ARAP KADIN TURİSTE AYRIMCILIK

Uludağ’daki kar motoru kazasıyla ilgili haberin başlığı “Arap turist kadın milli kayakçı biçti” şeklindeydi. Talip Küçükcan, Twitter’da yazdığı mesajda bu başlığı “ırkçılık kokan bir dil kullanıldığı” gerekçesiyle eleştirdi.

Gerçekten 21 Ocak’taki bu haberde, kaza yapan kişinin “kadın”, “turist” ve de “Arap” olduğunu vurgulamak ne kadar gerekliydi? Bunu düşündüm. Hürriyet’te daha önce yayımlanmış ve yabancıların da karıştığı kar motoru ve jet ski kazalarıyla ilgili haberlere baktım.

Tahmin ettiğim gibiydi; 9 Ağustos 2014’te Bodrum’da yaşanan ve İngiliz turistlerin karıştığı jet ski kazasıyla ilgili haberde kaza yapanların cinsiyetine ve milliyetine dair bir vurgu yoktu. Sadece “Bodrum’da jet ski kazası:9 yaralı” denilmişti. Bu kazada çarpışan iki jet skiyi de İngiliz turistler kullanıyordu, biri kadın, diğeri erkekti. Ama örneğin “İngiliz turistlerin jet ski kazası” başlığı tercih edilmemişti. 

Altı Rus turistin İtalya’da kar motoruyla uçuruma yuvarlanıp yaşamını yitirmesiyle ilgili haberde de kaza yapanların ulusu başlığa çıkmamıştı. Hürriyet’te 5 Ocak 2013’te yayımlanan haberin başlığı “Alpler’de feci kaza” idi.

Demek ki, bu tür kazalarda kazayı yapanın ulusuna ve cinsiyetine atıfta bulunmak ne gerekli, ne de zorunlu. Halbuki “Arap turist kadın milli kayakçı biçti” başlığında “biçti” gibi bir fiil kullanılarak hüküm bildirilmiş. Nesnel, olaya mesafeli duran bir başlık değil bu, önyargılı. “Milli kayakçıyı biçme” olumsuzluğunu ya da suçunu, “Arap kadın turistlere” yüklüyor. Bir kişinin karıştığı kazadan bir kimliği sorumlu tutuyor. Bunun adı ayrımcılık olsa gerek.

 

Reytingi yoksa?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, TRT 1 ve TRT Haber’de katıldığı programın reyting alamaması, siyasi bakımdan olduğu kadar gazetecilik açısından da öğretici bir örnekti.

Anlaşılan insanlar, Erdoğan’ın katıldığı ilk tv programında ne söyleyeceğini çok da merak etmemiş. Yoksa 29 Ocak’taki program, Total izleyicide ilk 100’e giremeyip, AB grubunda ise 2.31’lik izlenme oranıyla 52. sırada yer almazdı.

Fakat bizim de gazeteci olarak şu soruları sormamız gerekmez mi; Erdoğan’ın tv konuşması reyting alamıyorsa, gazetedeki konuşma haberi ne kadar okunuyordur? Kaç okur, Erdoğan’ın konuşmasını okumak için ertesi gün gazetede basılmasını bekliyordur?

Gazete sayfalarını daha rantabl kullanmak, daha etkili habercilik yapabilmek için bu soruların yanıtlarını tartışmamız gerekli. Elbette gazeteci milletinin bu sorulara ilişkin farklı görüşleri olabilir.

Bence sorunu Erdoğan ile sınırlandırmak da yanlış olur. Günümüzde bütün siyasi liderlerin konuşmaları için benzer bir durum sözkonusu. Bir lider konuştuğunda, televizyonlar canlı yayınla izleyiciye aktarıyor. Eşzamanlı olarak konuşmalar internet sitelerinde haber olarak aktarılıyor; videolarla izletiliyor. Merak edenler zaten haberi o gün dinliyor ya da okuyor; tüketiyor. Düşünün, liderlerin konuşmalarıyla ilgili haberler, sadece Hurriyet.com.tr’de onbinlerce kez okunuyor.

Meraklısının bir gün önce dinlediği ya da okuduğu bir konuşmayı, ertesi gün gazetede aynen vermenin okuyucuda bir karşılığı olduğunu sanmıyorum. Gazeteler, o konuşmaları aynen vermek yerine birkaç adım ileri gitmeli.

Bunun yolu da o konuşmaları, analiz haberlere dönüştürmek; izlenimlerle zenginleştirmek ya da ipuçlarını araştırıp farklı haberler haline getirmek. Teknolojik dönüşümlere ayak uydurmak için gazeteciliğin de değişmesi zorunlu…

 

Yunanca’nın Ç’si

Yunanistan’daki seçimlerden sonra Türkiye’de, Syriza’nın liderinin adının yazımı konusunda bir tartışma çıktı. Bazı gazeteler Tsipras, Hürriyet’in de aralarında bulunduğu bazı gazeteler de “Çipras” olarak yazıyor.

Sanırım doğrusu da bu. Çünkü Türkçede kural, “Latin alfabesiyle yazılan yabancı isimlerin özgün haliyle, Latin alfabesiyle yazılmayan yabancı isimlerin ise Türkçe söylenişindeki gibi yazılması”.

Latin alfabesiyle yazılmış olmasına karşın dilimize farklı şekilde girmiş ve yerleşmiş olan isimler ise söylendiği gibi yazılıyor. Örneğin Londra (London), Münih (München) ve Marsilya (Marseille).

Fakat son yıllarda digital dünyanın da baskısıyla olsa gerek, medya genellikle İngilizce yazımı esas alıyor. Bu da bir karmaşaya neden oluyor; dilimize yeni girse de bazı isimler Türkçe söylenişine göre, bazıları da İngilizcesine göre yazılıyor. Hatta Yunan Başbakanın adını Çipras diye yazıyoruz ama bakanların adına gelince yine İngilizce yazımı esas alınıyor. Hürriyet Atina Temsilcisi Yorgo Kırbaki’ye sordum bu karmaşayı. O da yeni örnekler verdi:

“Haklısınız. Bilmem nedendir, Kıbrıs Rum Kesimi eski lideri Glafkos Kleridis’e de Klerides, Rum Dışişleri Bakanı Kasulidis’e de Kasulides deriz. Kaldı ki Patrik Vartholomeos’a da Bartholomeos diyoruz. Eski Başbakanlardan biri de hem Miçotakis, hem Mitsotakis idi. Bence, Yunanca’nın ts’si Türkçe’nin Ç’sinden daha ince duyuluyor.”

Dahası “Çipras” yazmayı tercih ediyoruz ama partisinin adını Syriza olarak kaleme alıyoruz. Aslında “SYRIZA” (ΣΥΡΙΖΑ), “Radikal Sol Koalisyon” adının kısaltması. Partinin adını da Türkçe söylenişindeki gibi yazmamız gerekmez mi? Ama bu konuda da kesin bir kural yok. Örneğin NATO İngilizce sözcüklerin, BM ve IŞİD ise Türkçe sözcüklerin kısaltması. Yani nasıl yerleştiyse öyle gidiyor…

 

Okurdan kısa kısa

Esat Orhon: “Ebatlar” olmaz. “Ebat” zaten çoğuldur. Bu sözcüğün tekil hali, “buut”tur. (Boyut sözcüğü de bundan türemiş.) 9 Ocak’ta “Kobani’den görünüm” başlıklı haberde “ebatlar” yazılmıştı. “Bayrak .. boyutlarında” denmeliydi. Aynı şekilde tahıllar, tayfalar da olmaz. Bunlar zaten çoğuldur.

İbrahim Yılmaz: 1 Şubat’ta Hürriyet Pazar Eki’nde Ronaldo ile ilgili “Bu makine nasıl çalışıyor?” başlığı altında haber yapılmış. Ancak zemin rengi ve punto seçiminden dolayı okumak mümkün olamadı.

Muzaffer Çelik: 30 Ocak’ta çıkan “55 bin yıllık sır” haberinde, “Amerikalı paleontolojist Eric Delson” diye yazıyor. “Paleontolojist” değil, “paleontolog” olacaktı.

Veli Yakar: Hrant Dink’in öldürülüşünü her yıl anıyorsunuz da niçin Gaffar Okkan’ın öldürülüşünün yıldönümü ile ilgili haber yapmıyorsunuz?

Not: Gaffar Okkan’ın ölüm yıldönümü ile ilgili törenler 24 Ocak’ta internette, ertesi gün de gazetede “14.Yıl” başlığıyla haber oldu.

Semih Taylan / Atilla Mengeş: Emekçilerin mücadelesini görmezden gelmek insanın kendisini hafife almasıdır. 15 bin metal işçisinin grev ertelemesini çok önemsizmiş gibi orta sahifeden vermek Hürriyet’e yakışmadı.

Seçil Türkel: Okumak istediğim haberin, internette farklı sayfalarda fotoğraflarla kısa kısa metinlerle verilmesinden nefret ediyorum. Üstelik bir sonraki cümle için yeni fotoğrafın yüklenmesini beklemek zorunda kalıyorum.

Gündüz Uğural: “Spor ekranı”nda verilen spor karşılaşmalarının cinsini çok kısa ve parantez içinde verir misiniz? Bazı takımları tanımadığım için, karşılaşmanın basket mi, futbol mu olduğunu anlayamıyorum. Futbol ise (F), Basketbol ise (B), Tenis ise (T), Kayak ise (K), vb. gibi.

Gürbüz Onur: 5 Şubat’ta üçüncü sayfada “Lodos onları da vurdu” başlıklı haberde “Tekirdağ’ın Gelibolu ilçesi” deniyor. Hatırlatayım, Gelibolu ilçesi Çanakkale’nindir. Böyle yanlış bilgi verdiğiniz için sizleri kınıyorum. 

FARUK BİLDİRİCİ / 9 ŞUBAT 2014 / HÜRRİYET

Diğer Haberler

Okur Görüşleri

Görüş Bildir

Endişelenme! E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar doldurulmalıdır (*).