1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda.  Haberlerin peşinden koştum; haber trafiği yönettim, söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım. Dokuz yıl boyunca sürdürdüğüm Hürriyet gazetesi Okur Temsilciliği (Ombudsman) görevinden 4 Mart 2019’da ayrıldım. Artık mesleğime "Medya ombudsmanı" olarak katkıda bulunmayı hedefliyorum.  Okurlardan da somut örnekler üzerinden medya eleştirileri bekliyorum.

Faruk Bildirici


 AYŞE ÖĞRETMEN - OSMAN KAVALA VE ÖZÜR DİLEMENİN ERDEMİ
 27 Mayıs 2019, Pazartesi
 

“Ayşe öğretmen” mevzuunda yargı ve medyanın rolleri karıştı.  Anayasa Mahkemesi, “Ayşe öğretmen”i akladı ve cezaevinden tahliye edilmesini sağladı. Oysa iktidar yanlısı medya üç yıl kadar önce yargılamış, “PKK propagandası yapmak”tan ömür boyu hapse mahkûm etmişti!

Hatırlayalım, Ayşe Çelik adlı öğretmen, 8 Ocak 2016 akşamı Kanal D’de Beyaz Şov programına Diyarbakır’dan telefonla bağlanmış, “Burada doğmamış çocuklar, anneler, insanlar öldürülüyor. Sessiz kalmamalısınız” demişti. Beyazıt Öztürk de “Bir alkış alalım Ayşe Hanım’a. Bu söyledikleriniz bize bir kere daha ders oldu” diyerek teşekkür etmişti.

Programın ardından o akşam sosyal medyada büyük gürültü kopmuş, iktidar yanlısı medya kampanyaya başlamıştı.  Özel harekât polislerinin Beyazıt Öztürk’ü tehdit ettiği video görüntüleri bile Akşam ve Yeni Şafak’ta “Ağır sitem” ve “Sert mesaj” başlıklarıyla yayımlanmıştı.  O kadarla kalmamış, Akşam, Sabah, Yeni Şafak, Takvim, Türkiye, Güneş, Star, Yeni Akit gazeteleri ile İnternethaber ve Ahaber gibi bazı haber siteleri Ayşe Çelik’in suçlu olduğuna karar vermiş, “PKK propagandası yaptığını”, “PKK ağzıyla konuştuğunu”, “PKK yandaşı” olduğunu yazmışlardı. Hem de günlerce…

Gazetecilerin kendisini polisin, yargının yerine koymaması gerekir. Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi, “Gazetecilerin insanların lekelenmeme hakkına özen göstermek ve korumakla yükümlü” olduğunu hatırlatır ve gazetecilerin yargı sürecinde taraf olmaması gerektiğini vurgular:

“Hazırlık soruşturması sırasında soruşturmayı zaafa uğratıcı, yönlendirici biçimde haber ve yorumdan kaçınılmalıdır. Yargılama sürecinde de haberler her türlü ön yargıdan uzak ve kesinlikle doğruluğundan emin olunarak sunulmalıdır.

Gazeteci yargı sürecinde taraf olmamalıdır. Yargı kararı kesinleşmedikçe, şüpheli ya da sanık suçlu ilan edilmemelidir.

Soruşturmayı etkileyecek ya da yönlendirecek ya da suçlanan kişi ya da kişilerin yakınlarını zor durumda bırakacak ifadelerden kaçınılmalıdır.”

Ne yazık ki, yukarda sıraladığım medya kuruluşları bu ilkeleri hiçe saydılar; bırakın önyargıda bulunmamayı ve soruşturmayı etkilememeyi, hüküm içeren yayınlarıyla bizzat soruşturma açılmasını sağladılar. Nihayetinde de Ayşe Çelik hakkında “Terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle dava açıldı.

Beyazıt Öztürk, programdaki sözlerinden çark edip, özür dilemesi sayesinde kurtuldu, hakkında takipsizlik kararı verildi. Ayşe Çelik ise Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde de sözlerinden geri adım atmayınca 1 yıl 3 ay hapse mahkûm edildi. Geçen yıl altı aylık kızı ile cezaevine konuldu, 14 gün sonra cezası ertelendi. 18 Nisan 2019’da erteleme süresi dolan Çelik, tekrar cezaevine girmişti. AYM’nin ihlal kararı vermesinin ardından cezaevinden tahliye edildi.

 

Spontane açıklamalara tahammül

Anayasa Mahkemesi, Ayşe Çelik’in, Beyaz Şov’daki programdaki sözlerini “terör örgütü propagandası” olarak görmedi. Tam tersine “ifade özgürlüğü”ne dikkat çeken AYM kararının sonuç bölümünde şöyle denildi:

“Sonuç olarak başvurucunun konuşmasının bir terör örgütünün siyasi veya sosyal etkinliğini artırmak, sesinin kitlelere duyurulmasını sağlamak, örgütün başa çıkılması imkânsız bir güç olduğu ve amacına ulaşabileceği kanaatini toplum üzerinde oluşturmak, örgütün mücadelesine karşı olan kişi ve kuruluşları ortadan kaldırmak, sindirmek, halkın örgüte sempatisini artırmak ve giderek aktif desteğini sağlamak amacıyla yapıldığı kabul edilmemiştir.

Başvurucunun olayların sıcaklığı içinde, canlı bir televizyon programında spontane bir şekilde yaptığı başvuru konusu açıklamalarına daha fazla tahammül gösterilmesi gerekmektedir.”

AYM’nın kararı çok açık. “Canlı yayındaki spontane açıklamalara tahammül gösterilmesi gerektiği” vurgulanıyor. Bu gerekçelerle Ayşe Çelik aklandı.

Bu karar, 2016 yılındaki yayınlarında onu yargılayan eden medyanın tutumunun ne denli yanlış olduğunu da sergilemiş oldu. Bu durumda o medya kuruluşlarının önce bu yayınları internetten kaldırıp, düzeltme yapması, sonra da Ayşe Çelik’ten özür dilemeleri gerekirdi. Zira Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi, “gazetecilerin yayınlarıyla ilgili her yanlışı en kısa sürede düzeltmesini ve gerektiğinde özür dilemesini” temel görevleri arasında sayıyor.

Ancak sözünü ettiğim medya kuruluşları bırakın düzeltme yapmayı ve özür dilemeyi, Ayşe Çelik’i aklayan Anayasa Mahkemesi kararını bile yayımlamadılar. Yeni Akit internet sitesinin yine suçlayan, yargılayan haberi dışında hiçbiri görmedi bu gelişmeyi. Tabii Beyazıt Öztürk’ün de AYM kararını görmezden geldiğini not düşmeliyim…

 

Osman Kavala kararı

Aslında Anayasa Mahkemesi’nin Ayşe Çelik kararı, Resmi Gazete’de 9 Mayıs’ta yayımlandı ve ben yazmakta geç kaldım. Ama AYM’nin Osman Kavala ile ilgili kararı 22 Mayıs’ta çıkınca iki kararı birlikte yazmaya karar verdim.

Çünkü yayınlarında Ayşe öğretmeni yargılayıp mahkûm edilmesi için uğraş veren medya kuruluşları aynı şekilde Osman Kavala’yı da suçlu göstermek ve hakkında mahkumiyet kararı verdirmek için yayın yapmışlardı. AYM’nin Ayşe Çelik hakkındaki kararına yer vermeyen Akşam, Sabah, Yeni Şafak, Takvim, Güneş, Star ve Yeni Akit gazeteleri, AYM’nin Osman Kavala kararını yayımladılar. Zira AYM, Kavala’nın aleyhine karar vermiş; tutuklanmasına yapılan itirazı reddetmişti.

Üstelik Sabah gazetesinde AYM’nin ret kararının yanında Osman Kavala’yı suçlayan yeni bir haber daha yayımlandı. “İşte Gezi kalkışmasının arkasındaki şema” başlıklı haberde Başsavcılığın bir şema hazırladığı ve bu şemada, “Osman Kavala’nın Gezi Kalkışmasını yöneten Taksim platformu ve Taksim Dayanışması’nın gizli yöneticisi ve finansörü olduğu bilgisine yer verildiği” öne sürülüyordu.  Bu şemanın hangi belge ve kanıta dayandığına dair bir veri yoktu haberde. Bu haliyle yargı sürecini etkilemeye yönelik haberlerin devamıydı.

Halbuki Gezi eylemleri nedeniyle Taksim Platformu yöneticilerine dava açılmış ve bütün sanıklar beraat etmişti. Üstelik de o davadaki sanıklar arasında Osman Kavala yoktu. Şimdi aradan altı yıl geçtikten sonra Gezi’yi finanse edip yönetmek ve hükümeti devirmeye teşebbüs etmekle suçluyorlar Osman Kavala’yı. Haberlerde bu bilgilere yer vermeyip, iddialar yerine yargı belirten ifadeler kullanmak gazetecilik ile bağdaşmaz.

Kim olursa olsun yargılanan kişileri, hakkında mahkûmiyet kararı kesinleşene kadar “masum” kabul etmek yerine hâkim ve savcı gibi kararlar veren bu medya kuruluşları, ilerde Osman Kavala da aklanırsa ne yapacaklar? Yine Ayşe öğretmenin aklanmasında olduğu gibi görmezden gelip yollarına devam mı edecekler?

Elbette yine görmezden gelebilirler. Ama böyle devam eden bu medya kuruluşlarının itibar erozyonuna uğraması, güvenin kaybolması kaçınılmaz...

 

***

 

Okur görüşleri:

Hazar Aksoy: Bugünkü Hürriyet ve bazı internet sitelerinde kullanılan haberin başlığı şöyle: “Suikast timine Öcalan maddesi.” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tutuklamaya giden FETÖ’cülere verilen "ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezaları Yargıtay’da onaylanmış. Peki bu konunun Öcalan ile ne ilgisi var?  Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, idam cezası kaldırılırken icat edilmiş bir ceza. Şimdiye kadar binden fazla kişiye verildi. Bu ceza sadece Öcalan’a verilmiş olsa, bu başlık belki kabul edilebilir ama burada amaçlanan ne? (25 Mayıs)

Saffet Arışman: Konfeksiyoncu işinsanı Abdullah Kigılı, ekonomi servislerinin yönetici ve yazarlarına iftar yemeği vermiş. Ertesi gün Akşam, Hürriyet, Sabah, Star, Türkiye gazetelerinde yarımşar sayfa haber. Başlıklar da hemen aynı. “İtalyanlar peşimizden koşuyor”, “İtalyan modacılar artık gözümüzün içine bakıyor.”  (23 Mayıs) 

Kemal Durhat: Liselerdeki yeni eğitim sistemi haberlerinde ders sayılarıyla ilgili herkes ayrı telden çalmış. Bakanın toplantıda ekrana yansıttığı sunumda ders sayıları 9. sınıfta 8’e, 10 ve 11. Sınıflarda 10’a, 12. Sınıfta ise 7’ye indirilecek yazıyor. Ancak birçok haberde “10 ve 11. Sınıflarda ders sayısının dokuza düşürüleceği” belirtildi. TRT bile bu yanlış bilgiyi tweet olarak atmış. Çoğu TV kanalında da bilgi yanlış. Gazetelerin de çoğunu inceledim. Karar, Güneş, Birgün, Star, Akit, Yeni Şafak, Milat, Türkiye, Yeniçağ, Ortadoğu gibi birçok gazetede bu bilgi yanlış yazılmış. Hürriyet, Milliyet, Posta, Sabah gazetelerinde ise Bakan’ın sunumda gösterdiği haliyle doğru paylaşılmış. Peki bu bilgi kirliliği nasıl oluştu? (19 Mayıs)

Özgür Er: Yeni Akit’te bir haber, “Oy hırsızları projeleri de çalmış.” Akit olunca insan bu kadar temelsiz ve hedef saptıran bir habere şaşırmıyor. Ama yine de Ekrem İmamoğlu’nu kirli bir dille suçlayan bu habere dikkat çekmeden edemedim. (19 Mayıs)

Faruk Bildirici / 27 Mayıs 2019


 
FATİH PORTAKAL, KABATAŞ VE ELİF ÇAKIR’IN YAZISININ SİLİNMESİ
VIP KRİZİ HABERLERİNİN ANALİZİ
BURAK YILMAZ’IN SÖYLEDİKLERİ ABARTILDI DA NE OLDU?
TARAF GAZETECİLİKTE "KENDİN PİŞİR KENDİN YE" ÖRNEĞİ
CUMHURBAŞKANLIĞI’NIN BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ FİİLİ SÖZCÜSÜ
MEDYA VE SOSYAL MEDYAYA PEDOFİLİ ÇAĞRISI: O İÇERİKLERİ LÜTFEN KALDIRIN
EMEKLİ AVLAMA HABERCİLİĞİ
AYŞE ÖĞRETMEN - OSMAN KAVALA VE ÖZÜR DİLEMENİN ERDEMİ
MEDYA "EĞİTİM REFORMLARI"NI ALKIŞLAMASAYDI
CUMHURBAŞKANI-TÜSİAD TARTIŞMASI MEDYADA NASIL KARARTILDI?
RABİA NAZ İÇİN SUS EMRİ GEREKİR MİYDİ?
ÖCALAN GÖRÜŞMESİ VE SEÇİM SENARYOLARI
MARDİN’DEKİ TACİZ VAKASI VE GAZETECİLİK
AA’NIN HABERİNİN EKSİK VE YANLIŞLARI
KOVULMUŞ OMBUDSMAN NE YAPAR?


© Tüm Hakları Saklıdır. 2019   |   fbildirici@gmail.com