ESAD 10 KM ÇEKİLDİ Mİ?

Hürriyet, 6 Ekim’de “Esad 10 kilometre çekildi” manşetiyle çıkmıştı. Bu haberden sonraki gelişmeleri dikkatle takip eden okurlarımızdan Murat Külcü, tepkisini ilginç bir soruyla dile getirdi:

“Suriye ordusunun 10 Km geri çekildiğini yazdınız. Bugünse (8 Ekim) ‘Suriye’den iki mermi daha’ haberinde Akçakale’ye top mermisi, Altınözü’ne havan mermisi düştüğünü yazıyorsunuz. Hadi topu anladık da havanın menzili 3-5 Km’den fazla olmaz herhalde. Bu durumda "10 km geri çekildi" manşetiniz mi yanlış, yoksa bu atışları Suriye ordusu yapmıyor mu?”

Haberde imzası olan arkadaşımız Uğur Ergan’a ilettim bu eleştiriyi. Ergan, haberde “Esad’ın uçak ve helikopterlere Türkiye sınırına coğrafi duruma göre 5-10 Km. yaklaşmama talimatı verdiğini yazdığı” yanıtını verdi.

Gerçekten haber “Suriye yönetimi, ‘Türkiye sınırına yakın uçuş yapılmayacak” emri gönderdi” cümlesiyle başlıyor; devamında da hava unsurlarına sınıra yaklaşmama talimatı verilmesinden söz ediyordu. Dış haberler sayfasındaki başlıklar da bu şekilde düzenlenmişti. Burada bir hata yoktu.

Ama muhtemelen okur, haberin tamamını okumak yerine ilk sayfadaki başlık ve ana spotu okumakla yetinmişti. Çünkü birinci sayfadaki manşette “çekildi” deniyordu, altındaki spotta “Beşar Esad birliklerine sınırdan uzak durma talimatı verdi” yazılmıştı. Oysa haberde yazılan “yaklaşmama talimatı” ile “çekilmek” aynı eylemler değil.

Manşeti okuyup, Esad’ın kara birliklerinin 10 Km. geri çekildiği sonucunu çıkaran sadece okurumuz Külcü de değildi. Örneğin, Emekli Büyükelçi Uluç Özülker bir televizyonda gelişmeleri yorumlarken “Esad’ın birliklerinin 10 Km.geri çekildiğini, tampon bölgenin fiilen kurulduğunu” söyledi. Özülker, bunu söylerken Esad birlikleri oradaydı, çekilmemişlerdi.

Bir de haberde “topçu birliklerin sınıra atış yapmamaları konusunda uyarıldığı” aktarılıyordu. Bilindiği gibi, top ve havan atışları hiç kesilmedi.

Savaş gibi son derece tehlikeli bir ihtimale dair bu haberlerde hassas davranmak, kelimeleri özenle seçmek zorunlu. Böyle dönemlerde dezenformatif bilgilerin havada uçuştuğunu unutmamakta da yarar var.

 

İtiraza bak

Hürriyet’in, Çukurova-GAP ekinde 2 Ekim günü “Okul yerine tarlada” başlıklı bir haber çıktı. Fotoğrafta, Araban’daki bir pamuk tarlasında çalışan çocuklar görülüyordu. Haber, bir yanlışa dikkat çekmesi bakımından uyarıcıydı.

Adana’da pamuk ve yan ürünleri ticareti yapan bir firmadan itiraz geldi. Arı Tarım Ürünleri’nden Hakkı Saygılı, “çocukların tarlada çalıştırılmasının “hassas bir konu olduğunu” vurguluyor, Özbekistan’ın çocuk işçi kullanımından dolayı Avrupa’da boykot edildiğini hatırlatıyordu:

“Çocuk işçi konusu her ne kadar ülkemizin bir gerçeği olsa da bunun Hürriyet gibi ülkemizin en önemli gazetelerinden biri kanalıyla malumun ilanı şekilde dile getirilmesinin ülkemiz aleyhine rahatlıkla delil olarak kullanılabileceğini hatırlatmak isteriz. Bu tür haberlerin yayınlanması aşamasında ülkemiz menfaatlerinin göz önünde bulundurulmasını rica ederiz.”

Haberde bu firmanın adı geçmiyordu; Saygılı’ya firmalarının adı olmadığı halde habere neden itiraz ettiğini sordum. Benzer görüşleri, endişelerini yineledi.

Üzücü bir itiraz bu. Gazetecilik ve insanlık adına üzücü. Haberin yanlış olduğunu, çocukların tarlada çalıştırılmadığını savunsa haklı olabilirdi bu işadamı. Çocukların tarlada çalışmak yerine okula gitmeleri için çaba harcayacaklarını yazsa mutlu olur onu da haber yapar, kutlardık kendilerini.

Fakat “o çocuklar tarlada çalışıyor ama firmalarımızın zor durumda kalmaması için böyle haberler yapmayın, görmezden gelin” demek kabul edilemez. “Ülke menfaatleri” denilen şey, o çocukların geleceğinden ayrı düşünülebilir mi? Boykot korkusundan söz edenlerin, Avrupa’nın çocuk işçi çalıştıran ülkelerin ürünlerini neden boykot ettiği üzerinde de kafa yorması gerek.

Bu firma yetkililerine çocuk işçi çalıştırmanın yanlışlığını anlatamadığımıza göre bu konuda yeni haberler yapmalıyız. Çocuk işçi çalıştırmanın sakıncalarını, tarlada çalışan çocukların görecekleri zararları, ayrıntılı biçimde anlatmalıyız. Ta ki, Türkiye’de tek çocuk işçi kalmayana kadar…

 

Okurdan kısa kısa:

Talat Kuru: Siyasilerin bile “adli” ile “adi”yi birbirine karıştırmasına alışmıştık. Ama 10 Ekim’de Hürriyet’in dördüncü sayfasında “Diyarbakır ‘adi’ emaneti” başlığını görmek şaşırtıcı. Oysa haberde “adli emanet” diyor. Altını çizeyim; adi suç ya da adi emanet olmaz; adli suç ve adli emanet olur.

Recai İltem: Diyarbakır’da PKK’lıları engelleyen öğretmenlerin isimlerini ve resimlerini yayınlamışsınız. Onlara bir şey olursa ne yapacaksınız?

Cevdet Sancak: Savaş kışkırtıcılığı tutumunuza anlam vermek mümkün değil. Savaşın asla ülkemiz yararına olmayacağını herkes bilmektedir. Böyle bir savaşın Ortadoğu’da kimlerin çıkar ve güvenliği için yararlı olacağı da ortada.

Selahattin Erdoğan: Eskişehirspor sevdalısı olarak, bir yanlışın düzeltilmesini arzu ediyorum. Nasıl ki, FB’nin renkleri lacivert-sarı, GS’nin renkleri kırmızı-sarı olarak söylenemezse Eskişehirspor’un da siyah-kırmızı olan renkleri kırmızı-siyah olarak söylenmemeli ve yazılmamalıdır.

S. Ünlü: Kurban bayramı yaklaşıyor. Savunmasız bir hayvanın, bir canlının boğazının bıçakla kesilmek suretiyle ölümünü hiçbir aydın Müslüman içine sindiremez. Kurban edilecek hayvana narkoz verilip acısız kesim yapılması şart. Bu ilkel ve vahşi görüntülere dur demek için Hürriyet’i göreve davet ediyorum. 

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 15 EKİM 2012

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).