1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 38 yıldır bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 19 Nisan 2010’dan bu yana Hürriyet gazetesinde Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
 10 Ocak 2002, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI / 58

NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ

Sanırsınız birileri eline balyozu almış bizim banyonun kapısını kırıyordu. Gazeteleri elimden fırlatmamla yataktan atlayıp koşmam bir oldu.

Banyoya koştum ama kapıyı açmak ne mümkün. Omuzumla yüklenmem bile yetmedi. Arkadan güçlü bir el, acı kuvvetime karşı direniyordu. Kapıyı tutmakla kalmıyor, bir yandan da güm güm güm diye vurup duruyordu. Kapı, her darbede menteşelerinden fırlayacakmışçasına bir kez daha sarsılıyordu.

On dakika kadar cebelleştik. En sonunda direnmekten vazgeçti de kapı birkaç santim aralandı. Aralıktan bakınca gözlerime inanamadım. Meğer bizim yepyeni çamaşır makinesi değil miymiş onca gürültünün sebebi? Çamaşırı sıkarken öyle hiddetle sarsılıyordu ki, banyonun içinde yürümekle kalmamış, kapının arkasına gelip dayanmıştı.

Hiçbir şey yapamadan, çamaşırı sıkıp bitirmesini bekledim. Sıkması sona erince makineyi yavaş yavaş iterek kapının arkasından uzaklaştırmayı başardım. Uzun süre makinenin orasına burasına bakarak banyonun içinde gezinmesinin nedenini anlamaya çalıştım. Görünür bir problem yoktu, servis çağırmaktan başka çarem olmadığına karar verdim.

Fakat günlerden pazardı ve kirli çamaşırların oluşturduğu minik tepecik bana nanik yapıyordu. Durum tatsız görünüyordu. Sakin pazar sabahı gürültülerle bölünmekle kalmamış, yatakta gazete okuma keyfi yarıda kalmıştı.

Günün kalan bölümü de çamaşır makinemle yakın ilişki halinde geçti. Çamaşırı sıkma işlemine gelene kadar sakin sakin çalışıyor, sıkmaya başlayınca zangır zangır titremeye, zemini gümbür gümbür darbeleyerek banyoda gezinmeye başlıyordu. Bense makineme sarılarak onu yerinde tutmaya çabalıyordum.

Her defasında bana rağmen yürümeyi başarıyordu. Ben de sarılmayı bırakıp, ayaklarımı küvetin altına dayayarak güç alıyor itekliyordum. Kollarım yoruldukça o öne doğru bir iki adım atıyor, ben tekrar yüklenerek geriletiyordum onu. Öne arkaya, öne arkaya derken çamaşır sıkma işi bitiyor, ben de birazcık dinlenecek vakit bulabiliyordum.

Baktım gazetelerimi bile okuyamıyorum, komik bir çare buldum. Gazetelerimi alıp makinenin üzerine oturdum, o çamaşırı yıkarken ben de okudum. Gerçi çamaşır sıkarken ben de onunla birlikte zangır zangır titredim ama olsun, makinem köşesinden ayrılmadı.

Zamanla makinemin küçük sırrına vakıf olunca mutlu olduğum bile söylenebilir. Ağırlığımı tam ortasına veriyordum. Böylece denge sağlanıyor, titreme birazcık da olsa hafifliyordu!

Ertesi gün servis görevlisi geldi. Daha makineyi görür görmez, güldü:

- Bu makineler yürür abi!

- Nasıl yani?

- Üretim hatası var, bunlar yürür!

Aman ne güzel! Kısıtlı bütçemize kıyıp güçlükle aldığımız makine hatalı üretilmişti. Ne değiştirmeleri mümkündü, ne de tamiri! Israrlarımız, firma yöneticilerini aramamız sonuç vermedi. Biz titrek makinemizle baş başa kaldık.

Herkesin derdi kendine büyük gelirmiş. Biz de bu büyük derdimizi orada burada anlatırken öğrendik ki, bu makineden dertli çok insan varmış? Biz aslında Aziz Nesinlik bir öykünün içine düşmüşüz de haberimiz yokmuş!

Kimisi çamaşır sıkarken makinenin üzerine çıkıp oturuyormuş, kimisi de rahatça gezebilsin diye bahçeye çıkarıyormuş. Zincirle duvara bağlayan mı ararsın, özel beton bloklar yapan mı? Her türlüsü varmış.

Üstelik herkes kendi formülünün başarısını öve öve bitiremiyor, işin inceliklerini anlatıyordu.

- O ne biçim makinedir ne biçim. Zinciri hem alttan hem üstten geçireceksin. Altı açık olursa oradan ilerler devrilir.

- Beton blok yaparken kenarını hem yüksek hem de kalın yapın. Yoksa pat diye atlar düşer öbür tarafa.

Sonunda bir arkadaşımızın önerdiği formül aklımıza yattı. 15 cm yükseklikte çelik ayaklar yaptırıp makinemizi üzerine yerleştirdik. İlerlemesini engellemiştik ama yine çok ses çıkarıyordu. Onu da üzerine oturarak çözdüm.

Yürümesini engelledik ya pazar günlerinin büyük bölümünü makinenin üzerinde geçirmemi hiç dert etmedim. Gazetelerimi çamaşır makinemin üzerinde okumak pazar günlerimin değişmez eğlencesi haline geldi!

Hatta birkaç yıl sonra yeni bir makine alınca uzun süre pazarları yine gazetelerimi alıp küvetin kenarına tünedim, bekledim ki makine titresin ben de üzerine tüneyeyim. Titremek ne kelime kimi zaman çamaşır sıkmayı bitirdiğini bile fark edemiyordum.

Titreyerek gazete okuduğum günleri bana yeniden anımsatan Can Kıraç oldu. "Mamulâttan Markaya" adlı bir kitap hazırlanmış, Can Kıraç orada anlatıyormuş:

"Ne vakit çamaşır yıkasam komşular gelir beni seyrederdi. Çünkü makineyi bahçeye çıkarırdım. Ve abartmıyorum, yürümesin diye üstüne oturmuşum, ama makinenin beni dinlediği yok, bir yandan bahçeyi turlayıp bir yandan çamaşır yıkıyoruz.

Olayı Vehbi Beye anlattığım zaman ’Niye servise haber vermedin?’ dedi. Ben de ’Servise haber verdim ama beni çok mahcup ettiler, yeni bir makineyle değiştirdiler’ dedim."

Benim sevgili "titrek makinem", 15 yıl kadar sonra bu kez "eğlendirici bir öykü"nün kahramanı olarak yaşamıma dönmüştü. Firma, başka öykülerle de süsleyerek üretim hatasını nihayet "itiraf" ediyordu!

Doğrusunu söylemek gerekirse, "titrek makine"nin öyküsünün "itiraf" sözcüğüyle taçlandırılması bana ağır geldi. Eminim, Can Kıraç gibi makineyi yenisiyle değiştirme şansına sahip olmayan binlerce insanı da yaralamıştır bu sözcük.

İtirafın bu kadar hafife alınması başlı başına üzücü bir durum. Oysa itiraf dudaktan fırlatıp atınca unutulabilecek küçük bir bakla değildir. Çıkarınca bir anda kurtulamazsınız.

Ben ne aşklar bilirim hepsi de görkemli itiraflara kurban gitmiştir. "İtiraf edeyim ki" der, bir çırpıda anlatırsınız ama o kadar kolay kopamazsınız kendi itirafınızdan.

Uçup gitmez, eriyip yok olmaz. Günyüzü gördüğü anda havada donar kalır. Buzdan bir hançer olur, karşıdakinin yüreğine saplanır. O hançeri eritip, yarayı sarmak, "İtiraf edeyim ki" demekten çok daha zordur.

Hançeri eritmeniz için ellerinizle ısıtmanız, sıcaklığınızı kalbine yeniden akıtabilmeniz gerekir. Üstelik hançeri eritmeniz, yarayı iyileştirdiğiniz anlamına da gelmez.

Sadece zaman kazanmış olursunuz, kazandığınız zamanı iyi değerlendirmeniz, yeni itiraflara kapı açmadan yaşamayı öğrenmeniz zorunludur.

Neden tedavisi bu kadar zor derseniz, derim ki, itiraflar ağırdır! O kadar ağırdır ki, itiraflar yeni itirafları kaldıramaz. O nedenle ya itiraf etmeyeceksiniz, ya da itiraf ettiyseniz sabırla tedavi edeceksiniz.

Bileceksiniz ki, itiraf kınından dikkatli çekilmesi gereken özel bir silahtır. Başka hiçbir şeylere benzemez, insanın kendini kazanması kadar karşısındakini kaybetmesini de içerir.

Her aklınıza estiğinde çekerseniz kınından, kazandığınızı sandığınız anda kaybedersiniz de haberiniz olmaz...

Faruk Bildirici / Tempo / 10-16 Ocak 2002

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HÂKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOK ETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DERE YATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2018   |   fbildirici@hurriyet.com.tr