1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 MEDYA GÜNLÜĞÜ SÖYLEŞİ
 26 Şubat 2013, Salı
 

SÖYLEŞİ: OKUR TEMSİLCİLİĞİ GAZETECİLİĞİ YENİDEN ÖĞRENMEMİ SAĞLADI

 

 

Cenk Başlamış-Sizce Hürriyet’te okur temsilciliği  artık kurumsallaştı mı? Böyle bir temsilcilik oluşturulması okurlara, gazetecilere ve gazeteye ne kazandırdı?

 

Faruk Bildirici-          Okur Temsilciliği Hürriyet’te önce “Hürriyet’e mektuplar” olarak başlamış. Sonra 26 Ağustos 2002’den itibaren Doğan Satmış tarafından üstlenilmiş. Satmış’ın ayrılmasından sonra da bir süre Temuçin Tüzecan tarafından yürütülmüştü.  Nisan 2010’dan beri de ben yürütüyorum. Artık kurumsallaştığını söyleyebiliriz. Okurlar ile Hürriyet arasında bir köprü görevi görüyorum. Onların eleştiri, öneri ve şikayetlerinin, dolayısıyla görüşlerinin gazeteye yansımasını sağlıyorum. Bu ilişki biçimi öncelikle bana kazandırdı. Çünkü 30 yılı aşan gazetecilik hayatımda mesleğimi yeniden öğrenmemi sağladı. Okurların denetim gücünün ve sahiplenme duygusunu bu kadar yakından hissetmek hem bana, hem de gazete yönetimine hem sorumluluk yüklüyor, hem de zorlayıcı, teşvik edici bir mekanizmaya dönüşüyor. Bu nedenle okurlardan gelen görüşler, Hürriyet ve tabii gazetecilik açısından da artı değer sağlıyor. Ne de olsa Hürriyet gibi 65 yıllık bir gazetenin deneyimli okurları var karşımızda…  

 

-Size okurlardan gelen eleştiri ya da şikayetler bildiğimiz kadarıyla en çok haberlerle, yani gazetenin içeriğiyle ilgili. Okurlar somut olarak neyi eleştiriyor? En çok spor haberlerinin eleştirilmesini neye bağlamak gerekiyor?

    Okurlardan gelen eleştiriler, gazetenin promosyonlarından, dağıtım sorunlarına, ilanlara, yazım hatalarına, teknik sorunlara  ve tabii içeriğine kadar uzanıyor. Elbette eleştirilerin ağırlık noktasını gazetenin içeriği oluşturuyor. İçerikte de en fazla spor haberleri  eleştiriliyor. Onları siyaset, dış haberler, yargı-güvenlik, magazin, ekonomi haberleri izliyor. Bu eleştiriler, haberdeki maddi hatalara ilişkin de olabiliyor; başlığı ya da yazımı ile ilgili oluyor. Okurlar başlıkla haberin uyumlu olmasını, haberin unsurlarının tam olmasını, yazım hatası olmamasını ve asıl olarak da bilginin yansız bir dille aktarılmış olmasını istiyorlar. Spor haberleri derken aslında kastettiğim futbol haberleri. Futbol dışındaki spor dalları hakkındaki haberlere yönelik eleştiriler genellikle o konudaki haberlerin gazetede kendine yer bulamaması konusunda oluyor. Asıl sorun futbol haberleri. Maalesef bu konuda hem hedef kitlede, hem de futbol haberciliğinin yapılış tarzında ciddi sorunlar var. Futbol haberleri okurları, taraftar. Diğer alanlarda okurlar bağımsız, tarafsız haber isterken, futbol okurları kendi takımlarıyla ilgili taraf olan haberler istiyorlar çoğunlukla.  Futbol haberciliği de 1990’lara kadar tarafsızlık anlayışıyla yürütülürken, 1990’lardan sonra “taraftar yazarlık” aşamasına geldi.  Son yıllarda da bu “taraf yazarlığı” da aşarak “tarafgir futbol yazarlığı” noktasına ulaştı. Artık bir takımı izleyen futbol yazarı o takımı bırakın eleştirmeyi, tarafsız gözle yazmayı, yaşananlara o takımın yöneticisi ya da taraftarının baktığı gözlükle bakıyor.  Tarafgir yazarlık doğal olarak taraftar okurların tepkilerinin  artmasına ve tepkilerin de sertleşmesine neden oluyor. 

 

-İnternet çağında yaşıyoruz, gazetelerde çıkan haberlerin çoğu zaten 12-18 saat önceden kamuoyu tarafından biliniyor. Bu durumda sizce gazeteler ne yapmalı?

 

   Gazeteler farklılaşmak zorunda. Gaziantep’te Okur Meclisi toplantısı sırasında bir okur, “Ben zaten haberleri gün içerisinde televizyon, radyo ve internetten öğreniyorum. Aynı haberi ertesi gün gazetede görünce okumuyorum.  O gazete bana başka bir şey versin. Ben orada kendimi göreyim” demişti.  Gerçekten insanların gazetede kendilerini görmeleri, yerel haberlerin artırılması bir gereklilik.  Küresel köyde insanların bir yaları hala yerel ölçekte yaşıyor çünkü. İkincisi haberlin farklılaşması gerekiyor. Türkiye’deki dedim dedi gazeteciliğinin dışına çıkmak zorunluluk. Örneğin Başbakan Erdoğan ya da Kılıçdaroğlu bir yerde konuştuğunda ilgilisi zaten televizyonlardan, internetten izliyor, öğreniyor. Aynı sözlere ertesi gün sayfalar ayırmanın nasıl bir anlamı var? Bence aynı cümleleri yazmak yerine o konuşmaları analizi ya da oradaki sözlerin takibi şeklindeki haberlerle daha ileri gidilip, siyasileri konuşmaları farklılaştırılabilir. Sadece siyasilerin konuşmaları değil, gazeteler hemen tüm alanlarda internet ve sosyal medyadaki sabun köpüğü tadındaki haberler yerine daha uzun soluklu, daha ayrıntılı haberler, araştırmalar, röportajlarla farklı kulvarda gazetecilik yapabilir. Gazeteleri ertesi gün olunur kılmak için bu tür farklılaşmalar peşinde koşmak zorunlu.

 

-İnternet çağı Hürriyet okurlarının gazetelerinden beklentilerinde nasıl değişiklikler yarattı?

 

    İnternet çağı, bilginin insanlara sunumu ve insanların bilgiye ulaşma biçimini değiştirdi. Artık bilgi insanlara damlalar halinde değil ırmaklar gibi sunuluyor; isteyen de bilgiye çok daha çabuk ve kolay ulaşıyor. Bu da okurların daha seçici olmasını sağladı; beklentilerini yükseltti.  Okur, her sunulanla yetinmez ya da dünyanın öbür ucundaki bir gelişmeyle ilgili haberi bile gerektiğinde kolayca orijinal kaynağından denetler oldu.  Daha eleştirel bakabiliyor yazılanlara.

 

-Özel haberlere artık tek tük rastladığımız bu dönemde  gazeteler birbirlerine benzemeye başlamadı mı? Şu anda Türk basınına hakim olan bir ekol var mı?

 

  Evet, gazeteler birbirine çok benzer oldu Ama bunun nedeni hem internet çağının getirdiği henüz tam olarak oturmamış olan gazetecilik tarzı. Hem de medya editoryal açıdan toplumdaki güç odaklarıma karşı yeterince bağımsız değil, bugünkü siyasi iktidar eleştirilere karşı tahammülsüz ve kendine bağlı/bağımlı bir medya yarattı. Kabaca nedenler böyle. Her medya kuruluşunda öznel nedenler olabilir ayrıca. Hakim olan ekolden değil de iktidara karşı alının pozisyonların medyanın niteliğini belirlediği bir dönemden geçiyoruz.

 

-Gazetelerin ortadan kalkacağı yolunda bir görüş var. Hatta, Türkiye’de son basılı gazetenin 2036 yılında çıkacağı iddia ediliyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

 

    Gazetelerin ve gazeteciliğin bitmeyeceğine inanıyorum. Sadece gazeteciliğin yapılma biçimi, yani haberin insanlara ulaştırma biçimi değişecek.  Muhtemelen kağıda basılı gazetelerin yerini (bugünkü tabletlerde olduğu gibi) dijital gazeteler alacak. En son ne zaman gazete kağıdı kullanılır bilemem ama şunu söyleyebilirim;  önümüzdeki bir iki yıl içerisinde tablet gazeteler büyük bir hızla yayılacak; abone sayıları çok artacak. Bugün Türkiye’ye hakim olan oradan buradan toplamalarla yürütülen internet gazeteciliği modeli de sona erecek.  İnternet gazeteciliği de kendine özgün bir kanal yaratacak.

 

-Hürriyet her zaman Türk basınının “amiral gemisi” kabul edilir. Böyle bir gazetenin “Okur  Temsilcisi” olmak size nasıl sorumluluklar yüklüyor?

 

   “Amiral gemisi” olmak, medyada gözlerin sürekli üzerinizde olması demek. Kaç kez tanık oldum; başka gazetede yayınlanmış bir haber hiç tepki almıyor. Ama ne zaman ki Hürriyet’te çıkıyor, hemen karşı sesler yükseliyor. Bu kadar dikkatle izlenince sadece okurlar ve güz odakları için değil, medya için de içtihat oluşturucu bir güce sahip oluyor Hürriyet. Bunu anlamı şu. Yaptığınız doğrular gibi yanlışlar da emsal oluşturuyor. Hürriyet’in yaptığı bir yanlış bir bakıyorsunuz bütün medyaya yayılmış, normal görülür olmuş. Doğrular için de geçerli aynı durum. O zaman da Hürriyet Dünyası’nın yanlışlarla değil doğrularla medyayı sürüklemeye özen göstermesi gerekiyor. Hürriyet’in ilkeler belirlemesinin ve ilkelerini 2012 içerisinde güncellemesinin de böyle bir etkide bulunacağını umuyorum. Aynı yükümlülük benim için de geçerli kuşkusuz. Yazdıklarımla sadece Hürriyet Dünyası içerisinde değil, medyaya ve özellikle de genç gazeteciler için yol gösterici, öğretici olabilirsem bu benim için büyük bir mutluluk kaynağı olur.

MEDYA GÜNLÜĞÜ (26 Şubat 2013 /CENK BAŞLAMIŞ

 
OKURLARIN İLK TEMAS NOKTASI
BİLGİ EDİNME VE VERİ GAZETECİLİĞİ
MEDYA VE CEBERRUT DEVLET
KRAVATLI GAZETECİLİK
ÖZEL HAYAT KATİLLERİ
BİANET İLE SÖYLEŞİ
TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜME TANIKLIK
BARIŞ GAZETECİLİĞİ SEMİNERİ
SOSYAL SORUMLULUKTA MEDYA
MEDYA GÜNLÜĞÜ SÖYLEŞİ
ERKEN ÖLÜMLER MESLEĞİ: GAZETECİLİK
KURTHAN FİŞEK
KUTUP YILDIZINA İHTİYAÇ
YENİDÜZEN GAZETESİ
TUTUKLU GAZETE
MUSTAFA BALBAY'IN HAPİSTE BİN GÜNÜ
BEŞİR ATALAY İLE SÖYLEŞİ
MEDYA VE ETİK SÖYLEŞİSİ
BASIN HAYATI DERGİSİ SÖYLEŞİ
KILIÇDAROĞLU KEMAL BEYİ ANLATIYOR
CÖMERT AİLESİNİN ÖYKÜSÜ
KAR VADİSİ DOSYASI
KURAN KURSLARI ARAŞTIRMASI
CAHİT ARAL VE ÇERNOBİL OLAYI
METAL FIRTINA DÖNEMİNDE ÜLKÜCÜLÜK
TRABZON DOSYASI
ORHAN DOĞAN İLE SÖYLEŞİ
ARJANTİN FELSEFE GRUBU
ERMENİ TİYATROCULARA ALKIŞ
ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK SEMİNERİ


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr