BM'nin Kaşıkçı raporunda Türkiye'ye ağır eleştiriler

Gazetecilerin, bir gazeteci cinayetiyle ilgili Birleşmiş Milletler raporunu didik didik etmesi, ayrıntılarıyla yayımlaması, oradaki ipuçlarının üzerine gidip yeni bilgileri kamuoyunun dikkatine sunması beklenir. Gazeteci cinayetinin, hem de hunharca ve de üstelik bir konsolosluk binasında “devletin adamları” tarafından işlenen cinayetin, karanlıkta kalan yönlerinin ortaya çıkarılması için yeni bir fırsattır BM raporu.

Ne yazık ki, BM Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard’ın, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili raporu, Türkiye medyasında öyle pek de heyecanla karşılanmadı. İnternet siteleri, raporun açıklanmasını 19 Haziran’da “BM’nin Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin raporu açıklandı” (NTV), “BM Raportörü: Kaşıkçı cinayetinden S.Arabistan sorumludur”(T24), “Dünya bu cinayet raporunu konuşuyor”(OdaTv), “BM Kaşıkçı cinayeti raporunu açıkladı”, (Independentturkish), “Kaşıkçı cinayetine ilişkin yeni detaylar ortaya çıktı” (Haberturk), (BM Raportörüne göre Kaşıkçı cinayetinden S.Arabistan sorumlu” “BM raportörü Callamard Kaşıkçı raporunu açıkladı (Aydınlık) gibi başlıklarla duyurdular. Ardından da Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması, “Dışişleri’nden BM raporuna destek” diye haber yapıldı.

Gazeteler de 20 Haziran’da benzer haberler yayımladı. Akşam “Kaşıkçı infaz edildi, sorumlu prens”, Birgün “BM: Kaşıkçı yargısız infaz kurbanı”, Cumhuriyet “Selman yargılanmalı”, Evrensel “Prens sorumlu” başlıklarını kullanmıştı. Sözcü “Cinayetten Suudiler sorumlu”, Milliyet “Kaşıkçı cinayeti yargısız infaz”, Sabah “Suudiler’in yargısız infazı”, Hürriyet, Star, Yeni Şafak ve Türkiye ise “S. Arabistan Türkiye’den özür dilesin” başlığını yeğlemişlerdi.

Bu haberlerde genel olarak, raporda S.Arabistan ve Prens Selman’ın cinayetteki sorumluluğunun ortaya konulduğu, S.Arabistan’ın Türkiye’den özür dilemesinin istendiği, konsolosluğun olduğu sokağa Kaşıkçı’nın adının verilmesi ve heykelinin dikilmesinin önerildiği vurgulanıyordu. Haberlere bakılırsa raporda Türkiye’nin bu cinayet sonrası izlediği tutum ve yürüttüğü soruşturma alkışlanıyordu!

 

BM: Etkin soruşturma yürütülmedi

Bir okur uyarmasa ben de raporda Türkiye ile ilgili hiçbir olumsuzluk ve eleştiri olmadığını, Türkiye’deki soruşturmanın çok başarılı bulunduğunu sanacaktım. Okur, İngilizce olarak açıklanan raporun bizim medyada yazıldığı kadar olumlu olmadığını söyleyince medyayı taradım, bu unsurları vurgulayan bir haber yayımlandı mı diye.

Sadece Cumhuriyet'te iki farklı habere rastladım. Hüseyin Hayatsever'in hazırladığı ilk haber, 21 Haziran'da basılı gazetede "Hükümetin 'Destekliyoruz' dediği Kaşıkçı raporunda gazetecilerin serbest bırakılması istendi" başlığıyla yayımlanmıştı.

 Cumhuriyet'in internet sitesinde 23 Haziran'da kullanılan ikinci haber“BM Raportörü: Türkiye Kaşıkçı cinayetiyle ilgili etkin soruşturma yürütmedi” başlığını taşıyordu. Medyada gösterilenin tersine raporda Türkiye’ye yönelik eleştiriler olduğu vurgulanan habere göre “Türkiye’nin, Suudi Konsolos’un rezidansına girmek için izin istemesi ve şüphelileri tutuklamamasında Suudilerin misilleme yapmasından duyduğu endişe” etkili olmuştu. 

Türkiye’deki gazetecilerin tutuklanması ve yargılanmasına da değinilen raporda, “Türkiye’de gazeteciler başta olmak üzere birçok kişinin ifade özgürlüğü haklarını kullandığı için keyfi şekilde tutuklandığı ve adil olmayan şekilde yargılandığı’ belirtildi. BM Raportörü’nün, bu nedenle “Türkiye’nin Kaşıkçı cinayetiyle ilgili yapacağı yargılamanın adalet getireceğinden şüphe duyduğu” da kaydedilmişti.

Ne yazık ki, Cumhuriyet’in bu önemli haberi, tam da İstanbul’da yerel seçimin tekrarlandığı güne rastlamıştı. İnternette gece yayımlanan haber, o gün basılı gazetede de beşinci sayfasının eteğinde minik yer alabilmiş, seçim gürültüsünde arada fark edilmeden kaynayıp gitmişti.

 

Erdoğan’ın gölgesinde soruşturma

Daha da farklı eleştiriler olabileceği düşüncesiyle ben de inceledim 101 sayfalık raporu. Gerçekten de siyasi iktidar ve medya tarafından gösterildiği gibi olumlu bir rapor değildi. Soruşturmayla ilgili kuşkular dile getiriliyor, Türkiye ağır ifadelerle eleştiriliyordu. Bu eleştiri hatta suçlamaların anlaşılabilmesi için rapordan bazı bölümleri aktarmamda yarar var sanırım:

· Türkiye’nin gazetecileri hapsetme konusundaki geçmiş performansı göz önünde bulundurulduğunda Kaşıkçı soruşturmasında hesap verilebilirliğe ulaşılma ihtimali zayıftır.

· Raportörün, ses kayıtlarının kopyalarını elde etmesine izin verilmemiş dolayısıyla bunların gerçekliğini teyit etme şansı bulunamamıştır. İzin verilseydi kayıtların ne zaman, nasıl oluşturuldukları ve işlemin kaynağı tespit edilebilecekti.

· Türkiye’deki soruşturma, S. Arabistan’ın suç mahallini hemen incelemeye açmamasının gölgesi altında kalmıştır. Soruşturma aynı zamanda Türk hükümetinin ve cinayet konusunda uluslararası medya gündemini meşgul eden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarının gölgesi altında yürütülmüştür. Bu ilgi ve kontrolün araştırmanın bağımsızlığına etki ettiğinden kuşku yoktur.

· Türkiye'nin konsolosun özel ikametgahını aramak için Suudi onayına ihtiyacı yoktu. Buna rağmen Türkiye, Kaşıkçı'nın öldürülmesi ve kaybolması ile ilişkili olduğunu belirlediği andan itibaren ikametgahta derhal arama yapmayı ihmal etmiştir. Suudi’lerden izin almaya çalışmış ve bu da 17 Ekim tarihinde kısıtlı süre için verilmiştir. Göze çarpan bir detay da Suudi yetkililerin Kaşıkçı'nın bedeninin saklanmış olabileceği bir kuyunun boşaltılmasına izin vermemeleridir.

· Ciddi bir olayın meydana geldiği Türk polisi tarafından anlaşılmış olmasına ve daha sonra Kaşıkçı’nın öldürülmüş olduğu bulgusuna ulaşılmış olmasına rağmen Türk yetkilileri, bazı şüpheli Suudi vatandaşlarının ülkeyi terk etmesine engel olmamıştır. Bunlara, 16 Ekim’de Türkiye’yi terk eden Suudi Konsolosu El Uteybi de dahildir.

· Suudiler’in misilleme yapması kaygısı, Suudi konsolosluk ikametine girilmemesi, araçlarının aranmaması veya (diplomatik) koruma altında olmayan Suudi şüphelilerin gözaltına alınmaması kararlarını etkilemiştir. Yetkililer krizi tırmandırarak, Suudi Arabistan'da bulunan Türk vatandaşlarını tehlikeye atmamak gerektiğini ifade etmişlerdir.

· Özel Raportör, devamlı ve geniş çapta keyfi olarak gazetecileri ve diğer kişileri, ifade özgürlüğünü görmezden gelerek gözaltı ve haksız muamelelere tabi tutan Türkiye’nin, Kaşıkçı soruşturmasında adaleti tesis etme ihtimalinin zayıf olduğu endişesi taşımaktadır.

Raporun sonunda Türkiye’ye “soruşturma konusunda BM ile “tam işbirliği” yapması ve “kamuya açık bir soruşturma yürütülmesi, düşüncelerini ifade ettikleri için tutuklanan gazeteci ve diğer kişilerle ilgili önlem alınması talep edildi.

 

Bütün medya kamuoyunu yanılttı

Görüldüğü gibi, Türkiye’ye yönelik ağır eleştiri ve suçlamalarla dolu bir BM Raporu ile karşı karşıyayız. Medya, böyle bir raporu içeriğindeki bu olumsuzluklara hiç değinmeden yukarda sıraladığım başlıklarla Türkiye kamuoyuna sundu. Hem de sadece iktidar yanlısı medya değil, eleştirel ve muhalif medya da aynı tavrı sergiledi.

Bilinçli bir kamuoyu yanıltma çabası denilebilir mi bu duruma, emin değilim? Elbette bir kısım medya için böyle söylenebilir ama diğerleri için durum farklı olsa gerek. Dikkat ettim haberlerin çoğu ajans kaynaklıydı, Cumhuriyet’ten Hüseyin Hayatsever dışında merak edip rapora bakan, inceleyen olmamıştı. Anlaşılan son yıllarda ortaya çıkan ajans haberleriyle yetinme, onun kalıplarının dışına çıkmama alışkanlığı bu olaya da yansımıştı.

Açık söylemek gerekirse, bu durum zaaftan da öte, gazeteciliğin reflekslerini kaybetmesi, bir atalet hali. Böyle olunca da araştırılması, üzerine gidilip takip edilmesi gereken haberler güdük kalıyor. BM raporu örneğinde kamuoyu yanlış bilgilendiriliyor, bırakın Kaşıkçı cinayetinin karanlık yönlerinin açığa çıkarılmasını üzerinin örtülmesine katkıda bulunulmuş oluyor.

Faruk BİLDİRİCİ / 13 Temmuz 2019

 

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).