1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda.  Haberlerin peşinden koştum; haber trafiği yönettim, söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım. Dokuz yıl boyunca sürdürdüğüm Hürriyet gazetesi Okur Temsilciliği (Ombudsman) görevinden 4 Mart 2019’da ayrıldım. Artık mesleğime "Medya ombudsmanı" olarak katkıda bulunmayı hedefliyorum.  Okurlardan da somut örnekler üzerinden medya eleştirileri bekliyorum.

Faruk Bildirici


 SANSÜR NEYE YARADI?
 20 Mayıs 2013, Pazartesi
 

Reyhanlı’daki bombalı saldırı haberlerine konulan yayın yasağı, sadece dört gün sürebildi. Üst mahkemenin, basın özgürlüğüne aykırı olduğu yolundaki tepkiler nedeniyle geri almak zorunda kaldığı sansür kararını iktidar sözcülerinin savunmuş olması bir muhasebe yapmayı gerekli kılıyor.

Medyada ve sosyal medyada yazılanlara, aktarılanlara bakılırsa sansür, bilgi kirliliğinin artmasına yol açtı. Okur Temsilciliği’ne gönderilen mesajlar, resmi makamların açıkladığı ölü sayısına dahi inanmayanlar olduğunu, olayın faili konusunda türlü senaryoların tedavüle çıktığını gösteriyor.

Bu da doğal bir süreç. Bir toplumda açık bilgi kaynaklarını engellerseniz fısıltı gazetelerinin tirajı artar. Medyanın sansürlendiği yerde insanlar, böylesi dedikodulara kolayca inanır.

Reyhanlı’da da böyle olması kaçınılmazdı. Siyasi otorite, saldırıyla ilgili olarak Esad yönetimi ve onun istihbarat örgütü El Muhaberat’ı suçlayan politik bir söylem tutturdu. Ama sınır güvenliğinin sağlanamaması ile araçların tipine, hangi kaportacıda özel bölmeler yaptırıldığına varıncaya kadar bütün hazırlıklarla ilgili istihbarat olmasına rağmen saldırının önlenememesine açıklık getirilmedi.

Güvenlik birimleri de ilk günlerde faillerin adresi ve saldırıyla ilgili somut deliller konusunda resmi açıklamalar yapmak yerine gazetecileri “fısıltılar” ile yönlendirmeyi tercih etti. Muhaberat’ın, “Acilciler” adlı bir örgütü taşeron olarak kullandığı iddiaları da buralardan sızdırıldı medyaya. Çok geçmeden bu örgütün 1988’de feshedildiği, 30 yıldır da hiçbir eylem yapmadığı ortaya çıkınca Reyhanlı saldırısıyla ilgili güvenilir bilgi problemi iyiden iyiye büyüdü. İlçede Suriyelilere yönelik tacizlerin artmasının, bu insanların bir bölümünün tehlikeyi göze alıp ülkelerine geri dönmelerinin nedeni de bu atmosfer olsa gerek. 

Oysa sansür yerine açıklık tercih edilse, güvenlik birimleri kulaklara fısıldamak yerine basın toplantılarıyla tatmin edici açıklamalar yapsaydı dedikodular ve komplo teorisyenleri böylesine etkili olamazdı. 

İşin bir de gazetecilik etiği ile ilgili yanı var ki, onu da kayda geçirmek lazım. 25 yıl önce feshedilmiş bir örgütü saldırının faili ilan ederken daha dikkatli olmak gerekmez miydi? Kanıttan vazgeçtim, hangi “üst düzey yetkili” söylerse söylesin yazmadan önce süzgeçten geçirilmesi gerekmez miydi? “Üst düzey yetkili söyledi” ya da “iddia edildi” demek, gazetecinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Manipülatif bilgilerin taşınmasına aracılık etmenin faturası, adı bilinmeyen yetkiliye değil gazeteciye kesilir.

 

Ölümün pornografisi

İran’da bir mahkûmun idam edilmek üzereyken son anda ipten alınmasına ilişkin fotoğraflar, birçok gazete ve internet sitesinin yanı sıra Hürriyet’te de ilk sayfada yer buldu. Okurlarımızdan Funda Keskin Ata, bu fotoğrafların yayınlanmasının yanlış olduğu kanısındaydı:

“İran’dan idam fotoğrafları yine manşetinizde. Okuyucunun ilgisini çekiyor olabilir. Ama insanların idam edildiğini fotoğraflarla açıkça göstermek aslında bu tür uygulamaları normalleştiriyor. Amerikalılar 11 Eylül saldırılarından sonra ya da son terör olaylarında, ölen insanların bedenlerini sergilemediler. Çünkü bu sergileme aslında caydırıcı ya da tiksindirici bir etki yapmıyor. Ayrıca bizim ülkemizde pek önemi olmasa da, bu tür sergilemeler insan onuruna aykırıdır.”

11 Eylül saldırısı ile karşılaştırmaya katılmadığımı belirtmeliyim. Zira İran’daki bu olayda ceset ya da kanlı vahşet fotoğrafları yok. İdamın, geri dönüşü imkânsız ve çağdışı bir cezalandırma yöntemi olduğunu göstermesi bakımından okura sunulması gereken, iz bırakacak fotoğraflar bunlar.

Öldürülen kişinin bir yakınının “Affettim” diye bağırması üzerine yaşanan idamdan kurtarma telaşı yansıyor fotoğraflara. Sonunda ölüm değil, yaşama dönüş var. Peş peşe kullanılan fotoğraflar “ölümün pornografisi”ne dönüşmeden, insani bir trajediyi gözler önüne seriyor.

 

Hakarete aracılık

Türkücü Nihat Doğan’ın, hakem Cüneyt Çakır için Twitter’da yazdığı sözler Hürriyet internette “40 yıllık hamamcıyım böyle g.t görmedim” başlığıyla verildi. Okurlar, bu habere tepki gösterdi.

Okurlardan Ümit Gülşen “Böyle bir başlık olabilir mi? Zıvanadan çıkmış”, Rıdvan Kısacık “Bu bir hakaret, haber değeri taşımıyor. Bunun haber yapılması Hürriyet’e yakışmadı” dedi. Kadir Fırat ise başlıktaki sözlerin küfür olduğu kanısındaydı: “Mademki küfür haber oluyor isterseniz bir küfür de ben edeyim haber yapın. Kusura bakmayın ama yaptığınız habercilik değil.”

Bunca yıllık gazeteciyim, Hürriyet’te bu kadar hakaretamiz bir başlık hatırlamıyorum. Keşke bu başlığın içeriğini yazmadan konuyu değerlendirebilme şansım olsaydı. Maalesef mecburum o başlığı buraya da yazmaya. Aksi halde anlaşılmaz bir metin ortaya çıkacaktı.

Nihat Doğan’ın, Cüneyt Çakır’a hakaret etmesi, kendi bileceği bir iş. Ama bir gazeteci olarak bizler Twitter’da yapılan hakareti alarak, yayın yoluyla daha geniş alanlara yaymamalıyız. Suç olması bir yana, bir insanın rencide edilmesine aracılık etmek gazetecilik etiğine sığmaz.

Hele Nihat Doğan Twitter’da sadece “g” harfiyle yazıp nokta koymuşken, onu Hürriyet internette tırnak içinde “g.t” olarak yazmak hiç yakışık almadı. Sözleri deforme edip hakareti daha belirgin hale getirmek niye?

 

Okurdan kısa kısa:

Yavuz Sert: 16 Mayıs’ta ilk sayfadaki Regaip Kandili notunda “Hz. Muhammed’in ana rahmine düştüğü gün” diye yazıldı yine. Geçen yıl mesaj göndermiştim siz de gazetede yazıp yanlış olduğunu belirtmiştiniz. Bir daha yazıyorum. Regaip Kandili, üç ayların başlangıcı olan Recep ayının ilk Cuma gecesi. Umarım tekrar düzeltme yayınlarsınız, ancak bu kez kalıcı olur.

M. Aydın Temizer: 12 Mayıs tarihli gazetenizin 30.sahifesinde “180 günde Sabiha Gökçen” başlıklı yazıda son satırına kadar okumama rağmen 180 günde ne olduğunu anlayamadım. Haberde 18 aydan bahsediliyor. Herhalde 18 ay ile 180 günü karıştırdılar.

Ozan Bayrak: Spor sayfalarında dört büyüklerden hatta nerdeyse sadece üç büyük takımdan bahsedilmesi, benim gibi üç büyükten birini destekleyen biri için bile kabul edilebilir değil! İzmir de şehrimiz, 1.Lig de bizim ama galiba sizlere İstanbul’un gerisi Kuzey Kore...

Ersan Demir: Ege ekinizde Akhisar, Karşıyaka, Göztepe gibi takımları Egeli olarak tanıtıp arkasında duruyorsunuz. Fakat Tavşanlı Linyitspor’a Ege takımı değilmiş muamelesi yapıyor ve o takımlarla maçlarımızda hep rakibimizi destekleyip, taraftarımızı üzüyorsunuz.

Emel Karadeveci: 16 Mayıs’taki “Gayrimeşru dehşet” başlığında katilin iddiasını doğru kabul edip suçu hafifletiyorsunuz. Bebeği zehirlemiş, yakmışlar. Zavallı bebeğin suçu, gayrimeşru olmasıymış! Meşru dehşet var mı ki?

FARUK BİLDİRİCİ / HÜRRİYET / 20 MAYIS 2013


 
MATKAP SESİ ALTINDA MUAYENE
KABATAŞ'TAKİ İKİ TWEETİN ÖNEMİ
BAYRAKTAR'IN YATIRIMI VE GAZETECİLİK
GAZETENİN İTİBARI REKLAMIN FİYATI
"KARŞIT GÖRÜŞ" NE DEMEK?
TACİZ HABERİNDE EROTİK ÇAĞRIŞIM
HARDDİSKTEKİ KAYITLAR
ARAP KADIN TURİSTE AYRIMCILIK
ÖRTÜLÜ REKLAMLARA TAKİP
ÖYKÜSÜNÜ ANLATAMAYAN HABER
ŞÜPHECİ EDİTÖRLÜK
HAYALİ MİYDİ?
TELEKULAK HABERCİLİĞİ
İNTİHAR HABERLERİNE SON
SADECE HABERLER SORULUYORSA
"VIP TORPİLLER" HABERİ
"YİNE" DİYORSAK EĞER
GAZETECİLİĞİN YENİ SINAVI
VOLKAN İLE MADENCİLER KIYASLANABİLİR Mİ?
HESABI VALİLİK ÖDEMEMİŞ
ERMENEK'TE ENGELLENEN GAZETECİLİK
PEŞMERGENİN HESABI KAPANDI
İKİ OLUMLU GELİŞME
LANSMAN GAZETECİLİĞİ
O SÖYLEŞİDE NE OLDU?
HACK'LENMİŞ FOTOĞRAF FETİŞİZMİ
NEDEN "İSLAM DEVLETİ" DEMİYORUZ?
GÜVENİLİRLİĞİ REKLAMA TAHVİL ETMEK
NEDEN HÂLÂ GİZLİYORUZ?
EŞ DOST GAZETECİLİĞİ
MAHREMİYETE ALENİ SALDIRI
"MUHTAR BİLE OLAMAZ"DI
ÖZÜR DİLİYORUM
ÇAĞRIYA UYDUM
GAZETECİYE REVA GÖRÜLEN
NEDEN TEŞHİR ETMİYORUZ?
SAHUR DAYAĞI VE HÜRRİYET
TEKZİP VE ADALET DUYGUSU
TAKIR TUKUR HABERLER
GÜL'ÜN YENİ ADRESİ
OTOBÜS FİRMALARINA KORUMA
HAYAT BİZDEN İLERDEYSE
SPOR MEDYASINA ÇAĞRI
BASIN TOPLANTISINDA ROL DEĞİŞİMİ
İŞ KAZALARININ SORUMLULARI
UÇAKTAKİ GAZETECİLER
TEKME FOTOĞRAFININ SAHİBİ
YA MEDYANIN SORUMLULUĞU?
MAĞDURUN YANINDA OLMALIYIZ
BOŞANDIM, DÜĞÜN HABERİMİ SİLİN
MAHKEME KARARIYLA SANSÜR
İHTAR BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE
TÜRKİYE'NİN KESEB'TEKİ ROLÜ NE?
KAMU YARARI YA DA ORTAK ÇIKAR
ÇOCUĞU KİM VURDU?
TEMAS VE MESAFE MESLEĞİ
İNTERNET MEDYASINA YARGISIZ İNFAZ
FIKRA ÜZERSE
DİJİTAL ARŞİVDE DÜZELTME KILAVUZU
FACEBOOK FOTOĞRAFLARI
LEZZETE KEFİL OLUNURSA
ADALET DUYGUSU EKSİKLİĞİ
FENERBAHÇELİLERİN ÜZÜNTÜSÜ
TIR VAKASINDA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ
GİZLİ KAYITLARDA ÇİFTE STANDART
PERDELEME NEREDE?
ÖLÜMÜN FOTOĞRAFI
OKURUN RUHUNU YAKALAMAK
BU BAKAN BAŞKA BAKAN
ÇEK DEFTERİ GAZETECİLİĞİ
HÜRRİYET'TE "SEYİRCİSİZ MAÇ" OLMAYACAK
ESRARENGİZ YARATIK KOMİKLİĞİ
GAZETECİLİĞİN KUTSALI
YANLIŞIN ÜZERİNİ ÖRTMEK
YAYIMLANMAYAN SÖYLEŞİNİN ÖYKÜSÜ
KADIN ÇIPLAKLIĞINDAN KORKMAK
RESTORASYON UZMANI HUKUKÇU
OKURA SAYGI ÇAĞRISI
SABAH OKURLARININ BİLME HAKKI
NEFRET SUÇUNDA YANLIŞ
ERMAN TOROĞLU VE REKLAMLAR
CİNAYETE GEREKÇE YAZILIRSA
LSD İLAÇ OLAMAZ
ÇAKAR'IN SÖZLERİ ÇARPITILMIŞ
DOLANDIRILAN KADIN OLUNCA
MANŞETLERE KİM KARAR VERİR?
KALAŞNİKOFLU FOTOĞRAFIN ÖYKÜSÜ
ÜNLÜLERİ YAFTALAMAK MI?
İZİNSİZ KAYIT ETİK DIŞI
MAHKEME NE DERSE DESİN
KARAKTER SUİKASTİ
İDDİANAMEYLE GELEN TEKZİP
ATALAY HAKLI MIYDI?
GAZETECİNİN VELİNİMETİ OKURUDUR
ÖLÜMCÜL BİR MESLEKİ HASTALIK
GEZİ'Yİ İLANLARDAN OKURSAK
GEZİ'DEN MEDYAYA DERSLER
SOSYAL MEDYAYA ALKIŞLAR
İKİLİ FOTOĞRAF KOMİKLİĞİ
SANSÜR NEYE YARADI?
<<< <
1 - 2 - 3 - 4 - 5
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2019   |   fbildirici@gmail.com