1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
 31 Ocak 2002, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/61

HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?

Eskiden meteoroloji raporlarında, ``günün en yüksek ve en düşük sıcaklıkları'' sıralanır, yaz aylarında da ``gölgede ölçülen sıcaklık'' bilgileri eklenirdi uzun listeye.

Son zamanlarda yepyeni bir kavramla tanıştık; ``hissedilen sıcaklık.'' Sessizce, reklamı yapılmadan yaşamımıza girmesine rağmen çabucak benimsedik bu kavramı. Hiç yadırgamadan benimsememiz, yaşamımıza kattığı olumlu unsurlardan kaynaklanıyor olsa gerek.

Eskiden meteorolojiden verilen sıcaklık tahminleri ile sokağa çıktığımızda yüzümüze çarpan ısı hep farklı olurdu. Meteoroloji teknik açıdan işini doğru yapıyor olsa da verilen sıcaklık tahmini, sokağa çıkan insan açısından çok fazla anlam ifade etmiyordu. Her zaman meteorolojinin tahminiyle insanın hissettiği sıcaklık arasında en az üç beş derece fark oluyordu.

Şimdi bu farklılığın önüne geçilmiş oldu. ``Eksi 8 derece olan hava sıcaklığı, rüzgar ve nem oranının etkisiyle eksi 17 derece hissedilecektir'' gibisinden açıklamalar eşliğinde duyurulan ``hissedilen sıcaklık'', insanları meteorolojik koşullara hazırlamak açısından eskisine oranla daha başarılı.

İlk bakışta basit gibi görünse de ``günün en yüksek ve en düşük sıcaklıkları''ndan, ``hissedilen sıcaklık'' kavramına terfi edişimiz aslında üzerinde durulması gereken büyük bir yenilik.

Herşeyden önce meteorolojinin geliştirdiği yeni kavram, daha insani. Teknolojik olanakların artması çoğu kez mekanik, insanın duygularını gözetmeyen uygulamalara yol açardı, bu kez tersi oldu insan önplana alındı.

İnsanın aynı ``meteoroloik koşullarda'' olsa bile sıcaklığı diyelim bir otomobil ya da bir binadan farklı ``hissedebileceği'' gerçeği nihayet farkedilmiş oldu. Dahası, sıcaklığın ``göreli'' bir kavram olduğu da tescil edildi.

Madem sıcaklığın göreliliğini kabul ederek, kavramları insanileştirme yolunda adım attılar, artık meteorolojiye durmak yok bence. Bu yolda sürekli ilerlemek, ısının insanlar tarafından farklı hissedilmesine neden olan öbür etkenleri de gözönüne alarak yeni tanımlar üretmek zorundalar!

Bir kere meteoroloji, sıcaklığın sadece rüzgar ve nem oranı nedeniyle farklı hissedilmediğini hatta her insanın sıcaklık algılamasının farklı olduğunu hesaba katmalı. ``Hissedilen sıcaklık'' kavramı, hala eski ``günün en yüksek ve en düşük sıcaklıkları'' kavramında olduğu gibi, sıcaklığı bütün insanların aynı düzeyde hissettiği varsayımına dayanıyor.

Oysa yaşamda böyle ortak bir hissiyat durumu hiç yok. Yanyana yürüyen iki insan bile aynı şekilde hissetmez havanın sıcaklığını. Birisi ``Üşüyorum'' diye titrerken, öbürü ``Aman hava ne güzel'' diye sevinebilir.

Her insanın farklı hissetmesinin biyolojik, sosyolojik nedenleri bir yana, bence en önemli neden insanın içinde bulunduğu ruh halidir. Dikkat edin, aynı yaş, aynı kilo ve aynı cinsiyetteki insanların soğuk ya da sıcağa direnci aynı değildir. Hatta aynı kişinin ısıya karşı duyarlılığı da ruh haline göre değişir. İnsan keyifliyken hiç hissetmediği soğuğu, sıkıntılı bir anında dondurucu bulabilir.

İnsanın ruh hali de maddi koşullarından bağımsız değildir. Yakıt parasını denkleştirme sıkıntısı olmayan bir insan ile değil yakıta, yiyeceğe bile zor para yetiştiren insanların kışın soğuğunu aynı şiddette yaşamaları mümkün olamaz. Her yanı beyaza büründüren kar, koşulları iyi olana romantizmin müjdecisi gibi görünürken, parasızlara karakış habercisi olarak görünür.

Sadece kışın soğuğu da değil, hemen her alanda geçerlidir ruh halinin etkisi. Örneğin her ay açıklanan enflasyon rakamları, bu ülkede yaşayan herkes için aynı anlama gelmez.

Enflasyon rakamları muhakkak ki titizlikle hesaplanmıştır, doğruyu içermektedir. Ama elinizdeki parayla kıt kanaat geçinmeye çalışıyorsanız ya da işsiz kalıp o kısıtlı bütçeden de mahrum olmuşsanız, açıklanan enflasyon rakamları ile sizin hissettiğiniz fiyat artışları asla aynı ağırlıkta olamaz.

Bir zamanlar gazeteci iken reklamcılığa soyunan ama kriz sonrasında işsiz kalan arkadaşım Saim Tokaçoğlu, elindeki avucundaki para suyunu çekmeye başlayınca bu meseleye takmış kafasını.

``Madem hissedilen sıcaklık diye bir kavram var, hissedilen enflasyon niye olmasın?'' diye soruyor. ``Hissedilen enflasyon''u, tabii ki kendi içinde yaşadığı depreme dayanarak anlatıyor:

``Nem oranı gibi, rüzgar gibi, cebinizdeki para ve sahip olduğunuz işiniz de enflasyonu nasıl hissettiğinizle yakından ilgili. Eve iki maaş girmiyorsa ve ek geliriniz yoksa geçinmek zaten imkansız.

Durum böyleyse enflasyonu çok fazla hissetmezsiniz. Ancaaak ek gelirinizin başına birşey gelirse, hatta bir de size rahat geçinme imkanı sağlayan işinizden atılıverirseniz enflasyonu hissetmeye o zaman başlarsınız. Hükümetin açıkladığı o aylık yüzde 3-4 gibi küçücük enflasyon rakamı canınızı yakmaya başlar.

İlk ay can havliyle yakınlarınızdan, dostlarınızdan medet umarsınız. Elindeki küçük tasarrufunu TL olarak tutan varsa bile muhakkak vadelide değerlendirmektedir. Vadeyi bozmayı teklif edenler de olur ama girecekleri zararı öğrenince vazgeçersiniz almaktan. Ya dolar ya da euro olarak borçlanmak kalır geriye.

İlk ay böyle geçer gider göz açıp kapayana kadar. Bir bakarsınız ki, gelenler de bitmiş, bir sonraki ayın ev kirasının zamanı gelmiş. Faturalar birbiri ardına çıkar posta kutusundan. Lanet edersiniz plastik kartla tanıştığınız güne. `Son ödeme günü' sizin için kabus olur. Bir başka dostun kapısını çalarsınız.

Oraya buraya gider, iş aramaya, üç beş kuruş kazanmaya bakarsınız. Zaman ise su gibi akıp gider, takvim yaprakları gazel yaprakları gibi hızla dökülür. Tam bu sırada felek bir tokat daha akşedecektir size, sanki `tam sırası' dercesine.

Bir pazartesi sabahı karınızın eline çıkışını tutuşturuverirler, `kriz nedeniyle'. Artık tam anlamıyla yan bastınız demektir. Hükümet sözcüsü bakan, her ne kadar enflasyonun geçen yılın aynı ayına göre daha düşük çıktığını söylese de sizin canınız daha çok yanmaya başlamıştır. Enflasyonu daha yüksekmiş gibi hissetmeye başlarsınız. Aslında enflasyon yüksek değildir, size öyle geliyordur.''

Gerçek durum ne olursa olsun, ``hissedilen'', kaçınılmaz olarak herşeyin önüne geçiyor. Saim için öyle olmuş durumda. Aylık enflasyon rakamları ne olursa olsun Saim'i kötü etkileyecek. Onu da, ``Şubat krizi''nden sonra işsiz kalan ya da iflas eden binlerce insanı da...

Nasıl ki, meteorolojinin ``hissedilen sıcaklık'' kavramını hesaplarken her insanın farklı sıcaklık algılamalarını da hesaba katması muhteşem sonuçlar verirse, inanın ekonomide de ``hissedilen enflasyon'' hesaplanabilse en az o kadar yarar getirecektir!

Hem böylece ekonomik verilerin -bilmeyenler için karmakarışık olan- rakamlarla dolu tabloları da insanileşmiş olur. Düşünsenize, ``Bu ayın hissedilen enflasyonu düşük gelir grubu için yüzde 35, orta gelir grubu için yüzde 25, üst gelir grubu için de yüzde 0 olmuştur'' gibilerinden aylık enflasyon verileri açıklandığını!

Şaka gibi gelse de ``hissedilen enflasyon'' kavramının yerleşmesi, o rakamları ete kemiğe büründürecektir inanın. Hiç olmazsa enflasyonu hissetmeyenlerin, enflasyonu derinden hissedenleri hissetmelerini sağlayacaktır. Bu da kendisini başkasının yerine koyabilmek, başkalarını da hissedebilmek, sorunlara başka cephelerden de bakabilmek demektir. Eh bu da önemsiz bir sonuç sayılmaz herhalde...

31 Ocak-6 Şubat 2002/Tempo


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr