1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 ABDURRAHMAN ÇELİK
 08 Temmuz 2012, Pazar
 

BİR TELEFON ETTİM BÖBREĞİNİ VERMEK İÇİN 10 AKRABAM HASTANEYE GELDİ

Abdurrahman Çelik, James Bond gibi yabancı filmlerin Türkiye’de çekilmesinin altyapısını hazırlayan bürokrat. Hem sinema, hem de korsan yayınla mücadele konularındaki yasal değişikliklerde emeği var. Şimdi de Telif Hakları Genel Müdürü olarak bandrollerin geliştirilmesi ve sanat eserlerinin teliflerinin yeniden düzenlenmesi peşinde. Bereket geçen yıl böbrek nakli oldu da sağlığı izin veriyor çalışmasına.

 ADIYAMAN: ADIM YANLIŞLIKLA ŞEYH OLMUŞ

Annemle babamın çocukları olmamış yedi yıl kadar. Bizim Adıyaman merkeze yakın Şeyh Abdurrahman Hazretlerinin türbesi var. En son babam oraya adak adamış. Oğlum olursa mübareğin adını koyacağım demiş. Ben doğunca da babam gitmiş nüfusa, “Şeyh Abdurrahman Hazretleri’nin adını koy benim oğlana” demiş. O da “Şeyh Abdurrahman” yazmış. Normalde yasak. Şu an kanuna aykırı benim adım ama nüfusa yazılmış ve yasallaşmış. Herhalde Türkiye’de şeyh ünvanını isim olarak taşıyan benim. Adıyaman, ben küçükken 40 bin nüfuslu bir şehirdi. Musalla Mahallesinde otururduk. Tabii imkanlar kısıtlıydı. Babam teknisyen, annem tekel işçisiydi. Düz liseye gitmiştim, arkadaşlarla bir kavga meselesi oldu. Üçümüzü de okuldan attılar. Onun üzerine Meslek Lisesine gittim, makine bölümünde okudum. Kader çizgim oldu. Meslek lisesinden itibaren Koç Vakfının bursuyla okudum.  82-82 yıllarında Koç Vakfı, her yerden 100 öğrenci tespit etti, burs vermeye başladı. Adıyaman’da bir tek ben kazandım bu bursu. Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Makine Bölümünü bitirene kadar da devam etti.  O bursla yetişenlere üniversiteden sonra iş imkanı da vardı. Ankara’daki Ford fabrikasında iş imkanı sundular. Ben aileden kopamadım, 1990’da gittim Atatürk barajında çalıştım 1.5 yıl kadar. 6-7 yıl önce tekrar gittiğimde o betonarme taş karışımı güzelim ilkokul binamızın yıkıldığını, yerine çok çirkin betonarme bir bina yaptıklarını gördüm. İnanılmaz derecede üzüldüm. Keşke haberim olsaydı da o okulu tescilleseydik. Sırrı Süreyya Önder, benden büyük ama tanıyorum tabii. Bir fotoğrafçıda çalışıyordu. Zaten o zaman Adıyaman’da üç fotoğrafçı vardı. Adıyaman’a, oradaki topluma kendimi her zaman borçlu hissediyorum. Nemrut Festivali için yardımcı oluyorum, vakıfta yöneticilik yapıyorum, üniversitede danışmanım.

 SEÇİM: ADAYLIK STRESİ BÖBREĞİMİ GÜMLETTİ

Geçen seçimde Adıyaman’da Ak Partiden aday adayı olmuştum. Sağolsun Mahsun Kırmızıgül, Gezegen Mehmet ve bazı sanatçı dostlarımız da geldiler, yalnız bırakmadılar. Ben aslında kimsenin gelmesini istemedim o arada. Diğerleri sonra gelecekti. Bir ay süreyle ilçeleri, köyleri gezdim. Halkı farklı bir gözle gördüm, daha iyi anladım. Her yerde sorunlar var ve insanlar sürekli sizden yardım talep ediyorlar. Yıllardır öğretim üyesi, bürokrat olarak hizmet ettik bu ülkeye. O siyasetçilik şemsiyesi çok zor bir şeymiş. Milletvekili olmasam daha mı iyi olur diye de düşündüm doğrusu. Nitekim nasip değilmiş, aday gösterilmedim; eski görevime döndüm. Böbrek sorunum vardı ama 55 yaşlarında falan tahmin ediliyordu ama herhalde Adıyaman’da ağır yüklendik. O bir aylık sürede değerler pik yaptı. Ankara’ya döndüğümde iki böbrek de iflas etmiş, üre yükselmiş, tansiyonum fırlamıştı. Doktorlarla görüştük. Hemen nakil ya da diyaliz dediler. Hiç diyalize girmedim. O süreci bir ay kadar çektim. İnsan kimseye diyemiyor “Böbreğini ver” diye. Kızkardeşim Adıyaman’da,  onu aradım, böyle böyle bir ihtiyacım var! O birkaç kişiye söylemiş, böbrek vermek için 10 kişi birden geldi Ankara’ya. Sağolsunlar, ailede sevilirim. İnsanın bir parçasını başkasına vermesi inanılmaz bir şey. Yüksek İhtisas Hastanesi’ne gittik beraber. Doktorlar şaşırdı, “Ne demek, 10 kişi birden sana böbrek vermek için mi geldi?” dediler. Hepsinin testleri yapıldı, teyzemoğlu Bülent Seyirden’in böbreği tam uydu. O benimle yaşıt, 44 yaşında. Onun böbreğini alıp taktılar, Allaha şükür ki, bir yıldır sağlığım gayet iyi. Belki o seçim stresini yaşamasam problem olmayacaktı, o stres gümletti. Siyasetin bize katkısı bu oldu.

 AKADEMİSYENLİK: KARİYER PLANIM ÜNİVERSİTE ÜZERİNEYDİ

Üniversiteden sonra benim hevesim akademik çalışma içine girmekti. Biraz da benim bilgisayara ve elektroniğe merakım çok fazlaydı. Onun da yolu akademisyenlikten geçiyordu. İki yıl kadar dışarıda çalıştıktan sonra 1994’te Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nde mühendislik yüksek lisansa müracaat ettim. Isparta biraz da eş durumundan oldu. Eşimle Gaziantep’te tanıştım, öğretmenlik tayini çıkmıştı. İki yıl kadar orada kaldık. Gidip geldiğimde çok hoşuma gitti Isparta. Üniversite yeni kuruluyordu. Doktorada özellikle bilgisayar çalıştım. Makinenin otomasyonu üzerineydi konum. Mekatronik ve endüstri mühendisliği alanına kaydım orada. Yani robotik ağırlıklı çalıştım, yazılım öğrendim. İmalat teknolojileriyle ilgili yeni bir sistem geliştirdik. Doktorayı otomasyon sistemleri, endüstri mühendisliği arasında yaptık. Arkasından üniversitede ana bilim dalı başkanlığı, bölüm başkanlığı ve dekan yardımcılığı gibi görevlerde bulundum. Bilgisayar Bilimleri Araştırma Merkezi’ni kurdum, müdürlüğünü yaptım. Sonuçta akademisyenliğim, makine-elektronik ve bilgisayar üçgeni arasında geçti. 10 yıl kadar öyle gitti. Kariyer planlarım üniversite üzerineydi. Dönemin Bakanı, üniversiteye gidip gelirken beni tanımıştı. 2003 yılında bakanlığa davet etti, biz de geldik. Önce Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü yaptım üç dört ay kadar. Sonra Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürü olarak atandım. Bir ara alındım ama 2007’de mahkeme kararıyla döndüm. O günden beri de Sayın Ertuğrul Günay ile devam ediyoruz.

 BÖROKRASİ: SİNEMAYLA TEK İLİŞKİM SEYİRCİ OLMAKTI

İlk defa Ak Parti döneminde sinemayı destekleme kanunu çıktı. Bu çok önemli. Hem kanunun yazımında vardım, içindeydim. Hem de bunu uygulamak çok önemli bir fırsattı aslında. Bunu uygularken de sinema sektörünü, uluslararası piyasayı tanıdık. Sektörle devlet belki ilk defa içiçe çalıştı. Sinema ve Telif Hakları Genel Müdürü olmadan önce sinemayla ilişkim yoktu, sadece seyirciydim. Tabii şundan kaynaklandı; Endüstri Mühendisliği ağırlıklı çalışmak idari yöneticilik gibi bir şey aslında. O konuda ders verdiğim, o konuda kendimi yetiştirdiğim için de burayı da bir üretim alanı olarak gördüm, sektörle içiçe alana girdik. 2004 yılından önceki 10 yılı aldığımızda Türkiye’de yılda ortalama 14 film çekiliyordu. Ama şimdi 70-80 film çekiliyor; 70’i vizyon görüyor. Bu sektör için çok önemli. Hatta negatif bir dönemde çıktı yasa. Diziler yavaş yavaş palazlanmaya başlamıştı. Türkiye’de sinema sektörünün en büyük handikapı dizi filmler. Aslında bizim sinema kültürümüz vardı. 80’den önce, televizyonlar çıkmadan önce yılda 360 milyon biletin satıldığı rivayet edilir. Nüfusu da düşünürseniz, ciddi bir sinema kültürünün oluştuğu anlamına gelir bu. Şimdi bilet fiyatlarının yüksek olması da etkili. Yine de 2004 yılında toplam seyirci sayımız 22-24 milyonken bugün 44 milyon civarına geldi. Bu önemli değişim.

 HOLLYWOOD: YABANCI FİLME DESTEKTE TANITIM KRİTERİ

Miami’de Latin Amerika ülkeleri kongresinde medya ve film alanında bir market düzenlendi. Biz de Türkiye olarak katıldık. Toplantıya gitmeden önce Türkiye’nin kültür üretimi ile ilgili notları gönderdim. Aynı zamanda bir film haftası da gerçekleştirdik orada. Bunlardan etkilenmişler. Türkiye’de değerimiz çok anlaşılmıyor ama kadir kıymet biliyorlar. Miami Büyükşehir Belediye Başkanı, bir sürpriz yaparak “kültür endüstrisi alanındaki çalışmaları”mız nedeniyle şilt verdi ve şehrin anahtarını takdim etti. Benim açımdan onur verici. “Türkiye, Hollywood’un film platosu olacak” demiştim yıllar önce. Bakın şimdi oldu. Özellikle sinema sektörü üzerinde ciddi bir emeğim var. Bu konuda çok da mütevazı davranmam. Çünkü Türkiye’nin bilinirliği konusunda ciddi gelişmeler sözkonusu. Amerika’ya, Hoolywood’a gidip gelmemiz, onlara kolaylık sağlamamız etkili oldu. En son Nicolas Cage’in “Hayalet sürücü” filminin yarısı, Denizli ve Kapadokya’da çekildi. Yılda 30-40’a yakın yabancı film çekiliyor Türkiye’de. Hint filminden tutun Avrupa filmlerine kadar. James Bond, dünyada bilinen bir film olduğu ve İstanbul’da Kapalıçarşı gibi yerlerde çekilmesi nedeniyle çok ses getirdi. Çekimler sırasında hiçbir yere zarar verilmedi. Sadece basit bir cam kırılması vardı, onun da anında parasını ödemişler. Tarihe ve doğaya saygılılar. Kapalıçarşı’nın çatısına özel bir sistem yaptılar, motosikletler onların üzerinden gitti. Şu an yabancı film çekimlerine maddi destek veremiyoruz. İzinlerin kolaylaştırılması gibi yardımlarımız oluyor sadece. Ama yeni sinema kanununda yabancı filmlere maddi destek de olacak. Türkiye’de çekilen kısmın ülkenin reel tanıtımına katkısı ölçülüyor, Türkiye’de harcanan faturalar üzerinden yüzde 5-20 bir meblağ geri ödeniyor. Destek sistemi ile ilgili olarak Sinema Genel Müdürlüğümüz tasarı hazırladı. Sayın bakanımızın başkanlığında İstanbul’da sektör ile bir toplantı yapıldı. Son şekli verildi, eylül ekimde Bakanlar Kurulu’na gelir sanırım. Gişe ve aile filmlerinin desteklenmesi gibi bir çizgi yok. Destek sistemi biraz daha genişletiliyor.

 KORSAN: MESLEK BİRLİKLERİ DENETİM YAPAMAYACAK

Telif Hakları Kanunu’nda 2004’te yaptığımız en önemli değişiklik korsanla ilgili ciddi yaptırımlar gelmesiydi. Birincisi açıkta, sokakta satışlar yasaklandı. Resen takip haline getirildi. İllerde denetim komisyonları oluşturuldu. O kanunun çıktığı tarihlerde Türkiye’de korsan oranı yayıncılık, sinema ve müzik alanında yüzde 120, bilişim alanında yüzde 150-200’lerdeydi. O yasanın çıkmasından sonra ciddi bir düşüş oldu. Şu an ortalama yüzde 50-60 bandında. Şimdi Telif Hakları yasasını yeniliyoruz. Otel, restoran, bar, televizyon kanalları, Digitürk ve D-Smart gibi yayın platformları, müzik meslek birlikleri olsun ya da diğer meslek birlikleri tarafından lisanslanıyordu. Ama meslek birliklerimizin sayısı çok fazla. Müzikte altı, sinemada sekiz, bilim ve edebiyatta sekiz. Şu an her meslek birliği kendisi gidip doğrudan belirlediği bütçeyi talep etme imkanına sahip. Kullanıcılar açısından bakıldığında kim kimin eserini kullanıyor, kime ne ödeyecek ciddi bir karmaşa. Şimdi ortak lisanslama birliği kuruyoruz. Mesela müzik, sinemada bir, kitapta birer lisanslama birliği olacak. Bir de bu umuma açık yerlerin denetimini İl Denetim Komisyonlarına bırakıyoruz. Artık Meslek Birlikleri doğrudan gidip denetim yapamayacak. Ekonomik suçun cezası ekonomik olacak. Otel yöneticisinin, kanalın sahibinin yargılanması ortadan kalkacak bundan sonra. Bir de görme engelliler için tanıdığımız istisnayı bütün engellilerin engel durumuna göre serbest bırakıyoruz.

 KÜFÜRLÜ FİLMLER: BREZİLYA DİZİLERİNİN ESAMESİ OKUMUYOR

“Küfürlü filmler, Türk kültürünü yansıtmıyor ve kültürümüzü küçük düşürüyor”  sözünü hangi film için dediğimi hatırlamıyorum. Bazen biz de gaza gelebiliyoruz. Küfür de Türkiye’nin bir gerçeği. Yasakçı zihniyetle bakmıyorum tabii ki. Her türlü sinema eseri çekilebilir, yayınlanabilir Türkiye’de. O konuda bir yasak yok. Film yasaklanması 2004’teki kanunla kaldırıldı zaten. Uluslar arası kriterler getirildi. Bizim arzumuz, bizi uluslararası alanda temsil edebilecek filmlerin daha çok yapılması.  Filmler geleceğe kalıyor, ülkenin tanıtımında büyük rol oynuyor. Şu anki dizileri örnek vereyim size. Ortadoğu, Balkan ülkeleri ve Avrupa’nın ortasına kadar olan kısımda Türk dizileri inanılmaz biçimde izleniyor. 76 ülkede 116 dizi şu an aktif olarak oynuyor. Son yıllardaki trende baktığımızda Amerika ve Avrupa dahil olmak üzere en hızlı gelişen sektör Türkiye’de. Brezilya dizilerinin esamesi okunmuyor artık. Türk dizileri top düzeyde şu anda. Bu şunu gösteriyor, Türkiye’de gerçek anlamda yaratıcı bir gençlik var. Bu insanlara imkan tanınmış olsaydı biz bunu daha önce yaşardık. Bu ülken büyümesi ve ekonominin ivme kazanması, insanların yatırıma heveslenmesiyle de ilgili. Pozitif algı bu alana yansıdı. Bireysel yaratıcılığımızı da koyunca Türkiye uçtu bu alanda. Diziler hem kültürümüzü taşıyor, hem turistik tanıtım işlevi görüyor. Yaratıcı ekonomi, yaratıcı endüstri içerisinde aslında bizim bu Telif hakları alanının tamamı. Bu alanda bir toparlama yaptık. Ben geçen sene bir kitap çıkardım. O kitabı Egemen Bağış beye vermiştim. O da sağolsun Başbakanımıza götürdü. Başbakanımızın da ilgisini çekmiş oradaki konular. Gazeteciler, Başbakanın makam aracında görünce haber yaptılar kitabı. Dört yıllık bir emeğin sonucuydu o kitap. Türkiye’deki kültür üretimi ve bundan sonrası ile ilgili bir projeksiyon çizmeye çalışmıştım. Yeni bir kitabı da bitirmek üzereyim, “Yaratıcı endüstri” üzerine. İlk kitabın tamamlayıcısı olacak. Bu alan bütün dünyada olduğu gibi bizde de istihdamı en çok artıran alanlardan biri. 2005’ten önce dizilerde çalışan sayısı  5 bin civarındaydı, bugün 35-40 bin civarında. Kültür endüstrisi ya da yaratıcı ekonomi dediğimiz alan güzel sanat eserlerinden tutun bütün kültür üretimleri, el sanatları, müze işletmeciliği, moda tasarımı. Düşünün el sanatlarında, ihracatta üçüncü sıradayız biz. 

 SİNEMA SALONLARI:  YÜZDE 50 YERLİ FİLMİ GÖSTERİLECEK

AVM’lerdeki sinema salonlarında iki ana grup vardı. Bu grupların birleşmesi sözkonusu oldu ve bu birleşme ile ilgili bazı sıkıntılar doğdu. Rekabet Kurulu ile biz de görüştük sayın bakanımızın talimatıyla. Elimizdeki doneler, bir risk olabileceğini, tekelleşmenin doğabileceğini gösteriyordu. Salon sayısı olarak yüzde 45-46’lara geliyordu. Ancak sonra yüzde 35-36 olduğu anlaşıldı. Gelirler bazında ise yüzde 40’lar civarında. Rekabet Kurumu da tehlike görmedi, bir senelik inceleme sonucunda birleşmeye izin verdi. İsmi CineMaksimum oldu. Türkiye’nin en büyük sinema salonları şirketi oldu. Birleşmeden önce bizim talebimiz üzerine Türkiye’de üretilen filmlerin en az yüzde 50’sini göstermeyi ilkesel olarak garanti ettiler. Bu önemli. Tabii AVM’lerin artmasıyla salon sayısı da çoğaldı. 1300 civarında salon vardı; şu an 2300’e ulaştı. Bizim bireysel nitelikteki tarihi sinema kültürümüzü de öldürmemek gerekiyor. Azaldı onlar. Tarihi nitelikte olanları  bakanlık olarak desteklemeye çalışıyoruz tabii. Emek sineması ile ilgili dava devam ediyor bildiğim kadarıyla. “Sinema salonsuz il kalmasın” kampanyası başladığında sinemasız il sayısı 16 civarındaydı. Bakan beyin talimatıyla projeler geliştirildi, destek olundu. Sinemasız il sayısı 4-5’e düştü. Kilis ve Ağrı’da da kültür merkezleri, fiziki mekanlar bitmek üzere.

 GÜL: CUMHURBAŞKANI O FİLMİ RİCA ETMİŞTİ

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün The King’s speech (Zoraki Kral) filmini vizyona girmeden izlemesi konusunda bir yanlış anlama var. Sayın Cumhurbaşkanımız filmi izlediğini twitterda yazınca konuyu bilmeyenler birden yanlış anlayıp yazmaya başladılar. Yeni medya hızlı çalışıyor tabii. Film vizyona girmemişti ama gelmişti Türkiye’ye. Cumhurbaşkanlığı’ndan rica edildi, Gene Sekreterimiz aramıştı beni. Türkiye’ye getiren dağıtımcı kuruluşa söyledik böyle bir talep var diye. Onlar da cd’ye kaydedip bize gönderdiler.

 FOLKLOR: HALK OYUNLARI FEDERASYONU YÖNETİMİNDEYİM

Uzun süre futbol oynadım. Adıyaman’da amatör kümede oynadım. Üniversitedeyken de okul takımında oynadım. Aynı zamanda iyi bir halk oyucusuyum. Yaklaşık 14 yıl kadar aktif oynadım Adıyaman’da, burada Gazi Üniversitesi’nde. Üniversitede hocayken de Süleyman Demirel Üniversitesi’nde de Halk Oyunları Kulübünü kurdum. Yedi yıldır da Türkiye Halk Oyunları Federasyonu’nun yönetim Kurulu üyesiyim. Özel bir gösteri ekibi hazırlandı. Sayın Başbakanımıza da sunum yapıldı. Sayın Başbakanımız da çok beğendi bunu. Daha da genişletip büyüteceğiz.  Twitter adresim aktif değil. Ben sadece takip ediyorum. Orada tartışmaya girmek tehlikeli. Uzak durmaya çalışıyorum. Facebook sayfam aktif. Bir yeğenim var, bu işlerde biraz kurt, O yapıyor. Ona da ben kızıyorum, bir bürokrat olarak o tür şeylere hala çok alışık değiliz. Belki kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla o tür şeylere pozitif bakmak gerekir.

 KİTAPLAR: BANDROL SATIŞINDA ROMANLAR ÖNDE

Telif Hakları ve sinemayı ayırıp, iki genel müdürlük haline getirdik. En çok eleştirildiğim nokta o zaten. Türkiye’de ilk defa bir bürokrat hakimiyet alanını daraltıp gücünü düşürdü diye eleştirildim. Genelde insanlar hakimiyet alanlarını genişletmek ister. Biz hakimiyet alanımızı yarıya indirdik. İki nedeni var bunun. Bir, telif hakları, uzmanlar tarafından profesyonelce yürütülmesi gereken ve büyüyen bir alan. İki, hak takibi, uluslararası alanda iletişim kurma, bunların yaratıcı ekonomi ile ilgili alanlarının belirlenmesi çok önemli konular. Yeni karekod sistemi getirdik. Bandrolün hangi kitap için alındığı cep telefonuyla görülebilecek. Bizde 300 milyon kadar bandrol satılıyor yılda. Yayıncılar Birliği, 220 milyon Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders kitabı ve 1.5 milyon da Anadolu Üniversitesi kitaplarını ekliyor; yılda kişi başına düşen kitap sayısını 6.7 olarak buluyor. Avrupa’da da böyle hesaplanıyor. Bizde son dönemde bandrol satışında romanlar önde. Onun yanında siyasi içerikli kitaplar önplanda. Muhteşem Yüzyıl dizisiyle beraber Osmanlı ile ilgili kitapların sayısında artış oldu. Trend de önemli işte. Aslında yaratıcı sektörde önemli alanların başında yayıncılık geliyor, 3.5-4 milyar lira civarında ciroya sahip. Türkiye’de turizm geliri 2011’de 24 milyar dolar yani 40 milyar TL, kültür endüstrisinin geliri ise 50-55 milyar TL civarında. Bu alana hitabeden Kültür Bakanlığı’nın bundan sonra yaratıcı ekonomi alanında çok ciddi adımlar atması gerekiyor. Türkiye bu alandaki potansiyelinin yüzde 25’ini kullanmıyor.

 NEMRUT: MALATYA’DAN YOL AÇILMASI OLUMLU

Burada bir pasta varsa bunu büyütmek gerek. Bunun için ortak akıl yürütmek gerekli. Sadece Adıyaman işin içinden çıkamaz. Malatya da işin içinde olsun. Hatta Urfa ve Gaziantep de olsun. Tek bir yere turist akını getiremezsiniz. Pazarlayabilmeniz, insanların gelebileceği noktalar olması gerekiyor. Malatya-Adıyaman kavgasına yerel siyasetin güncel şekli olarak bakıyorum. Bunun üzerinden piar yapmaya bakıyorlar. Malatya tarafından yol açılması bence olumlu bir gelişme. Bakanlık zaten sınırları belirlemiş, orası hem Milli Park, hem de koruma bölgesi ilan edilmiş. Orada iki sistem var, ikisi de işliyor. En son tartışma, Malatya Valiliği’ne Nemrut tepesine 4 Km. mesafede doğal koşulları da bozmadan bir otel yapması için izin verilmesiyle başladı. Sayın Valimiz geldi, sayın bakana, bana da anlattı. Adıyamanlı olunca ister istemez ben de ilgileniyorum böyle projelerle. O projenin Adıyaman’a destek çıkacağına inanıyorum.  Orada konaklayacak kişi, aşağıya Adıyaman tarafına da iner. Eski Kahta kalesinden tutunuz, Cendere köprüsü gibi gezilecek çok yer var.

FARUK BİLDİRİCİ/HÜRRİYET PAZAR/ 8 TEMMUZ 2012


 
MUAMMER GÜLER
HÜSEYİN AYGÜN
METİN KAÇAN
HAKAN FİDAN
AYKUT KOCAMAN
ÖZAL AİLESİ
AHMET ALTAN
ÖMER DİNÇER
MEHMET NİHAT ÖMEROĞLU
SALİH MEMECAN
FAZIL SAY
ŞEMDİN SAKIK
ALAADDİN YÜKSEL
RECEP GÜVEN
ABDULLAH AVCI
SAMET GÜZEL
OSMAN CAN
SIRRI SAKIK
MEHMET TERZİ
HAKAN EVRENSEL
ERŞEN SANSAL
ŞENGÜL HABLEMİTOĞLU
ABDURRAHMAN ÇELİK
AZİZE SİBEL GÖNÜL
GÜLTEKİN UYSAL
ALPER TAŞ
AYLİN NAZLIAKA
RAHMİ SALTUK
FATİH ERBAKAN
ZEYNEP ALTIOK AKATLI
MÜYESSER YILDIZ
CEVDET ERDÖL
VELİ AĞBABA
MURAT BAŞESGİOĞLU
AYGÜN ATTAR
ÖMER TAŞLI
ERGİN CİNMEN
NEVİN ERGUN
YAŞAR SEYMAN
ÖMER ÖZKAN
MUSTAFA BALBAY
KORAL ELÇİ
TOLGA İSLAM
AYHAN SEFER ÜSTÜN
SACİT KAYASU
TOLGA ÇANDAR
HAKAN KUTLU
BİLAL MACİT
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL
BURHAN SÖNMEZ
ZİYA HALİS
ŞENOL BAL
ERİŞ BİLALOĞLU
MUHARREM İNCE
TURAN EROL
ERTUĞRUL SAĞLAM
YAKUP BİLGE
LEVENT KAZAK
METİN FEYZİOĞLU
ASIM GÜZELBEY
AYLA AKAT ATA
YÜCEL KANPOLAT
BİRGÜL AYMAN GÜLER
KEMAL ÖZTÜRK
HASAN GERÇEKER
ARTUN ÜNSAL
RENGİM GÖKMEN
SEMİH GÜMÜŞ
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU
SEVGİ ÖZEL
ORHAN GAZİ ERTEKİN
SALİH BEZCİ
TUĞRUL TÜRKEŞ
MÜFİT ÖZDEŞ
ZAFER ÜSKÜL
OĞUZHAN MÜFTÜOĞLU
AZİZ KOCAOĞLU
HÜSEYİN ANGOLEMLİ
TAYFUN ACARER
ZELİHA BERKSOY
İREM ÇİÇEK
MUZAFFER İLHAN ERDOST
ALİ FAHİR KAYACAN
ÜMİT ŞAHİN
KÜÇÜK İSKENDER
YILMAZ BÜYÜKERŞEN
IŞIL KARAKAŞ
ALİ NESİN
ZEKİ DEMİRKUBUZ
TARIK ZİYA EKİNCİ
EGEMEN BAĞIŞ
LEMİ BİLGİN
MEHMET EROĞLU
CEMAL TALUĞ
MEHMET GÖRMEZ
İONNA KUÇURADİ
YALÇIN GÖKÇEBAĞ
ALİ EROL
ÜMİT KOCASAKAL
NURCAN TAYLAN
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr