1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
 01 Kasım 2001, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/48

KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA

Her an battı batacak gibi görünen paslanmış, kırık dökük teknelerdeki yaşamlar bizden değiller ya umurumuzda bile olmadı nice zaman. Cehennemden kapağı zor atmış bitik insanlar olarak Fransa ya da İtalya kıyılarına vurduklarında farkettik onları.

Kaş sahillerinde batan teknede ölenler, ancak genç ve de güzel sevgilisini kaybeden Kuzey Iraklı gencin gözyaşlarının fotoromanı halinde girdi gündemimize. Ah bir de ölen kadının dekolte bir fotoğrafını bulabilseydik!

O zaman gazetelerimiz, televizyonlarımız o fotoğrafı yeniden, yeniden yayınlar; talihsiz sevgilinin vücudunun her santimetrekaresini, Çankaya önünde soyunan Gonca Uyanık'ın poposunun kıvrımları gibi zorla ezberletirlerdi bize.

Arada kaynadı gitti ama geçen ay Kuşadası sahillerinde yakalanan teknedekilerin çoğu bizdendi. Evet bizden! Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıydılar.

Jandarma, teknede bulduğu bütün ``memleket kaçkınlarını'' iskeleye dizmişti. Akrabalar, aileler hemen kendini belli ediyordu. Anne babalar, çocuklarını sarıp sarmalamış, karı kocalar birbirine sokulmuş, görünmez tehlikelerden korunmaya çalışıyorlardı. Giysilerinin içinde büzülmüşlerdi.

Henüz yirmili yaşlarında olan iki genç de vardı aralarında. Farklı yaşları nedeniyle onca kalabalığın içinden hemen seçilen iki genç, birbirlerine değmemeye, hatta aralarında biraz mesafe bırakmaya özen gösteriyordu. Belli ki, sevgili değillerdi, tesadüflerdi onları yanyana getiren.

Kamera önlerinde durdu. Önce genç kıza uzandı mikrofon. ``İki kere devlet memurluğu sınavına girdim. İkisinde de kazandım ama sonra iptal ettiler, işe giremedim'' dedi kız.

Kıvırcık saçlı delikanlının sorunu da işsiz kalmaktı. ``Liseyi bitirdim ama iş bulamadım.'' Sonra boynunu büküp önüne baktı. Üzgündü. Televizyon muhabiri, ikisine birden sordu. ``İnsan memleketini bırakır gider mi?'' Kız, elini yüzündeki sivilceler üzerinde gezdirdi, hüzün yüklü gözlerini kameradan kaçırdı. Yanıt vermek istemiyordu.

Kameranın kendisine döndüğün farkeden delikanlı ise gazetecinin gözüne baktı bir an. Gözbebeklerinde aradığı, sorunun yanıtı değildi. Gazetecinin yanıtını bildiği soruyu neden sorduğunu, neden illa ona söyletmek istediğini anlamak istiyordu. Ruhunu yakalayamadı muhabirin. Kameranın parçası haline geliveren bir meslek erbabıydı o.

Denize çevirdi başını. Ümitlerini besleyen engin mavilikten de beklediği desteği alamadı. Kameraya döndü, kızgınlığını sözcüklerin arasına saklayarak yanıtladı soruyu:

- Biz de memleketimizi bırakıp gitmek istemeyiz ama burada hiçbir ümidimiz kalmadı...

Küçük söyleşi burada bitti, kamera iskeledeki kalabalık ve teknenin üzerinde dolaştı ağırdan. Sonra Jandarma, ``memleket kaçkınları''nın tek tek ifadesini aldı.

Peki, ne oldu sonra? Ne olacak, onlar da diğerleri gibi serbest bırakıldı. Nereye? Geldikleri yere. Ümitsizlik batağına...

Benzer bir tablo, geçen hafta bir kere daha yaşandı. İnsan kaçakçılarının, İtalya diye kandırarak Türkiye sahillerine bıraktıkları mültecilerin arasından yine Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları çıktı.

Onlar da aynı işlemlerden geçirildiler, ifadeleri alındı ve yine geldikleri kente geri gönderildiler.

Halbuki bu insanlar, geleceğe, ülkelerine, herşeye ama herşeye güvenlerini yitirmişlerdi. En önemlisi, peşinde koşacak hayalleri kalmamıştı.

Şimdi ne yapacak o insanlar? Ya Avrupa'ya kaçabilmek için yeni yollar arayacaklar ya da çaresizlik içinde oradan oraya savrulacaklar. Kaderleri nereye götürürse oraya gidecekler.

 Önceleri Irak, Afganistan, İran, Pakistan ve de Afrika'dan gelen mülteciler, Türkiye üzerinden geçiyordu ve kimse onlara gözyaşı dökmüyordu. Ama şimdi herşeyi geride bırakıp kaçmaya çalışanlar kendi insanlarımız.

Daha ne kadar gözlerimizi kapatabileceğiz bu drama? İlla binlerle sayılacak kadar çoğalmaları mı lazım onları ve de içinde bulunduğumuz gerçeği farkedebilmemiz için?

Haydi itiraf edelim. O insanların kaçmaya çalışmakta hiçte haksız olmadıklarını hepimiz biliyoruz. Kimbilir kaçmayı şu an gönlünden geçirip de bu topraklara güçlü köklerle bağlandığı için harekete geçemeyen kaç insan vardır yanımızda yöremizde.

Herhalde bu ülkede yaşayanlar, ne kuruluş yıllarında, ne de ikinci dünya savaşı döneminde kendini bu denli çaresiz, bu denli umarsız hissetmemişti. Başta bu ülkeyi yönetenler olmak üzere hiç kimse, bir gün, hatta bir saat sonra ne olacağını, neyle karşılaşacağını bilmiyor ki!

Sanırsın hep beraber bir varile binmişiz. Varil yokuş aşağı, tangır tungur yuvarlanıyor. Sarsıldıkça canımız yanıyor; ah uhlar işitiyoruz sağımızdan solumuzdan. O kadar. Kimseler bağırıp çağırmıyor, tepki göstermiyor. 

Herkes varilin yuvarlanışının nerede, ne zaman biteceğini merak ediyor. Varil durduğunda nasıl bir yerde olacağız? Herkes oraya odaklanmış, nefesini tutmuş bekliyor, kurtulmaya bile çabalamıyor.

Bense içimden bir öfke dalgasının giderek yükseldiğini hissediyorum. Yıllar önce caddelere düşüp, sesim kısılana kadar bağırdığım günleri özlüyorum. Arkadaşlarımla kolkola girer, sokaklarda dalgalar halinde yürürken ses tellerimiz iflas edene değin bağırırdık. O günlerin en iyi yanı, yorgun argın eve döndüğümde hücrelerimde hissettiğim dehşetengiz tatmindi.

Sonraları mitinglere dışardan bakar oldum. Neyi değiştirecekler ki, böyle sloganlar haykırarak diye de küçümserdim. ``Ne olacak yani, yorulduklarıyla kalırlar, kimseler dinlemez onları'' diye düşünüyordum her seferinde.

İşçiler, memurlar, öğrenciler, geliyorlar, sloganlarıyla Kızılay'ı inletip, kemikleri sızlayarak dönüyorlardı geriye. Gerçekten de istediklerini elde edemiyorlardı çoğu kez.

Artık ben de yeniden sokağa, kırlara nereye olursa olsun çıkıp bağırmak istiyorum. Yeniden kazanmak istediğim tek şey, umudum...

1-7 Kasım 2001/Tempo


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr