1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 RECEP GÜVEN
 28 Ekim 2012, Pazar
 

 İNSAN YANI AĞLASA DA O BİR POLİS

 İstanbul’da doğup büyüyüp de İstanbul’u memleketi olarak benimseyememiş bir polis müdürü Recep Güven. “Bu ülkede memleketim yok” derken samimi. Daha çok Üsküp’e ait hissediyor kendisini. Ailesinin göçmek zorunda kaldığı topraklara…

    Ne de olsa anne ve babasının Anadolu’ya ayak basmalarından sadece altı yıl sonra doğmuş. Henüz anıları ve de acıları tazeyken. Onların öykülerini dinleyerek, yaşadıkları travmayı iliklerine kadar hissederek büyümüş. Duygusallığının, şiiri ve tiyatroyu sevmesinin gerisinde yatan da bu çocukluk günleri olsa gerek.  

   Lisede başlamıştı şiir yazmaya.  Üniforma duygularını cendereye sokmadı, Polis Koleji ve Polis Akademisi yıllarında da devam etti duygularını şiirlere aktarmaya. Arkadaşlarıyla birlikte tiyatro da sahneledi aynı dönemde. Akademi’de Tiyatro Kulübü kurdu.  Kitaplarla olduğu gibi sanatla da dosttu. 

    91’de Diyarbakır’a atandığında dört yıl olmuştu akademiyi bitireli.  Emniyet Genel Müdürlüğü’nde, ardından Akademi Başkanlığı’nda görev yapmıştı o güne kadar. Artık 27 yaşındaydı ama hala şiir yazıyordu. Dicle’yi gördüğü gün etkilenip kaleme sarılmıştı; “Yüzyıllardır Dicle’yi besler gözyaşlarım, ben ağlamazsam kurur sanırım.” (AA, 7 Ekim 2012)

PKK’lıların yaşamöyküleri

    Dicle kurumasa da duyguları dumura uğradı Diyarbakır’da kaldığı beş yıl içinde. Faili meçhullerin, PKK saldırılarının doruğa çıktığı o karanlık yıllarda ne şiir yazabildi, ne Ahmet Arif okuyabildi; ne de tiyatroya gidebildi. Eşi ve çocuklarına bile zaman ayıramadı. Beş yıl içinde sadece üç kez pikniğe gidebilmişti ailesiyle.

    Diyarbakır, derin bir iz bıraktı onda.  Kariyer çizgisi bu kentte şekillendi aslında. 20 yıl kadar devam edeceği istihbaratçılığa orada başladı. İstihbarat Şubesi’nde, bir istihbarat ustası olan Hanefi Avcı’nın yanında yetişti. (Cüneyt Özdemir, 10 Ekim 2012, Radikal) Nedense istihbarat teknolojisini, inceliklerini öğrendiği amiri Avcı ile dostluk kuramadı.

   Yakalanan PKK’lıların, asıl olarak da itirafçıların ifadelerini okumak, onlarla ilgilenmek görevinin bir parçasıydı Diyarbakır’da.  Sayfalara dökülen özgeçmişleri okurken, onlarla empati kurmaya çalıştı. Dağa çıkma nedenlerini anlamak için gerekli görüyordu bunu.

   Ağlamaktan korkmayan bir komiserdi, duyguları yön veriyordu ona. Sadece  itirafçılarla, sadece silahla sorunun çözülemeyeceğini düşünüyor; öldürülen her insanın, boşaltılan her köyün geleceğe tehdit olacağından endişe ediyordu. Boşaltılan her köy, Üsküp’ü ve ailesinin orada yaşadıklarını çağrıştırıyordu. Bir yöntem geliştirdi kendince. “Beş kişilik bir ekip verin çocuğu dağda olan annelerin kapısını çalayım” dedi. “Olmaz, seni öldürürler” deyip vazgeçirdiler…

Ergenekon şeması

   Ankara’ya atandığında yüreğinde ağır bir yükle ayrıldı Diyarbakır’dan. Yaşadıklarının etkisinden kurtulması hayli zaman alacaktı.  İstihbarat Daire Başkanlığı’nda çalışırken Amerika’ya da gitti görevli olarak, başka ülkelere de. “Ergenekon Terör Örgütü şemasını”,  davaların Türkiye gündemine girmesinden yıllar önce, 2001 yılında hazırlayıp, Daire Başkanı Sabri Uzun’un önüne koydu. Ancak hazırladığı şema sadece Tuncay Güney’in ifadesine dayanıyordu, başkaca hukuki dayanağı, kanıtı yoktu. İkna edemedi doğal olarak Uzun’u. Ergenekon operasyonu da ancak Uzun’un görevden alınmasından sonra başlatılabildi. (Saygı Öztürk, 9 Ekim 2012, Sözcü)

    Ergenekon ve onu takip eden operasyonlarda Emniyet İstihbarat Dairesi’nin en etkili isimlerinden biriydi Recep Güven. Ramazan Akyürek döneminde Başkan Yardımcısıydı. İsveç’te yaşayan itirafçı Abdülkadir Aygan’ın ifade vermesinde önemli rol oynadı.

     Albay Cemal Temizöz’ün faili meçhul cinayetlerle suçlandığı davadaki etkisi, itirafçı Hıdır Altuğ’un ifadesini değiştirmesiyle açığa çıktı.   “Sokak Lambası” kod adıyla gizli tanık olan Altuğ, kendisini askerler aleyhine ifade vermeye Recep Güven ve Hanefi Avcı’nın ikna ettiğini söyledi.

   Güven, duruşmada kabul etti Altuğ’u kendisinin yönlendirdiğini. Ancak “Bak askerlerin kulağından tutup içeri atıyoruz. Git askerler aleyhine ifade ver. Biz senin arkandayız”  dediği iddiasını ise reddetti. (DHA, 22 Nisan 2011)

   Hanefi Avcı da ifade verdi o davada.  Altuğ’un iddiasını yalanlamakla kalmadı; Recep Güven ile 2005’ten bu yana hiç görüşmediklerini de açıkladı. Aralarına bir soğukluk girmişti o tarihten beri. Bu da doğaldı. Avcı, Emniyet İstihbarat’ın Gülen Cemaatinin etkisinde olduğunu savunuyordu. Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğü’nde 2008 yılında hazırlandığı öne sürülen ‘Emniyet (F) Tipi Örgütlenmenin Etkin Elemanları’ başlıklı listedeki 57 polis arasında Güven’in de adı geçiyordu. (F tipi liste asker ve MİT’ten sorulacak, 8 Şubat 2009,  Vatan)

Cami cemaatine veda

2010 yılında ayrıldı istihbarattan. Emniyet Müdürü olarak atandı Siirt’e. Farklı bir Emniyet Müdürüydü; halktan uzak durmuyor, kahvelere girip sohbet ediyordu. BDP’li Belediye Başkanı Selim Sadak’ı ziyaret ettiğinde Newroz bayramını kutlayıp, törenlerde sahne alacak sanatçı Ferhat Tunç’tan istekte bile bulundu. İstediği türkü “Dersim dört dağ içinde” idi. “İkinci Gaffar Okkan” diye adlandıranlar da oluyordu Güven’i.

   Fakat PKK’nın önce bir komiseri, sonra da içinde polisler olduğunu sandıkları bir otomobili tarayıp dört genç kadını öldürmesinin ardından BDP’ye uzak davranmaya başladı. Ama özellikle gençlerle ilgili projelere devam etti. Paneller düzenledi; “Yeni İnciler Arıyoruz” projesiyle Siirtli 80 genç kızın polis olmasını sağladı. “Yeşeren Umutlar Projesi” ile öğrencilerin üniversiteye girişteki başarı oranının artmasına yardımcı oldu. Bu projeleri uygularken, Psikolojik Danışma ve Rehberlik öğretmeni olan eşi Nurdan Güven’den de yardım aldı.
   Diyarbakır’dan sonra en çok etkilendiği kentti Siirt. İki yıl sonra veda ederken “memleketini” bulduğunu ilan etti:  “Siirt’i memleket olarak kabul ettim. Emekli olunca Tillo’ya yerleşeceğim. Ömrümüz vefa etmezse, beni Tillo’ya gömün.”

   Tillo, “Evliyalar diyarı” olarak bilinen dini bir merkez. Recep Güven de dinine bağlı bir insan. Nitekim Şehitler Günü’nde hatim indirtmiş, veda turlarını Çarşı Camisi cemaatinden helallik alarak tamamlamıştı.(Siirt Olay, 13 Eylül 2012)

İki cümle arasında

    Diyarbakır’a döndüğünde 16 yıl önceki Recep Güven’den eser yoktu.  Hasan Cemal'in “Barışa Emanet Olun” kitabını okuduktan sonra arkasına “Haklısın ama biz çok küçüktük” diye not düşmüş, farkındalığı gelişmiş, bir Emniyet Müdürü’ydü artık o. Deneyim kazanmıştı, kendisine ve projelerine güveniyordu.

    O yüzden de Kürtçe kursuna gideceğini ve film projelerini anlatmakla kalmadı ilk basın toplantısında. Bahçeşehir Üniversitesi’nde beş yıl önce söyleyince eleştiri aldığı cümleyi tekrarlamaktan da çekinmedi:  “.. dağda ölen teröriste ağlayamıyorsanız insan değilsiniz.”

   Bu bir cümleyle, evet sadece bu cümleyle Diyarbakırlılar sevdi, bütün Türkiye de tanıdı kendisini. Fakat Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin yanı sıra Başbakan Erdoğan’ın da tepkisini çekti. “Siyaseti bırakın siyasetçiler yapsın”  diyen Erdoğan olunca, müfettişler hemen Diyarbakır’ın yolunu tuttu tabii.

     Dikkatlerinden kaçtı herhalde. Recep Güven, bir cümle daha söylemiş, “İki cümle arasında gidip geliyorum” demişti; “..çoluk çocuk demeden insan katleden canavarlaşmış bir teröristi de enterne edemiyorsanız devlet değilsiniz.”  

    İnsan yanı, “ölen teröriste ağlamayı”, polis yanı ise “teröristi enterne eden devleti”  istiyordu. Birini diğerine tercih edemiyordu; duyguları titreşmeye başladığında ceberrut yanı da ayağa fırlıyordu. O, bu ikisinin toplamıydı.

FARUK BİLDİRİCİ/ 28 EKİM 2012 /HÜRRİYET PAZAR


 
MUAMMER GÜLER
HÜSEYİN AYGÜN
METİN KAÇAN
HAKAN FİDAN
AYKUT KOCAMAN
ÖZAL AİLESİ
AHMET ALTAN
ÖMER DİNÇER
MEHMET NİHAT ÖMEROĞLU
SALİH MEMECAN
FAZIL SAY
ŞEMDİN SAKIK
ALAADDİN YÜKSEL
RECEP GÜVEN
ABDULLAH AVCI
SAMET GÜZEL
OSMAN CAN
SIRRI SAKIK
MEHMET TERZİ
HAKAN EVRENSEL
ERŞEN SANSAL
ŞENGÜL HABLEMİTOĞLU
ABDURRAHMAN ÇELİK
AZİZE SİBEL GÖNÜL
GÜLTEKİN UYSAL
ALPER TAŞ
AYLİN NAZLIAKA
RAHMİ SALTUK
FATİH ERBAKAN
ZEYNEP ALTIOK AKATLI
MÜYESSER YILDIZ
CEVDET ERDÖL
VELİ AĞBABA
MURAT BAŞESGİOĞLU
AYGÜN ATTAR
ÖMER TAŞLI
ERGİN CİNMEN
NEVİN ERGUN
YAŞAR SEYMAN
ÖMER ÖZKAN
MUSTAFA BALBAY
KORAL ELÇİ
TOLGA İSLAM
AYHAN SEFER ÜSTÜN
SACİT KAYASU
TOLGA ÇANDAR
HAKAN KUTLU
BİLAL MACİT
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL
BURHAN SÖNMEZ
ZİYA HALİS
ŞENOL BAL
ERİŞ BİLALOĞLU
MUHARREM İNCE
TURAN EROL
ERTUĞRUL SAĞLAM
YAKUP BİLGE
LEVENT KAZAK
METİN FEYZİOĞLU
ASIM GÜZELBEY
AYLA AKAT ATA
YÜCEL KANPOLAT
BİRGÜL AYMAN GÜLER
KEMAL ÖZTÜRK
HASAN GERÇEKER
ARTUN ÜNSAL
RENGİM GÖKMEN
SEMİH GÜMÜŞ
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU
SEVGİ ÖZEL
ORHAN GAZİ ERTEKİN
SALİH BEZCİ
TUĞRUL TÜRKEŞ
MÜFİT ÖZDEŞ
ZAFER ÜSKÜL
OĞUZHAN MÜFTÜOĞLU
AZİZ KOCAOĞLU
HÜSEYİN ANGOLEMLİ
TAYFUN ACARER
ZELİHA BERKSOY
İREM ÇİÇEK
MUZAFFER İLHAN ERDOST
ALİ FAHİR KAYACAN
ÜMİT ŞAHİN
KÜÇÜK İSKENDER
YILMAZ BÜYÜKERŞEN
IŞIL KARAKAŞ
ALİ NESİN
ZEKİ DEMİRKUBUZ
TARIK ZİYA EKİNCİ
EGEMEN BAĞIŞ
LEMİ BİLGİN
MEHMET EROĞLU
CEMAL TALUĞ
MEHMET GÖRMEZ
İONNA KUÇURADİ
YALÇIN GÖKÇEBAĞ
ALİ EROL
ÜMİT KOCASAKAL
NURCAN TAYLAN
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr