BEŞİR ATALAY

KLASİK CAZ SEVERİM CAZIN ÖZÜ AĞITTIR

Beşir Atalay, İçişleri Bakanı olmasına rağmen sesi en az duyulan bakanlardan biriydi. Sanki bir görünmezlik zırhı örmüştü çevresine. Ortadaydı ama dikkat çekmiyordu. O zırh, “Demokratik açılım”, başka bir deyişle “Kürt açılım”ının koordinasyonuyla görevlendirilmesiyle birlikte ortadan kalktı. Fakat yine de hep açılımı konuştu. Bu söyleşi istisnalardan biri oldu, Atalay kendini anlattı.

BABAM: BENİ AĞABEYİM BÜYÜTTÜ

Esas kökenimiz, Armutlu köyü. Keskin ve Kırıkkale civarındadır bizim aile. Soyadına geçerken bölünme olmuş. Ailenin bir kısmının soyadı Çağlar, bir kısmı Çağlayan, bizimki de Atalay. Beyzadeoğulları unvanını soyadı olarak almak istemiş olabilirler. Ama neden olmamış bilmiyorum. Dedem İbrahim Hoca medrese geleneğinden. Büyük oğlu olan babamın da ciddi bir medrese eğitimi almasını sağlamış. Babam öyle vaiz değil, çok görev yapmamış. Ama eğitim hayatı nedeniyle hep Keskin dışında olduğu için geç evlenmiş. Vefat ettiğinde 71 yaşındaydı. Ben de sekiz yaşındaydım. Az tanıdım. O zaman aktif bir görevi yoktu. İçe kapanık, kitaplarla geçirdiği bir hayatı vardı. Bizim evin yanında kitap ambarı veya deposu gibi bir yer vardı. Orada çok fazla kitap vardı. Herhalde dini kitaplardı. Babamı kaybedince büyük ağabeyim, babam gibi oldu, o büyüttü. Mutlu bir çocukluk geçirdim. İlkokulu Keskin’de, liseyi Kırıkkale’de okudum. Beni okumaya teşvik eden ve destek veren rahmetli büyük ağabeyim oldu.

OKUDUM: NECİP FAZIL ÜSTADDAN ETKİLENDİM

Küçük yaştan itibaren Dostoyevski’den başlayarak klasikleri okudum. Belki edebiyat ortamıyla, dergileriyle bu kadar barışık olmamızda lisedeki edebiyat öğretmenimin rolü vardır. Varlık dergisi okurdum. O yaşlarda tanıştığım bir diğer dergi de “Büyük Doğu”dur. Biz lisedeyken rahmetli üstad Necip Fazıl Bey, Kırıkkale’ye bir konferansa gelmişti. O zaman kendisini dinlemiştim. Çok etkileyici, otoriter bir hatipti. Doğrusu hayatımda etkili oldu. Üniversite hayatımda da o muhitle ve edebiyat muhitiyle iç içe oldum. 

ÜNİVERSİTE: HUKUKTA BÜLENT ARINÇ İLE BİRLİKTE OKUDUK

Ankara Hukuk Fakültesinde MTTB Dernek Başkanıydım. Bülent Arınç, sınıf arkadaşımdı, hep birlikteydik. Düşünce olarak da aynıydık. İkimiz de birer sene kayıpla 1970’te beraber mezun olduk. Bir sene boykotlar vardı. Bizim de sene kaybımız ondan. Yoksa öğrenciliğim iyidir, notlarım yüksektir. Mehmet Elkatmış da bizim dönemden. Hukuk Fakültesi ve Mülkiye genç siyasi hareketlerin, olayların bir anlamda odağıydı. Önce kavga dövüş yoktu. 61 Anayasasının getirdiği özgür bir ortam vardı. Bizim fakülte kantini bereketli bir fikir alanıydı. Masalarda böyle öbek öbek sosyal konular tartışılırdı.

AKADEMİSYENLİK: İÇİŞLERİ’NDEN BURSLU OKUDUM

Hukuku çok severek okudum. Hukuktayken İçişleri Bakanlığı’ndan burslu okudum. Burs alan burada maiyet memurluğuna başlıyordu. Ben hemen başlamadım, avukatlık stajına başladım. Stajyerliğim sırasında Kalaba Ortaokulunda Fransızca öğretmenliği yaptım. O sırada Fransızcam iyiydi, üniversitede asistan olunca İngilizceye yöneldim. Şimdi de konuşulanı biraz anlarım Fransızca. Stajın Adliye kısmını Ankara’da, avukatlık kısmını İzmir’de yaptım. Adliye ortamı beni biraz ürküttü. Avukatlık yapmam dedim. Bu bakanlıkta kısa süre uzman gibi çalıştım. Üniversiteyi kafaya koymuştum. Ankara’da, İzmir’de asistanlık sınavlarına giriyordum. Sonra Atatürk Üniversitesine Erzurum’a gittim. Sosyolojiyi seçmemde hukuk sosyolojisi hocamız -geçen sene rahmetli oldu- Profesör Hamide Topçuoğlu’nun etkisi oldu. Hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisi gerçek hukukçuyu yetiştirir. Hukuk sosyolojisi penceresinden Ceza Kanununun 163.maddesinin uygulanması sorunları gibi bir seminer konusu çalışmıştım. Radikal İslam’la ilgili bir tezim yok benim. O yanlış bilgi. Akademik hayatım sosyolojide sosyal değişmedir. Doktora tezim Doğu Anadolu Bölgesinde köy gençliği üzerine bir çalışmadır. Doçentlik tezim ise sanayileşme ve sosyal gelişme. Sanayileşmenin getirdiği sosyal değişme için uygulama alanı olarak Kırıkkale’yi aldım.

AİLE: EŞİMDEN HİÇ AYRILMAK İSTEMEM

Eşim İzmirli, Ege Tıp mezunu. Ben avukatlık stajını yaparken İzmir’de tanıştık. Erzurum’da ben üniversiteye başladıktan sonra hanım da mezun oldu, evlendik. İzmir’den Erzurum’a gelin götürmüş olduk, bir de kış günüydü. Sonra beraber gittik Amerika’ya. Doktora sonrası çalışma için gittiğim Michigan Üniversitesi özellikle uygulamalı sosyoloji alanında çok ünlüydü, halen ünlüdür. Toplumsal araştırmalardaki birikimimde o üniversitenin büyük katkısı oldu. Hanım da aynı üniversitenin tıp fakültesinde ihtisasını yaptı çocuk hastalıklarında. Amerika’dan Türkiye ile telefonla konuşmak bile zordu o dönem. Gazete bir hafta, 10 gün sonra geliyordu. Türkiye ile irtibat sınırlıydı. 1,5 sene kaldık hiç gelmedik. Aile benim için hayatta hep önemli oldu. Hayat yalnız zor. Aile ve dost. Böyle sınırsız, tam dost. Hayatımda bunun ikisi çok güzel oldu. Ben hanımımdan hiç ayrılmak istemem. Şimdi çocuklar da gitti artık, ikimiz yalnızız. Yurt dışına gitsem bile hanımı da mutlaka götürmek istiyorum ama akademik hayatı devam ettiği için her zaman mümkün olmuyor. O Gazi’de. Erzurum’dan Ankara’ya gelince hanım da Gazi Tıp’a başlamıştı.

ÇOCUKLARIM: BÜYÜK KIZIM TÜRKİYE 60.’SIYDI

Büyük kızım Fatma Betül, Bilkent’te bilgisayar mühendisliğini burslu okudu, üniversite sınavında Türkiye 60.’sıydı. Bilkent’i bitirince Maryland üniversitesinden yüksek lisans bursu buldu. Orada doktorasını yaptı. İkincisi Zeynep, Siyasalda uluslararası ilişkiler okudu. Politika mastırı yaptı, Amerika’da bir üniversitede doktora çalışmasına devam ediyor. Bir yandan da evlendi eşiyle Dubai’de yaşıyorlar. En küçüğümüz Tuğba da anne mesleği doktorluğu seçti. Göz hastalıkları ihtisasını yeni bitirdi Karaman’da çalışıyor.

DPT: TURGUT ÖZAL TATİLDEN ÇAĞIRTMIŞTI

Rahmetli Yusuf Bozkurt Özal Bey o zaman DPT müsteşarıydı. Onların talebiyle 1985’te Erzurum’dan geldim. Turgut Özal Bey’le burada tanıştım, ama Yusuf Bey’i önceden tanıyordum. Sosyal Planlama Daire Başkanlığı yaptım. DPT, Hükümet için merkezde bir kurumdu, tam anlamıyla bir mutfaktı. Özal rahmetli kendisi de eskiden oranın müsteşarlığını yaptığı için daima DPT’yi çok çalıştırırdı. Turgut Özal bazen bir ayda hazırlanacak bir raporu sizden 24 saat içinde isterdi. İki defa beni tatilden çağırdı, birinde gittiğimin ertesi günüydü. Turgut Bey öğreten birisiydi. Bürokratı yetiştirirdi. 91 seçimi oldu, Demirel Başbakan oldu. İlhan Kesici DPT müsteşarı olunca üniversiteye döndüm.

REKTÖRLÜK: AYRILDIKTAN SONRA GEREKÇELER BULDULAR

Marmara Üniversitesi’nde fazla kalmadım. Rahmetli Turgut Bey Cumhurbaşkanıydı. Bizi de tanıyordu, Kırıkkale il oldu, üniversite kuruldu. Kırıkkaleli olarak da beni kurucu rektör atadılar. Ben çok memnun olarak gittim. Beş yıl, arazisi geniş olsun, kampusu şöyle olsun. Çok çalıştım. 28 Şubat süreci geldi. O süreç biraz kişilik sahibi yöneticiler için onur kırıcı pek çok şeyin olduğu bir dönemdir. İstifa edin dediler, 5-6 rektör istifa etti. Ben istifa etmedim. “Ben yaptığım her şeyin hesabını veririm. Beni atayan irade alabilir, itiraz bile etmem, yargıya bile gitmem” dedim. Onlar aldılar neticede. Cumhurbaşkanının kararnamesiyle görevden alındım. Ben ayrıldıktan sonra gerekçeler arandı. Sonra öyle bir sürü gerekçe bulunmuş. Rektörlüğün önüne Atatürk büstü koymadı falan gibi. Biz hiç öyle şeyler düşünmedik doğrusu. Her yer Atatürk resmiydi yani. Her fakültenin girişinde vardır, her odada vardır.

ANAR ARAŞTIRMA: YENİLİKÇİ HAREKET’İN FİKİR MERKEZİYDİ

Rektörlükten alındıktan sonra bir grup arkadaşla ANAR’ı kurduk. Zaten benim alanım uygulamalı sosyoloji, yani alan araştırması, toplumsal analizdir. Tayyip bey ile rektörlük döneminden tanışıyordum. Bazı vesilelerle telefonlaşmalarımız olmuştu. Tabii bir araya gelip siyasi manada değerlendirmeler yapmak ANAR döneminde oldu. Fazilet içinde Abdullah Bey ile Yenilikçi Hareket ve kongre süreçlerinde çok görüştük. ANAR o hareketin fikri odaklarından birisi oldu. Orası bir araştırma şirketi gibi değil, think thank gibi yürümüştür. Bu çalışmalarda çok yoğun bir araya gelinen bir mekân olmuştur. Aylık gündem araştırmasını orada icat ettik. Siyasi ortamı çok iyi okuyorduk. Ben o iki yılı kitaplaştırdım. Büyük bir boşluk vardı, dengeli bir siyasi çıkış çok güçlü çıkabilirdi. Devlet Bakanı olunca İstatistik Kurumu bana bağlandı. Araştırma sektörüne çeki düzen verildi. Bunları dışarıda kimse bilmez, biz sessiz çalışırız. Araştırma yapanlar İstatistik Kurumun’dan izin alacak gibi tuhaf hükümleri temizledik. Araştırmacılar Derneği’ni güçlendirdik. Devlet İstatistikti, TÜİK oldu, ismini ve yapısını değiştirdik. Oraya çok emek verdim. Bu hayatımda beni mutlu eden işlerimden biridir. TİKA ölmüştü, orayı tekrar rayına oturttuk.

BAKANLIK VETOSU: SEZER İLE DOSTLUĞUM VARDI

Abdullah Bey (Gül) Başbakan olarak Bakanlar Kurulu’nu kurarken Cumhurbaşkanı tarafından bakanlığımın veto edilmesi söz konusu değil. Ben de öyle bir şey olduğu kanaatinde değilim. Sayın Ahmet Necdet Sezer’le daha önceden, yani Cumhurbaşkanı olmadan önce dostluğum vardır, görüşmelerim vardır. Fakat daha sonra kabinede bir bakan değişimi olurken bir görüşme geçmiş. Bana bir şey söylenmedi. Ben konuşulduğunu hissettim. Bir tekliften ziyade bir konuşma yapılır o manada. Öyle bir şey olup olmaması beni çok etkileyen bir şey değil. Bundan rahatsızlık duymuş değilim. Bakan olmamı sadece Abdullah Bey değil, Tayyip Bey de istiyordu. Hatta parti kurucusu olmadım. İkisi de biraz alındılar, ısrar ettiler. O zaman ANAR, araştırma kuruluşu olarak güven vermişti. Araştırmalarımızı Sayın Baykal’a da gönderiyordum, çok memnun oluyordu. Kurucu olursam o yapıya zarar verir miyim diye düşünmüştüm. Sonra milletvekilliğini kabul ettim. Tayyip Bey, resmi ortamlarda bana “Beşir Bey” diye hitap eder, özel ortamlarda “Beşir hocam” der, ağabey demez.

KİTAPLAR: “KİNDLE”DAN MEMNUNUM

Kitapçıları dolaşmayı seviyorum. Hafta sonu zamanım olursa bir iki yere uğruyorum; ne çıkıyor bakıyorum. Son zamanlarda daha çok, terör konusunda ne yazılmışsa onları okuyalım istiyorum. Anayasa görüşmelerinde kitap okudum, güzeldi. Çocuklarım aldı gönderdi, şimdi kindle (elektronik kitap görüntüleyici) kullanıyorum. Arabada okumayı da kolaylaştırıyor. Çantanızda bir sürü kitap yerine bir şey taşıyorsunuz. Amazon lazım oldukça yürütüyor onu. Ondan memnunum. Türkçe kitaplar da yüklenecek diye bekliyorum.

MÜZİK: KLASİK CAZ DİNLERİM

Klasik müziği seviyorum, batısıyla bizimkiyle. Benim özel bir alanım da var caz. Modern caz değil ama. Modern cazı popa benzettiler, onu istemiyorum. Klasik caz severim. Cazın özü ağıttır aslında. Nerede bir iyi caz CD’si, DVD’si bulursam alırım. Mesela geçenlerde Londra’ya gittim. Foyles’un müzik katını gezdim. Hele bir caz koleksiyonu gördüm müthişti. Kitabıyla CD’siyle çok zengin bir çalışmaydı. Bir iki CD aldım, bir saat kadar orada oyalandım. 

TELEVİZYON: İYİ FİLM SEVERİM

Televizyon dizilerini takip edemiyorum. Bazen bir bölümünü izliyorum ama dizi takip etmemiz vakit olarak mümkün değil. İyi film severim ben. Birisi bir DVD hediye eder onu seyrederim. Bizim mahallede bir yer var. Oraya gittiğimde bazen satana tavsiyesini soruyorum bazen onlar veriyorlar. Televizyonda da iyi film olursa, gecenin bir saatinden sonra izleyebiliyorum.

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET PAZAR / 11 TEMMUZ 2010

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).