AŞKIN İÇİNİ BOŞALTIYORSUNUZ

Eski Milli Basketbolcu Gökhan Demirkol’a, manken Gamze Özçelik’e tecavüz görüntülerini cep telefonuna kaydederek, internette yaydığı gerekçesiyle verilen ceza Yargıtay’da onandı. Bu haber Hürriyet’te, “Gökhan Demirkol’a kötü haber” başlığıyla verilmişti. Semih Dindar adlı okur, bu başlığın “objektif olmadığı, haberin de yargılamanın geçmişi göz önüne alınmadan yazıldığı” eleştirisinde bulundu.

Dindar, Demirkol haberinden hareketle magazin haberleriyle ilgili genel bir değerlendirme de yapıyordu mesajında:

“Son dönemde toplumda tecavüz gibi cinsel suçların artışında basının konuya yaklaşımının da payı olduğunu düşünüyorum. Her şeyin içini boşaltıyorsunuz. Günübirlik pespaye ilişkilere ‘aşk’ diyorsunuz. Tecavüz söz konusu olduğunda net tavır gösteremiyorsunuz. Çünkü burada çok gürbüz bir magazin damarı var.”

Doğrusu okurun, Demirkol haberiyle ilgili eleştirisine katılamıyorum. Haberin başlığında ne subjektif bir yaklaşım var, ne de tecavüz hoş görülüyor. Yargı süreci, serinkanlı biçimde aktarılmış haberde. Ayrıca okurun, medyanın cinsel suçların artışında rolü olduğu kanısına nasıl vardığını anlayamadım. 

Bu haberle ilgili değil ama okurun mesajındaki “Aşkın içini boşaltıyorsunuz” cümlesine takıldım. Bu eleştirisinde haklı olabileceğini düşündüm. Kelebek ile birlikte, diğer gazetelerin son bir aylık magazin eklerine de baktım. Aslında diğer magazin ekleriyle kıyaslandığında, ünlülerin arasındaki her ilişkiye “aşk” tanımı yapıştırılan haberler, Kelebek’te çok az.

Genel olarak bakıldığında ise “aşk”, artık magazin eklerinin, magazin programlarının basmakalıp bir şablonu. Ünlüler arasındaki her ilişkiye rahatlıkla “aşk” deniyor; kimi ünlüler habire “yeni bir aşka yelken açıyor.” Oysa kadın erkek arasındaki her ilişki aşk olmayabilir. Aşk başkadır seks başka. Sevgili başkadır, birliktelik, evlilik başka.

Sanırım bu kavramlar, son yıllarda karışmış magazin medyasında. 90’ların Kelebek’lerine de baktım, orada neredeyse göremedim bu kavram karmaşasını. Sadece özel durumlarda kullanılıyordu aşk sözcüğü…

 

Devletin iki eli

“Devletin iki eli” başlıklı haber, operasyonda öldürülen bir PKK’lı ile ailesini konu alıyordu. Manşet haberin spotunda “Diyarbakır’da 6’sı öğrenci 7 kişinin öldüğü bombalı saldırıyı planlayan PKK’lı Muhittin Kaplan, operasyonda öldürüldü. Ama Kaplan’ın ailesinin 20 yıldır yeşil kartlı olduğu, kardeşinin devlet bursuyla okuduğu, depremde yardım aldığı da ortaya çıktı” deniyordu.

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) Başkan Yardımcısı ve avukat Yusuf Alataş, bu haberin yaklaşımını eleştirdi:

“3 Kasım’da Hürriyet’i elime aldığımda dehşete kapıldım. Türkiye’nin en büyük gazetesi, evrensel bir ilke olan "suç ve cezaların kişiselliği" ilkesini yok saymış, her vatandaşa tanınan bazı haklardan yararlandıkları için bir aileyi yetkililere ve büyük bir toplum kesimine hedef göstermekte sakınca görmemişti.

Peki gazetecilik açısından yazılanların en küçük bir haber değeri var mıydı? Ya da kamu yararı? Çocuğu suç işleyenler (terör suçu da olabilir) vatandaşlık haklarını kayıp mı ediyorlar? Yoksa çocukların günahını ya da cezalarını anne, baba ve diğer kardeşlerin çekmesi mi gerekiyor? (Kaldı ki operasyonda öldürülen bir kişinin, bir suçun faili olduğu, kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan nasıl bu kadar kesin söylenebilir? Bu da önemli bir tartışma konusu.)

Türkiye’de yaşayan halkların birbirlerine kin ve nefret duyması için pek çok üzücü olayın yaşandığı günümüzde Hürriyet’in tutumu bu mu olmalıydı? Bir hukukçu olarak bu haberi hazırlayan ve yayımlayanların ‘nefret suçu işlediklerini’ söyleyebilirim.”

Alataş’ın “suç ve cezaların şahsiliği ilkesi” hatırlatmasına katılmamak mümkün değil. Muhittin Kaplan’ın PKK’lı olması ile devletin ailesine yardım etmesi “ama” denilerek, aynı kefede ele alınamaz. Maalesef “ama” ile aile töhmet altında bırakılıyor, oğullarıyla aynı çizgide olmalarına rağmen devletin yardım ettiği gibi bir imada bulunulmuş oluyor. Problemli bir yaklaşım bu.

 

K. Maraş’tan açıklama

“Belediyeler 90 milyona ağırlayıp, tören yapıyor” başlıklı haberde, aralarında K.Maraş da olan birçok belediyenin temsil, ağırlama ve tören harcamalarına yer verilmişti. K.Maraş Belediye Başkanı Mustafa Poyraz, haberin kendileriyle ilgili bölümüne açıklık getirme gereği duydu. Poyraz, 9 milyon liranın kentteki bütün il, ilçe ve belde belediyelerinin toplam harcaması olduğunu, kendi belediyesinin bu yılki harcamasının 357 bin lirayı aşmadığını vurguladı.

Poyraz’ın bu görüşlerinin ardından şu noktayı hatırlatmak durumundayım; 24 Eylül’de çıkan haberdeki bilgiler, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in bir soru önergesine verdiği yazılı yanıta dayanıyordu. Bakanın imzasını taşıyan listede harcamaların illerdeki ayrıntısına dair bilgi verilmiyordu.

 

Okurdan Kısa kısa:

Uğur Ercan: 5 Kasım’da Almodovar ile ilgili haberde, “Perulu yazar Mario Vargas Llosa’nın bulunduğu çok sayıda İspanyol aydın” diyor. Perulu bir yazar nasıl İspanyol aydın sayılıyor?

Not: Llosa, Perulu ama İspanya’da yaşıyor ve İspanyolca yazıyor.

Mete Paksoylu: 6 Kasım’da spor sayfasında haberin başlığında Trabzonspor Başkanı Sadri Şener’in adı “Sadir” olarak yazılmış. Kırk yıllık Sadri Şener oldu Sadir Şener! Bravo tebrikler.

Eyüp Demirel: (4 Kasım) Eskişehir ekinde, çalınan dört koyun haberinde fotoğraflar jandarmaya ait. Hırsızları yakalayan Jandarma Teşkilatı. Fakat başlık “Polis yakaladı” şeklinde. Her iki teşkilata da haksızlık etmeyin. Doğruyu yazın.

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET / 12 KASIM 2012

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).