1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
 27 Eylül 2001, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/43

MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART

İstiklal Marşı ve bayrak, 1968'li eylemcilerin baştacıydı. İlk gösterilerde yürüyüşçülerin ellerinden bayrak eksik olmaz, başlangıçta ya da sonra bir fırsat bulunur, topluca İstiklal Marşı okunurdu.

Giderek bayraklar azaldı, İstiklal Marşı daha az duyulur oldu. Bayrakların yerini kızıl bayraklar, İstiklal Marşı'nın yerini de başka marşlar aldı. Simgesel alandaki bu dönüşüm, eylemcilerdeki ideolojik değişimin dışa vurumuydu. ``Tam bağımsız Türkiye'' çizgisi, ``Yaşasın enternasyonalizm''e evrilmişti.

Yine de 1970'lerdeki eylemlerde zaman zaman İstiklal Marşı okunurdu. Fakat bu kez eskisinden farklı bir nedenle ve farklı bir amaç sözkonusuydu. Eğer göstericiler, polis ya da jandarma ile başedemeyecek kadar küçük bir grupsa, üniformalılar üzerlerine yürürken hazırola geçer, hançerelerinin elverdiği kadar yüksek sesle İstiklal Marşı okumaya başlarlardı.

``Su içene yılan bile dokunmaz'' felsefesiyle yetiştirilmiş vatan evladı polisler ya da jandarmalar, hemen her seferinde de bu ``numarayı yutar'', duraksarlardı. Çoğu kez de hazırola geçip, marşın bitmesini beklerlerdi. Göstericiler ise bu ``mola''dan faydalanarak kaçar ya da çatışmak için toparlanırlardı.

Elbette polislerin şaşkınlıkları, İstiklal Marşı'na saygılarından kaynaklanıyordu. İstiklal Marşı, polis-jandarma ile göstericiler arasındaki ``ortak payda''yı simgeliyordu. Her iki taraf için de saygı gösterilmesi gereken bir değer olarak kabul ediliyordu İstiklal Marşı.

Hani 27 Mayıs 1960 öncesinde üniversite öğrencilerinin dillerinden hiç düşmeyen ``Olur mu böyle olur mu/ Kardeş kardeşi vurur mu'' marşıyla ifade edilen mesaj ile de çakışıyordu İstiklal Marşı okunarak verilmek istenen mesaj. ``Bize nasıl vurursunuz? Biz aynı memleketin evlatlarıyız. Sizinle aynı saftayız.''

Aynı safta olmadıklarını ilk anlayan polisler oldu. Hatta jandarmadan da önce. Eylemcilere duydukları nefret, İstiklal Marşına duydukları saygıyı aşıp büyüyünce, ne söylediklerine aldırmadan coplarıyla daldılar gençlere. Bir iki derken jandarma da kopyaladı bu örneği ve ``İstiklal Marşı oyunu'' rafa kalktı.

12 Eylül öncesindeki eylemlerde böylesine simgelerden örülmüş barikat kullanma vakasına rastlanmadı. Herşeye rağmen polis ve karşısındaki güçler arasında İstiklal Marşı ile kıyaslanabilecek ve tabii kamuya açık ortamlarda sergilenebilecek başka bir ``ortak değer'' yoktu herhalde.

``Ezan''ın böyle bir işlevi olduğu henüz keşfedilmemişti. Ezan sesi duyan politikacıların ve de sarkıcıların bile susup dinlediği Türkiye'de ``ezan''ı inandırıcı biçimde kullanabilecek eylemciler de ürememişti henüz.

Neyse ki, artık ``ezan''ın da İstiklal Marşı kadar etkin biçimde kullanılıp polisi durdurabileceği farkedildi; daha önemlisi ``ezan''ı araç haline getirebilecek militanlar türedi.

Polisin, Adana'nın Pozantı ilçesindeki yayla evine 15 gün kadar önce yaptığı operasyon, bu alandaki ``gelişmeyi'' gözler önüne serdi. İlk kez polis, silahlı çatışmaya ``ezan ve namaz molası'' verdi.

Yayla evi, günler öncesinden gözlenmeye başlanmıştı. Hizbullah militanlarının geliş gidişleri, yaptıkları alışverişler bütün ayrıntısına kadar izlenmişti. Polis, evdeki silahlı militanların, örgütün üst düzey yöneticileri olduklarının farkındaydı.

Gece baskın yapmak istedi polis. Operasyon, gece 01.00 sıralarında başladı. Sessizce evin etrafını sardılar. Bahçedeki köpeklerin havlaması, evdekileri uyandırınca silahlar konuşmaya başladı.

Silah sesleri, sabah ezanına kadar sürdü. Caminin hoparlörü öylesine güçlüydü ki, evdeki militanlar onca silah sesine rağmen ezan okunduğunu duyabildiler. Militanların lideri Sülhattin Ürük, dışarıya bağırdı: 

- Namazımı kılayım teslim olacağım...

Bu söz, polisleri durdurmaya yetti. Ateşi kestiler. Arkadaşları yakalandıktan sonra evde tek başına kalan Ürük'ün, zaman kazanmak istediği akıllarına bile gelmedi. Ezan sesini her duyduklarında susmaya alışmış polisler, afalladılar. İslamcı bir militanın namaz kılması ne kadar doğalsa, polisin ``namaz oyunu'' karşısında parmağını tetikten çekmesi de o kadar doğaldı.

Ancak evden yükselen dumanları görünce ayıldılar. Militan, polisin eline geçmemesi için evdeki bilgisayarı, belgeleri, disketleri yakıyordu. Yeniden tetiklere asıldılar. Kısa süre sonra ``namaz oyunu'' yapan Ürük, polis kurşunlarına hedef oldu. Operasyon noktalandı.

Yakalananların ifadeleri, ölen Sülhattin Ürük'ün, Hüseyin Velioğlu'nun İstanbul'daki  operasyonda öldürülmesinden sonra Hizbullah'ın liderliğini üstlendiğini ortaya koydu. Ürük'ün ``namaz molası''ndan yararlanıp yaktıkları da örgütün ``arşivi''ydi!

Polisin, silahlı bir çatışma sırasında ``namaz molası'' vermesi gerçekten üzerinde durmaya değer bir olay. ``Mesleki bir hata'' olmasından öte polisin karakteristiğiyle ilgili önemli ipuçları veriyor. Nasıl oldu da 1970'lerdeki gibi İstiklal Marşı söyleyen eylemci gençlerin karşısında şaşırma günlerini geride bırakan polis, ``namaz oyunu'' karşısında şaşkına döndü?

Sanırım böylesine silahlı bir çatışmada, kibarlık ve iyiniyet gösterisi yapıldığı yorumu getirilemez. İstiklal Marşı örneğinden hareket edersek görürüz ki, maalesef polisin İslamcı militanlara olan nefreti henüz ezan ve namaza olan saygısından daha büyük değil. Onca cinayet bile nefretlerinin yeterince büyümesini sağlayamamış...

Polis, her zaman mesleki kurallara göre hareket etseydi, her operasyonda öldürmeden yakalamaya özen gösterseydi; ``namaz molası''nı nefret-saygı ikilemiyle açıklamak, ülkemiz için lüks kaçabilirdi.

Ama düşünün ki, bu ülkede polis için sanıklar kelepçe takılabilecekler-kelepçe takılamayacaklar diye ikiye ayrılıyorsa, küçücük çocuklar tokatlanarak sorgulanıyorsa, topladığı çöpleri bahçesinde biriktiren adam mermilere hedef oluyorsa kuralların herkese ``standart'' olarak uygulandığından söz edilebilir mi?

Üzeyir Garih cinayeti zanlısı Yener Yermez, kışladan nasıl kaçmıştı anımsayalım. Haberlerdeki bütün çelişkilere rağmen anlaşılıyor ki, polis, kışlanın kapısına dayanmış, nöbetçi subay da giyinip gelmesini ya da yüzünü yıkayıp gelmesini istemiş, o da kaçmış! Başka bir deyimle, Yermez'e de ``giyinme molası'' verilmiş!

Oysa Yermez'in, polis arayınca kaçmasında garip olan bir yan yok. Garip olan, polisin tepesinde bitip ellerine kelepçeyi vurmaması. Kaçma ihtimali bile olmayan insanların evlerini geceyarıları basıp neredeyse yataklarında kelepçeleyen polisin en azından hangi durumlarda ``mola'' verilebileceği konusunda ``standart''lar geliştirmesinin zamanı geldi de geçiyor.

Ya polisin kendisi ``standart''larını geliştirecek ya da biz vatandaşlar olarak Türkiye Standartlar Enstitüsü'nden yardım isteyeceğiz!

27 Eylül-3 Ekim 2001/Tempo


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr