1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
 13 Aralık 2001, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/54

DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ

Nedense o gün sahafa girer girmez kitaplara değil de karton kutulara doldurulmuş eski fotoğraflara yöneldim. Sararmış, kenarları kıvrılmış, arkalarına el yazılarıyla tarih notu düşülmüş fotoğrafları karıştırmaya başladım.

Birden fotoğraf yığınının altına gizlenmiş, bordo kapaklı iki albüm dikkatimi çekti. Merakla çıkardım bulundukları yerden. Tozlarını silip, birinin kapağını açtım. Köşebentlerle tutturulmuş fotoğraflar, kahverengi kalın sayfalara simetrik biçimde, tarih sırasına göre düzenli olarak yerleştirilmişti. Özenli bir elden çıktığı her sayfasından belliydi.

Sayfaları çevirdikçe, adını bilmediğim bir ailenin yaşamından enstantanelerle karşılaştım. Albüm, evlilik fotoğraflarıyla başlıyor; yaşlılık günlerine doğru ilerliyordu.

Karı koca, arkadaşlarıyla çıktıkları pikniklerde, eğlendikleri düğünlerde, toplu yemeklerde, Anıtkabir gezisinde fotoğraflar çektirmişlerdi. Kamuda görev alan bir mimar olduğu anlaşılan erkek, pek çok yer değiştirmiş, farklı binalarda çalışmıştı. Emekliliği sırasında arkadaşları ona prinç bir vazo hediye etmiş, gözyaşlarıyla uğurlamışlardı.

Ailede yaşamın olağan seyrinde ilerlediğini söylüyordu fotoğraflar.  Tek sorun albümün ilk sayfalarında birkaç kez fotoğrafı görülen küçük kız çocuğunun izinin kaybolmasıydı. Ailenin küçük kızının başına gelenlerle ilgili hiçbir ipucu yoktu albümde.

Kimbilir neler yaşamışlardı? Belki çocuklarını kaybetmişler, belki de olağandışı hiçbir şey olmamış da fotoğrafını başka bir albüme yerleştirmişlerdi! Fotoğraflar sır saklayınca, olanları bilmem imkansızlaşıyordu.

Fakat ne olmuşsa olmuş, ailenin albümü başka ellere geçmiş, sahaflara düşmüştü. Ailenin özel tarihinin saklandığı ``çelik kasa'' olan ``aile albümü'', sahafa yolu düşen herkesin el atabileceği ``mal'' haline gelmiş, hiçbir mahremiyeti kalmamıştı.

Hayatta olsalar, asla dokunamayacağım, sayfalarını çeviremeyeceğim albüm, ailenin yabancısı olan benim ellerimdeydi. Ne benim o ``aile albümü''ne dokunmaya hakkım vardı aslında, ne de o aile yıllarca üzerine titredikleri, her mutlu anı en değerli hazineleri olarak resmedip ekledikleri albümleri böylesine orta malı olmayı haketmişti!

Tanımadığım, bilmediğim, belki de aynı zaman dilimlerinde yaşamadığım, aynı mekanlarda dolaşmadığım, zevklerini, kederlerini asla bilemeyeceğim insanların sararmış fotoğraflarına ne zaman baksam hep aynı duyguya kapılırım. Albümün asıl sahipleri adına üzülürüm. Yine öyle oldu, hüzün kapladı içimi.

Evlerinden, yurtlarından zorla kaçırılmış kadınların yarı çıplak satıldığı pazarların resimlerini hatırladım. O kadınlara dokunmak kadar iğrenç geldi bu albümleri elimde tutmak! Aniden irkildim. Albümler alev alev olmuş, ellerimi yakıyordu. Aldığım yere, kutunun dibine bırakıverdim.

``Ben de geçen hafta evdeki albümleri yeniden düzenlemiştim. Ya ilerde birileri de sahafta görüp benim albümlerime böyle bakarlarsa? Hayır, hayır bakmasınlar. Gerekirse vasiyet edeyim, albümlerimi yakın ama sakın satmayın.''

O sırada sahaf yanıma geldi. Bordo kapaklı albümlere dalıp gittiğimi görünce alıcı sanmış olsa gerek. Kendimi hızla toparlayıp, soru sormasına vakit bırakmadım. Albümlere biçtiği değeri öğrenmek istemiyordum:

- Neden satıyorsunuz bu eski fotoğrafları?

- Son yıllarda meraklısı arttı. Para kazandırıyor.

- İyi de başkalarının albümlerini neden alıyorlar? Ne işlerine yarar ki?

- Valla ben de merak edip birine sordum bu soruyu. ``Yaşadıkları güzel geçmişe bakmak için alıyorum'' dedi. Zaman zaman çıkarıp incelemek, fotoğraflara bakıp hayal kurmak hoşuna gidiyormuş...

Tarihçilerin, araştırmacıların, antropologların bu fotoğraflara ilgi göstermesi anlaşılır bir davranış. Ama araştırma gibi bir amacı olmayan insanların, tanımadığı ailelerin albümlerini satın alıp evlerine götürmeye ne hakları var? Paralarının gücüne dayanıp başkalarının ``özel tarihleri''ne el koyuyorlar. Düpedüz haksızlık bu.

Sahaf, bekleneceği gibi karşı çıktı bu düşünceme. Ona göre ortada ne haksızlık vardı, ne de başkalarına saygısızlık. İki tarafın da gönüllü biçimde katıldığı bir alışveriş sözkonusuydu.

- İyi de o ailelerden insanlar albümlerini kendileri getirip satıyorlar. Kimse çalıp getirmiyor ki buraya!

Maalesef sahafın sözleri gerçeği yansıtıyordu. Küçük çaplı bir araştırma bunu anlamama yetti. Sahipsiz kalan albümlerin farklı kanallardan sahaflara ulaştığı durumlar oluyordu. Fakat daha çok insanlar bizzat kendi elleriyle götürüp satıyorlardı aile büyüklerinin albümlerini.

İşin parasal yanını düşünenler, albümlerdeki yaşamın mahremiyetine en küçük bir saygı göstermiyor; bir parçası oldukları geçmişle bütünleşmek, onu korumak yerine üç kuruşa elden çıkarmayı yeğliyorlardı.

Satışa çıkardıklarının kendi bireysel tarihleri olduğunu önemsemiyor, daha doğrusu albümlerdeki ``tarihi'' hiç umursamıyorlardı. Albümlerdeki tarihin kokusunu alamayanlar, doğal olarak satışa çıkardıkları albümün kimi zaman bir kurumun, dolayısıyla bu ülkenin tarihinin parçası olduğunu da ayırdedemiyorlardı.

Galatasaray camiası, yakın geçmişte yaşadı böyle bir durumu. Galatasaray'ın simge isimlerinden biri olan ``Ferruhzat Hoca''nın (Turaç) albümleri, ölümünden sonra ailesi tarafından elden çıkarıldı. Sahaflara satılan 12 albüm, ``Ferruhzat Hoca''nın gençlik yıllarına, gezilerine, coğrafya öğretmenliği ve başmuavinlik yaptığı yıllardaki okul faaliyetlerine ve hatta De Gaulle'nin Galatasaray Lisesine yaptığı ziyarete ilişkin yüzlerce fotoğrafla doluydu.

Albümlerin peşine düşen Galatasaray Eğitim Vakfı, bir sahafta bulduğu albümleri geri aldı. Vakıf, albümler için 600 milyon lira ödedi ama aslında  Galatasaray arşivi, kendi tarihinin değerli bir parçasını kazandı.

Yaşamının neredeyse tamamı Galatasaray kurumlarında geçmiş, emekli olduktan sonra da Galatasaray Müzesini yönetmiş olan ``Ferruhzat Hoca''nın fotoğrafları, Galatasaray'ın kurumsal tarihindeki yerini almış oldu.

``Ferruhzat Hoca'' gibi bir insanın yakınlarının o albümleri sahaflara satmak yerine götürüp Galatasaray Müzesine vermemeleri dikkate değer bir yanlış. Eğer bilemediğimiz başka bir gerekçe yoksa bu davranışları, o fotoğrafların tarihi yanını pek de önemsemediklerini, daha vahimi ``tarih bilinci''ne sahip olmadıklarını gösteriyor

Asıl üzücü olan, ``Ferruhzat Hoca''nın yakınlarıyla benzer özellikleri taşıyanların giderek artması. Onlar sayesinde sahaflar, para  kazanmak uğruna satılan aile albümleriyle dolup taşıyor.

Oysa albümler tarihin yalansız, dolansız yüzüdür. Resmi tarihin dolambaçlı yollarında kaybolmamanın garantili yoludur albümler. Tarihin kokusunu, rengini, o aile albümlerindeki fotoğraflar kadar dobra dobra başka ne yansıtabilir ki? Sanırım hiçbir şey...

13-19 Aralık 2001/Tempo


YEDİ YIL SONRA GELEN AÇIKLAMA

 
Ben Ferruhzat Turaç'ın torunu Güneş Turaç...

''13-19 Aralık 2001/Tempo'' tarihli ve ''Dilerim Aile Albümüm Sahaflara Düşmez'' başlıklı yazınızda dedemizin kişisel albümlerini antika dükkanlarına sattığımız iddasında bulunmuşsunuz, ancak bu olay tam bu şekilde gerçekleşmedi...

Ben ve kardeşim Yasemin  ninemin vefatından sonra Fenerbahçe'deki evde dedemle birlikte üç kişi kaldık ben o zaman liseyi yeni bitirmiştim kardeşim ise orta sondaydı bir süre sonra dedemin de vefatı ile biz iki kardeş başbaşa kaldık ve evden taşınmaya anne tarafımızdan büyüklerimizin yanına yerleşmeye karar verdik. Aile büyüklerimizin de fikrini alarak evimizi satmak yönünde de karar aldık...

Bu taşınma operasyonunu iki kardeş üstlendik ve taşınmamız esnasında maaleef  bazı kolilerimiz kayboldu yada unuttuk...

Biz dedemin albumleri öğrenci resimleri ve gezi resimlerini karıştırarak onlarla oynayarak büyüdük dedem ne zaman evde birimizi boş yakalasa hemen yanına çağırır açar bir albüm ve ''bak burası şurası, bu resim şu gezide çekildi, bak bu atıyorum 5555 Kemal diye anlatır adeta o albümlerle o günleri yeniden yaşardı.

Ve biz iki kardeş dedemizle bu kadar çok anımız olan değerleri kaybettiğimiz için çok üzülmüştük başlarına bahsettiğiniz olayların geldiğinden haberimiz bile yoktu ta ki ben bu gece Google da can sıkıntısından dedemin adını yazip Search butonuna basana kadar...

Bu olaylar olurken eskiden kontak halinde olduğumuz ve dedemin hastalığı suresince ve cenazesi boyunca maddi manevi yardımlarını esirmeyen Galatasaray Eğitim Vakfı ve Bener Akbaş - İnan Kıraç ile de uzak kaldık...  Dolayısıyla bize ulaşmak istedilerse ''çocuklar biz bu albümleri burada bulduk ne yaptınız siz?'' demek istedilerse de ulaşamadılar.

Dedemiz ve ninemiz ile ilgili diğer tüm herşeyi evimizde duvarlarımızda çekmecelerimizde ve anılarımızda yaşattığımızdan emin olabilirsiniz.

Seneler sonra da olsa bu konuda sizi bilgilendirme gereği duydum.

Saygılarımla

 

Güneş Turaç (16 Mayıs 2008)

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr