1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
 06 Aralık 2001, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/53

CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK

Küçük bir serçe girmişti açık pencereden içeri. Çocukluğun verdiği heyecanla oturduğum yerden hiç kıpırdamadan seyrettim olanları.

Zavallı serçe, içeri girdiği açık pencereyi bir türlü bulamıyor, kapalı pencerelerden çıkmaya çabalıyordu. Dönüp duruyordu küçük odanın içerisinde. Varlığını algılayamadığı camlara çarpıyor, odanın içinde çığlık çığlığa turlar attıktan sonra yine aynı hızla bir daha cama vuruyordu başını.

Belki on, belki yirmi defa vurdu başını camlara. Hiç bıkmadan, hiç umudunu tüketmeden devam etti özgürlüğe ulaşma çabasına.

``Acaba kalkıp bütün camları açsam mı?'' diye düşünürken, açık pencereyi buldu da başını camlara vurarak ölmekten kurtuldu. Serçenin özgürlüğüne ne kadar düşkün olduğunu anlamıştım anlamasına ama asıl dikkatimi çeken serçe ile cam arasındaki çözümsüz çelişkiydi.

Camın varlığı benim için görülebilir, anlaşılabilir bir şeydi. Serçe ise camı göremiyor, varlığını farkedemiyordu. Camı algılayabilmek için illa ki başını vurması gerekiyordu. Her başını vurduğunda sadece camı farketmekle kalmıyor, özgürlüğünün sınırını keşfetmiş oluyordu. Cam, onun için görünmeyen bir sınırdı!

Eminim bütün çocuklar, benzer olaya bir ya da birkaç kez tanık olmuşlardır. Serçenin cama karşı yürüttüğü acıklı mücadeleyi kimisi zevkle, kimisi üzülerek seyretmiştir.

Ne kadar insan büyüdükten sonra küçüklüğünde gördüğü o minik serçeyi hatırlar bilemem. Ben özellikle hayvanat bahçelerine gittiğimde o serçeyi hatırlamadan edemem.

Tel kafeslerdeki kuşlar, sınırlarını farketmekte benim sevgili serçem gibi zorlanmaz, kendilerine tanınan sınırlar içerisinde sakin sakin uçarlar. Öbür hayvanlar da aşamayacaklarını bildikleri kafeslerde sınırı asla zorlamaya kalkmadan yaşar giderler.

Fakat artık hayvanat bahçeleri de değişiyor, dünyada klasik hayvanat bahçelerinin yerini ``safari parklar'' alıyor. Safari parklardaki hayvanlar daha geniş alanlarda serbestçe dolaşabiliyorlar, onları görmek isteyen insanlar ise kapalı araçlarla geziyor parkları.

Safari parklardaki hayvanların eski hayvanat bahçelerine oranla daha rahat oldukları kesin. Ama hayvanların daha özgür olduklarını söylemek asla mümkün değil. Yine sınırlandırılmış bir yaşam sürüyorlar. Eskisinden tek farkı -tıpkı benim sevgili serçem gibi- daha geniş olan sınırlarını algılayamamaları.

Hayvanat bahçelerindeki bu değişim süreci, insan yaşamında da benzer biçimde gerçekleşti. Demokrasiden ve cumhuriyetten sözedilemeyen baskıcı dönemlerde insanlar, özgürlüklerinin sınırlarını gayet iyi görüyor, kuzu kuzu yaşayıp gidiyorlardı. Sınırı aşmak isteyenlerin en azından rotayı bulması, hedefini çizmesi daha kolaydı.

Artık o günler geçti. Demokrasiye ve cumhuriyete sahip olmakla övünüyoruz, post-modern zamanlarda ve de teknolojik üstünlüklerle donanmanın kıvancıyla gerine gerine yaşayıp gidiyoruz. Kendimizi alabildiğine özgür, alabildiğine sınırsız sanıyoruz.

Oysa bizim yaşayışımızın eski zamanlara göre en önemli farkı, özgürlüğümüzün sınırlarını farkedemiyor olmamız. Çünkü artık sınırlar, safari parklardaki kadar geniş, benim o minik serçemin çarptığı camlar kadar saydam. Sınırlarımızın nerede başlayıp nerede bittiğini anlayabilmemiz için kafamızı o camdan sınırlara vurmamız gerekiyor. Özetle, sınırı aşmak istiyorsanız kafanızı cama vurmak zorunda kalıyorsunuz.

Diyelim bir yazarsınız, sonsuz bir özgürlük ortamında yazdığınızı sanıyorsunuz. ``Ah ne güzel şey demokrasi! Ne güzel şey sansürsüz yaşam!'' çığlıkları atıp, ağaçların sararan yapraklarıyla neşeleniyorsunuz.

Ama ne zaman ki, güç odaklarının hoşuna gitmeyen bir yazı yazıyorsunuz, o zaman kafayı cama vurmuş gibi oluyorsunuz, sınırınızın farkına varıyorsunuz. ``Buraya kadar, buraya kadar özgürlüğün. Sınırın burada başlıyor!'' sayıklamalarıyla kendinize geliyorsunuz.

İnanın ``kurulu düzen''in sizi ne kadar sarıp sarmaladığını anlamanın en iyi yolu budur. Öncelikle dayatılan ``özgürlük ortamı''nın sahteliğini, yalancılığını teninizde hissedersiniz. Daha da ötesi, kurulu düzenin gerçekliğiyle yüzyüze gelirsiniz.

Sıradan günlük tercihlerinizde bile özgür karar veremediğinizi de farketmiş olusunuz. Anlarsınız ki, yaşamınızdaki zorunlulukların rolü, özgürlüklerinizden daha fazladır, daha büyüktür.

Zorunlulukların bir bölümü anayasalarla, yasalarla, rejimin kırmızı ışıklarıyla konur. Ama önemli bir bölümü de anayasalarla, yasalarla, kırmızı ışıklarla değil de geleneklerle, alışkanlıklarla gelir dayatır kendini. Özgürlüklerin sınırı da bu zorunlulukların toplamından oluşur.

Eski Hürriyet ciltlerini karıştırırken, özgürlüğünün sınırını ``başını camlara vurarak'' keşfetmiş bir insan olan Cevat Şakir'in yaşam çözümlemeleriyle karşılaştım. Sadun Tanju'nun hazırladığı ``Halikarnas Balıkçısının yaşam öyküsü: Miho gibi bir adam'' adlı yazı dizisinde Cevat Şakir, ``ayağındaki prangaların farkına varışını'' anlatıyordu:

``..Daha önceki yaşamımda, sabahları açardım gözlerimi, kentin gürültüsü ve uğultusu gelirdi kulağıma, bir öncekine benzeyen yeni bir gün başlardı, bana sunulmuş, benim için ölçülüp biçilmiş yaşamın prangalarına  silkeleyerek doğrulup kalkardım. Bir umut bulamazdım içimde, bu tedirginlik bu doymazlık nedendir bilemezdim, cezaevinin içinde de dışında da bir hükümlü gibi bulurdum kendimi, yaşardım ama sevinemezdim. Kafam kurulu saatler gibiydi hergünkü alışkanlıkların çemberi içinde, benim için başka bir işlev, başka bir düşünce yoktu.

Beni nasıl mülk edindiklerini şimdi şimdi anlıyordum. Benim hiç özgürlüğüm  oldu mu? Evet diyemezdim. Oysa insan özgürlüğü üzerinde bu kadar geniş bu kadar ağır kullanma hakkı bulundukça, insanoğlu ancak kul olur, üretici olur ama yaratıcı olamazdı.

Yaratıcı olmanın ilk sevincini sürgünde, beyaz bir Bodrum evinin yoksulluğu içinden denizin engin maviliğine gözlerimi diktiğim bir kızıl akşamüstü duydum. Gözlerimden yaşlar boşanıyordu. Kurtuluyordum. Doğuyordum. Kendi ellerimle kendi göbeğimi kesiyordum.

Bundan sonra ne gelecekse makbulümdü. Her şeyi neşe ile yürekle, olanı ve olacağı bilerek karşılayacaktım. Yaşamımda sevgi ve güzellik yoksa suç başka kimsede değil, bende olacaktı. Çünkü yaratıcı bendim, onları ben yaratacaktım.''

Sürgün, normalde özgürlüğün daraltılmasıdır. Ama Cevat Şakir için sonsuz bir özgürlük getirmiş. Çünkü ``mülk edinildiğini'' algılayabilmesini sağlamış.  Sınırını algılayınca da kurtulmanın yolunu bulmuş. Nasıl? Yaratarak, üreterek...

6-12 Aralık 2001/Tempo

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr