını ve enerjilerini boşuna harcamış oluyorlar.

Bu konuyu yazmamın nedeni de tanık olduğum iki tekzip vakası. Biri magazin, diğeri Hürriyet Pazar’da çıkan iki haberle ilgili olarak, benimle konuştuktan sonra düzeltmenin bu köşede yayımlanması yerine mahkemeye başvurmayı tercih ettiler. Birinin üzerinden 15 ay, diğerinin ise 2 ay geçti ama hala yargıdan bir sonuç alamadılar.

Önerim, haberlerle ilgili yanıt, itiraz ya da düzeltme taleplerinin öncelikle haberi yazanlara iletilmesi, oradan olumlu yanıt alınamıyorsa Okur Temsilciliği’ne başvurulması.

Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak okurlarla gazete arasında bir köprü işlevi görüyor; okur eleştirilerini ve düzeltme taleplerini adil bir şekilde değerlendirmeye çalışıyorum. Tabii temel dayanağım da evrensel gazetecilik ilkeleri, Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi ile Doğan Medya Grubu Yayın İlkeleri.

Kimi zaman okuru haklı buluyorum, kimi zaman da gazeteyi. Bugüne kadar yazdıklarım sürekli gazeteyi haklı çıkarma gibi bir gayretin içinde olmadığımı kanıtlıyor sanırım. Hem zaten değerlendirmemi yeterli bulmayanlar yine hukuki yollara başvurabilir. Bana başvurmaları yasal haklarını ortadan kaldırmıyor…(2 Aralık 2013)

 

Yokuş yukarı

Gazeteci milleti anılarını anlatmayı da yazmayı da sever. Süleyman Arat’ın “Yokuş yukarı” adlı kitabı ise bildik gazeteci anı kitaplarından değil. Biyografi, belgesel ve deneme arasında gezinen keyifli bir dil tutturmuş.

Özellikle gençlik aşkı Ayla ile yaşadıklarını anlattığı ilk bölümde insan, merakla satırlar arasında akıp gidiyor. Acaba mı kuşkusu da hiç akla gelmiyor. Kendisine karşı öyle objektif, hatta yer yer öyle acımasız ki, samimi olduğundan, yazarken gerçekten “soyunduğu”ndan ve “striptiz” yaptığı duygusu yaşadığından kuşku duymuyorsunuz.

Sadece aşkıyla ilgili bölümde değil, Hürriyet’te geçen 30 yılı aşkın gazetecilik serüvenini anlattığı sonraki bölümlerde de aynı kavrayıcı, samimi ve objektif dili kullanıyor. Hem kendini kıyasıya eleştiriyor, hatalarını itiraf ediyor hem de alçakgönüllü bir üslupla anlatıyor başarılarını.

“Tan Matbaası faciası” denen 38 kişinin öldüğü patlamanın failiyle yaptığı söyleşiden, Öcalan’ın basın toplantısına, Hülya Avşar’ın güzellik kraliçesi tacının geri alınmasından, yazdığı röportajların başkalarının imzasıyla çıkmasına kadar bütün tanıklıklarını ayrıntılarıyla aktarıyor. Tabii bu arada haber bölümünden spor servisine geçişi de dahil olmak üzere özel yaşamındaki değişiklikleri de bölümler halinde okura aktarıyor.

Arat, foto muhabiri. Neden bu kez fotoğrafları yerine kalemini konuşturmuş? Onu da “yaşadıklarında genç gazetecilerin çıkaracağı dersler olduğu düşüncesi” ile açıklıyor; “Doludizgin akan yaşam nehrine hepimiz yemyeşil bir dal parçası olarak düştük. Azgın sular bizleri bata çıka bugünlere sürükledi.”

 

Okurdan kısa kısa:

Enis Bariç: Barkodunuz yazar kasa optik okuyucuları tarafından okunamadığı için müşterilerinizin zamanının gasp edildiğini geçen hafta size duyurmuştum. Değişen bir şey yok. Bu yazıyı Bodrum’dan yolluyorum. Lütfen bunu düzeltin.

Ayşe Kaplan: “Otizmli Ege Deniz, 1346 sağlam atleti geçti” haberindeki sağlam sıfatı, karşıtı olan çürük ve bozuğu aklıma getirdi; rahatsız oldum. 2014’ün Engelliler için farkındalık yılı olması konuşulurken, sizin gibi büyük bir gazete daha hassas olmalı. Böyle güzel bir olayı okurken keyif almak isterim.

Birant Artem: Cumartesi ve Pazar günleri aynı bulmacayı (24 Kasım Pazar bulmacası) ek olarak verdiniz. Farkında mısınız? Ayrıca çengel bulmacada sorulan İspanyol para birimi, “Peso” değil, “Peseta”dır. Aynı yanlışı hep tekrarlıyorsunuz. Peso Meksika para birimi.

Not: Peseta eski para birimi. İspanya, 1999’dan beri Euro kullanıyor.

Alkan Esin: Bugünkü (28) Hürriyet’in spor sayfasında Galatasaray basket takımıyla alakalı haberde Euroleague, “Eurolig” şeklinde yarı Türkçe yarı İngilizce yazılmış. Maçı da Ntvsporsmart hd verecek, fakat Ntvspor deniyor.

Deniz Entil: 25 Kasımda Dış Haberler sayfanızda “Murdoch’un evliliği Blair yüzünden bitmiş’ haberinde sanırım kısaltmalar sırasında yapılmış bir hata var. “82 yaşındaki karısının Blair ile olan ilişkisi..” deniyor. Halbuki Murdoch’un karısı 44 yaşında, 82 yaşında olan da Murdoch’un kendisi.

Mürşid Karatek: 25 Kasım’da Ankara ekinizde manşet haberinizde yazım hatası vardı. “Tinerciye lüks lojman” başlıklı bu haberin spotu “Giriş kapısını çaldırlar” biçimindeydi. Dikkatlerden kaçtı herhalde.

FARUK BİLDİRİCİ / 2 ARALIK 2013 / HÜRRİYET

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).