1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
 29 Kasım 2001, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/52

DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR

Eğer genel müdür, müsteşar, bakan gibilerinden ``devlet büyüğü'' değilseniz dikkat edin. Yolunuz Ankara'ya düşer de, bir kamu kuruluşuna gitmek zorunda kalırsanız sakın ilk gördüğünüz kapıdan içeri dalmaya kalkmayın. 

Hele kırmızı halılarla süslenmiş, heybetli bir kapının önündeyseniz hiç denemeyin. Emin olun o kapı sizin geçmeniz için yapılmamıştır. Siz gidin binanın yanında, arkasında, karanlık köşelerine saklanmış kapıyı arayın kendinize.

Yine de zorlar da kırmızı halının kenarından yürüyüp sızmaya kalkarsanız görevliyi bulursunuz karşınızda. ``Yasak'' der, ``Yasak.'' Nedenini sorarsanız, dudaklarını konuşma güçlüğü çekercesine güçlükle aralar, mırıldanır:

- Bu kapı protokol kapısı. Bakan bey için...

Bir de garip garip bakar size. ``Allah Allah bu adam uzaydan mı geldi?''. Kavrayamaz sizin neden o kapıdan geçmeye ``hakkınız olmadığını'' anlamadığınızı!

Ona göre ``devlet büyüklerinin vatandaşların geçtiği kapıdan geçmemeleri'' son derece doğaldır. ``Protokol kapısı'' sıradan mı sıradan bir uygulamadır! Haksız da değildir.

Belki devlet dairelerine sık gidip gelen biri değilseniz bilemezsiniz ama Ankara'da her binanın iki kapısı vardır. Bir ``protokol kapısı'', bir de ``halk kapısı.'' Başka bir deyişle ``şeref kapısı'' ve ``avam kapısı.''

En görkemli ``protokol kapısı'' Cumhurbaşkanlığı'na aittir; Demirel, görev süresinin sonuna doğru epeyce milyar harcayıp, kırmızı Ankara taşı (andezit) ile bezeli, saray kapılarını andıran bir bahçe kapısı yaptırdı. Belki yedi yıl daha köşkte kalıp, bu kapıyı kullanabileceğini sanıyordu ama şansı yaver gitmedi.

Namı diğer ``1 Numaralı kapı'', artık sadece Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve öbür devlet büyükleri geçerken açılıp kapanır oldu. Bu kapının diğer adı, ``1 Numaralı kapı''dır, Cumhurbaşkanlığı çalışanları ve diğer ziyaretçiler, öbür numaralı kapılardan geçerler.

TBMM'nin, insanı baskılayan, ezen bir yapı ortaya çıkarmayı başaran Alman mimarı, aynı anlayışı ``tören kapısı'' konusunda da ustalıkla sergilemiştir. Uzun merdivenleri tırmanarak ulaşılan, prinç kaplı sapsarı ve geniş kanatları olan, en uzun boylu insandan beş kat daha uzun kapılar yapmıştır. Zamanla ``Protokol kapısı''na dönüşen bu kapılar, Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, bakanlar ve genel başkanlar için açılır sadece. Milletvekilleri ve meclis çalışanları, binanın dört ucuna yerleştirilmiş döner kapıları kullanırlar.

Başbakanlığın protokol kapısı da devasa büyüklüklerde olmasa da TBMM'nin heybetli kapılarıyla aynı mimari özellikleri taşır. Önünde merdivenler vardır ve kapının kanatlarının ön yüzü yine sarı prinçle kaplıdır.

Başbakan, her gün televizyonlardan izlendiği gibi o merdivenleri ağır ağır tırmanır, iki yanında iki polisin nöbet tuttuğu kapıdan kırmızı halıyı izleyerek geçer.

Bakanlık binalarında da bakanlar, müsteşarlar, genel müdürler, binanın önündeki nispeten daha büyük, gösterişli kapılardan girerler. Memurlar ve vatandaşların giriş çıkması için ise yanda ya da arkada küçük kapılar ayrılmıştır.

Aynı düzen, irili ufaklı bütün kamu binalarında geçerlidir. Hatta kimi bakanlar, kimi genel müdürler bu uygulamayı daha ileri boyutlara taşımış, kendilerine özel asansörler bile ayırmışlardır. Kırmızı ışıkta olduğu gibi asansör önünde de beklemek istemezler. Memur asansörleri tıkış tıkış insanlarla iner çıkar, bakan asansörü ise günboyu bakanın yolunu gözler.

Memurlarla aynı kapıdan girip çıkmayan, aynı asansöre binmeyen devlet adamlarının ataları, bir zamanlar Amerika'da siyah-beyaz ayrımı uygulayan ırkçı beyazlar olsa gerek. Malum siyahlarla beyazlar otobüslerde ayrı yerlere oturur, ayrı semtlerde yaşar, aynı mekanlarda birlikte olamazlardı. Zenciler, ``aşağı ırk'' kabul ediliyordu.

Elbette bugün devlet dairelerindeki ``Yasak, yandaki kapıdan gir'' diyen protokol kapısı görevlilerinin, eski Amerika'daki siyah-beyaz ayrımını gözeten polislerden farkı yok. Ülkeler farklı, yüzyıl farklı ama her ikisinde de geçerli olan mantık aynı. 

Güvenlik gibi uyduruk gerekçeler, bu uygulamayı açıklamaya yetmez. Memurlarına farklı kapı, farklı asansör layık gören devlet adamlarının bu davranışının gerisinde yatan neden, kendilerini o insanlardan üstün görmelerinden başka birşey olmasa gerek.

Maalesef kendilerine mahsus özel kapılardan girip çıkan devlet adamlarımız, kendi seçmenini, kendi memurunu, dahası kendi insanını aşağılıyorlar. İnsanları, ``kullar'' olarak görüyorlar.

Mazinin Osmanlısını hayırla yadeden kuşaktan oldukları için ``batık imparatorluğun'' devlet ve kul ayrımını, yüzlerce yıl sonrasına taşımaya çalışıyorlar.

Devlet ve kul ayrımı Osmanlı'da geçerliydi. Doğal olarak padişahın girip çıktığı kapı, kullarının kullandığı kapılardan farklıydı. Osmanlı'nın, İstanbul'un fethinden hemen sonra inşa ettiği Topkapı sarayında padişah, ``Bab-ü Hümayun''dan (Saltanat Kapısı) girip çıkardı. ``Bab-ü Hümayun'', ağaçlı bir yolla ``Bab-üs Selam''a bağlanırdı; bu yol ve kapılar sultanların sefere gidiş-dönüşleri, cuma selamları gibi günlerde ihtişamlı törenlere sahne olurdu. İç sarayın cümle kapısı olan ``Bas-üs Selam'' kapalı tutulur, kapının arkasına izinsiz geçmek en büyük hukuk ihlali sayılırdı. Sarayın öbür kapılarını kimlerin kullanacağı da sıkı kurallara bağlanmıştı.

Hanedanın hükümranlığına son veren Cumhuriyet, bu saray geleneğini de devam ettirmedi. Daha sonra çok partili dönemde de devlet dairelerinde, bakanlıklarda, devlet büyüklerinin geçişi için özel kapılar yayılmadı. 

Ne 1960'larda, ne de 1970'lerde kamu binalarında ``protokol kapıları''na rastlanmıyordu. Fakat ne zaman ki, 12 Eylül 1980 askeri darbesi oldu. Demokrasiyle bağdaşmayan bu saray geleneği, o zamandan itibaren yeniden  yaşamımıza girdi. 1980 sonrasında da halktan kopuk politikacılar eliyle sinsice yayıldı ve zamanla bütün kamu binalarına hakim oldu.

Dahası devletle sınırlı kalmadı, özel sektör de bu yanlışı örnek aldı. Lafa gelince, ``Her kötülüğün başı Ankara'', ``Türkiye'nin gelişmesini engelleyen, batıran hep Ankara'' bayrağını dalgalandıran İstanbul cenahı da kendi binalarında ``iki farklı kapı'' uygulamasını benimsedi.

Gidin bakın özel sektörün temsilcisi kuruluşlardan biri olan İstanbul Ticaret Odası binasına. Oda çalışanları ve üyelerinin kapısı yan tarafta. Oda başkan ve yöneticilerinin girip çıktığı kapı, binanın ön tarafında. Üstelik denize nazır. Orada da bir görevli, ziyaretçilere -memurlar zaten durum alışmış- ``Yasak, buradan giremezsiniz, arkadaki kapıya gidin'' demekle meşgul.

Özel sektörün o çok eleştirdiği devletten farkı da bu kadar işte. Ankara'da da yönetici sınıfından olmayan insanların ``dokunamadığı'' kapılar var, İstanbul'da da.

Oysa kapıların dokunulabilir olması gerekir, ``dokunmak'' yaşamın bizzat kendisidir. Tuğrul Tanyol, ``Büyü bitti'' adlı şiir kitabında ``dokununca açılan kapılar''dan sözediyordu:

``Yapraklar ağacı gizler/ Sen içimdekini göremezsin/ Ancak dokununca açılır bir kapı/ Dokunmak onun için önemlidir''

Eğer dokunamıyorsanız kapılara, bilin ki insanlık sıkışmıştır arasına...

29 Kasım-5 Aralık 2001/Tempo


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr