1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
 15 Kasım 2001, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/50

ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA

``Kasketli Ecevit''i herkesler bilir ama nedense ``Miğferli Ecevit'' posterlerini hatırlayan azdır bugün Türkiye'de.

``Kasket'', 1973 seçimlerinde umut haline gelen CHP lideri Ecevit'in simgesiydi. Miğfer ise 1974 temmuzunda Kıbrıs'a harekat emrini veren Başbakan Ecevit'in.

O temmuzda ender görülen manzaralar yaşanıyordu Türkiye'nin herbir köşesinde. Altında ``Kıbrıs fatihi karaoğlan'' yazan ``miğferli Ecevit'' posterleri dalgalanıyor, bir anda bestelenip piyasaya sürülen ve içinde ``Beşparmak dağları'', ``Girne'' sözcükleri geçen kahramanlık marşları çalınıyordu radyolarda. Gerçek bir bayram havası esiyordu, zafer kutlanıyordu bütün kentlerde, köylerde.

Erbakan ile ``kerhen'' anlaşarak Başbakan olan Ecevit, ``ulusal kahraman'' haline gelmişti. Bütün ülke ayağa kalkmış onu alkışlıyordu. Bir politikacının görüp görebileceği en büyük sevgi dalgasıydı onu alıp yükseklere çıkaran.

Sahnede çılgınca alkışlanan sanatçının sarhoş olması gibi Ecevit'in de ayakları yerden kesildi, başı döndü. Gerçeküstü bir evrene taşındı, alkışların kesilmesinden korktuğundan müzakere masasına uzlaşılabilecek bir çözü önerisi sunmadı. En çok alkış aldığı noktada, ``askeri zafer'' noktasında durup alkışları dinlemeyi yeğledi.

Keşke o gün Ecevit alkış korosu yerine eleştirilerle karşılaşabilseydi, herşey ne kadar farklı olurdu! Bırakın ``eleştiri korosu''nu, tek tük de olsa eleştirenler ortaya çıkabilseydi. ``Ne yapıyorsun Ecevit? Nereye varmak istiyorsun? Askeri çıkardın oraya ama sonra ne olacak?'' soruları sorulabilseydi.

Nerede soru sormak, nerede eleştirebilmek! Öyle çılgın bir zafer atmosferiydi ki, kimseler ne eleştirebildi, ne sorular sorabildi! Ulusun ortak aklı işletilemedi. Hatta bırakın soru sormayı, Kocatepe muhribinin kendi askerlerimiz tarafından batırıldığını bile ancak yıllar sonra öğrenebildi bu ülkenin insanları.

Müdahale sonrasında yanlış yapıldığını, üstelik yanlışın boyutlandırılarak sürdürüldüğünü düşünenler vardı elbette. Fakat ağızlarını açmaları bile mümkün değildi o ortamda. Konuşsalardı, ``Bu nasıl bir Barış Harekatı?'' diye sorsalardı, kolayca damgalanırlardı; ``İşte vatan haini!''

``Vatan hainleri'' ortaya çıkıp sorular sorup eleştirmediler de ne oldu? Aradan geçen 27 yıl içinde Kıbrıs'ta barışa ulaşıldı mı? Çözüm sağlanabildi mi? Elbette hayır.

Kıbrıs Türk toplumunun özgürlüğü, güvenliği gibi haklı bir gerekçeyle yola çıkan Türkiye, KKTC adlı garip bir yapı oluşturdu. Öyle bir yapı ki, adı devlet ama tamamen Türkiye'ye bağımlı.

Herşeyden önce KKTC'nin güvenliği hala Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından sağlanıyor. Onunla da kalmıyor, TSK'lı subayların yönetimindeki ``Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'', Türkiye'deki Milli Güvenlik Kurulu'na benzer bir işlev görüyor. ``Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'' öylesine etkin bir otorite ki, itfaiye ve polis teşkilatı da bu komutanlığa bağlı.

KKTC'nin ne cumhurbaşkanı kendi başına bir otorite, ne de hükümeti. Aslında ekonomik ve siyasi bütün kararlar, Türkiye'den veriliyor ve uygulanıyor. Türkiye'nin Kıbrıs büyükelçisi, büyükelçiden çok bir ``genel vali'' rolünü oynuyor.

``Sözde bağımsız devlet'' ile karşı karşıyayız. Başka bir deyişle adı konmamış bir ``ilhak'' durumu sözkonusu. Üstelik ``ilhak'' etmiş de ihya mı etmişiz? Hayır, tam tersine 1974 ile kıyaslanamayacak kadar kötü ekonomik durum yaşanıyor bugün Kuzey Kıbrıs'ta. Ekonomi tamamen iflas etmiş, kara para ve kumar cenneti haline gelmiş bir 27 yıllık eserimiz var karşımızda...

Hem Türkiye'nin sırtında yük, hem Kıbrıs Türk toplumunun hoşnut olmadığı, hem de uluslarası platformda tanınmayan ve de tanınma ihtimali asla olmayan bir devlet!

27 yıl sonra artık kabul etmek lazım ki, bu durum bir çözümsüzlük olduğu kadar, Türkiye açısından bir çözüm. Çünkü Türkiye, ``Barış harekatı''ndan bu yana adada barış tohumları atıp iki toplumu birbirine yaklaştırmak için değil, birbirinden koparmak için çalıştı. İki toplumlu bir çözümden yana olmadı. İstenen Türkiye'ye bağımlı bir devlet yaratmaktı ve yaratıldı.

Yunanistan ya da Kıbrıs Rum yönetimi ile görüşme masasına oturulduğunda anlaşma ihtimali sıfır. Çünkü Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin kabul ettiği ``İki toplumlu-iki kesimli federal çözüm'' formülüne bile tahammülü yok. Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum'un, ``Kıbrıs'' ortak kimliği altında, ortak bir anayasayla yönetilmesine yönelik hiçbir arayış Türkiye'nin gündeminde değil...

Bu noktada küçük bir sorun var; dünya Türkiye'nin çözüm diye dayattığı bugünkü durumu kabul etmiyor. Hadi BM'yi, KKTC'yi kabul etmeyen ülkeleri geçelim; Türkiye'nin geleceğini orada gördüğü Avrupa Birliği de bu oldu bittiye itiraz ediyor.

Ne olması beklenir böyle bir durumda? Fazla seçenek yok. Türkiye, ya AB hedefinden vazgeçecek, ya da Kuzey Kıbrıs'ın ilhak durumunu korumaktan! İki şıklı bu soru, 11 Aralık 1999'daki Helsinki zirvesi sonrasında soruldu Türkiye'ye.

O zaman da Başbakan Ecevit'ti, Dışişleri Bakanı da İsmail Cem. ``2004'e kadar Kıbrıs sorununu çözecekleri''ne söz verip basıverdiler imzayı. AB liderleri de buna karşılık Türkiye'yi 12.aday ülke ilan etti.

Aradan yaklaşık iki yıl geçti. Bu iki yıl içerisinde Türkiye pozisyonunu değiştirmedi, çözüme yönelik adım atmadı, atamadı. Şimdi kalkmış İsmail Cem diyor ki, ``Gerekirse KKTC uğruna AB ile köprüleri atabiliriz.''

İyi de neden Helsinki zirvesinde bu soru sorulduğunda ``KKTC'yi seçiyoruz, AB sizin olsun'' demediniz? O zaman tercih belirtemeyen sizler, 2004'te nasıl posta koyacaksınız AB'ye?

Gayet iyi biliyoruz ki, Cem'in sözlerinin, ``göstermelik efelenmeler'' olarak kalmaması için politikacılarımızın her zaman alkış peşinde koşmayan devlet adamları olmaları gerekli. Eleştirilmekten, suçlanmaktan, hatta yuhalanmak pahasına doğruları hayata geçirmekten korkmamalılar.

Oysa bugün en büyük alkış bağımlısı politikacımız Ecevit oturuyor Başbakanlık koltuğunda. Öyle görünüyor ki, hala 1974 temmuzunda duyduğu alkışların peşinde. Belki kişisel olarak bakıldığında haksız da değil, yerinde bir sanatçı da olsaydı öylesine coşkuyla alkışlandığı bir sahnede ``veda etmek'' isterdi!

Duygularını bir yana koyamıyorsa bile 27 yıl önce ``Barış Harekatı'' sonrasında İngiltere Dışişleri Bakanı Callaghan'ın kendisine söylediklerini hatırlamalı.

``Bugün Kıbrıs ordunuzun esiri olur. Ancak yarın ordunuz ve siz Kıbrıs'ın esiri olursunuz''(*) demişti Callaghan. Ne yazık ki, haklı çıktı...

 

(*) Kuzum Bülent, Faruk Bildirici, Doğan Kitap, Sayfa 90-91)

15-21 Kasım 2001/Tempo


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr