1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 AZİZE SİBEL GÖNÜL
 01 Temmuz 2012, Pazar
 

KÜRTAJA DA KARŞIYIM YASAKLANMASINA DA

AKP’nin Kocaeli milletvekili Azize Sibel Gönül, kadınlara karşı ayrımcılıkla mücadele eden TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun başkanı. Komisyonda yasalardaki eşitlikçi olmayan ifadeleri ayıklamak içi girişimlerde bulunuyor, sorunlara ilişkin raporlar hazırlıyorlar. En çok yankı bulan faaliyetleri, kadın yerine “bayan” denilmesine karşı verdikleri mücadele oldu.

 DOĞRUSU: BAYAN DEĞİL KADIN DENİLMELİ

Dünya literatüründe kadın erkek deniyor. Dolayısıyla bu dili kullanmak gerekiyor, bayan ve erkek değil; kadın ve erkek. Kanunlarda, medyada da bu dilin yer alması gerek. Bay ve bayan hitap şekli, kadın ve erkek cinsiyetin ifadesi. Doğru yerde, doğru terminoloji kullanmak önemli. Bunu sağlamak için çalışıyoruz. Komisyon olarak Meclis Başkanı Cemil Çiçek ile bir kahvaltı yapmıştık, orada gündeme geldi bu konu. Cemil Bey hemen Meclis tuvaletlerinin kapısından Bayan yazılarını kaldırıp kadın tabelalarını koydu. Komisyon üyelerimiz başka komisyonlarda da görev alabiliyorlar. Kanunlarda bu tür ifadeler görürlerse görüşlerini dile getiriyorlar. Komisyonu da bu konuda sürekli bilgilendiriyorlar. Silahlı Kuvvetler personel kanunundaki bayan ifadesinin kadın ile değiştirilmesi de yine üyelerimizin girişimiyle Milli Savunma Komisyonu’nda oldu. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın adından kadının çıkarılması konusunda sayın bakanımız çok net konuştu.  “Ben kadınların bakanıyım” dedi. İşin şekli çok önemli değil. Neticede yaptığınız uygulamalarda bu eşitliği sağlama adına netice almanız önemli. Şekle takılmayın. Doğru söylüyorsunuz, o isim de olmalı ama olmadı diye de yapılacak çalışmaları gölgelememek lazım.

 TÜRBAN: KADIN MİLLETVEKİLİ KIYAFETTE ÖZGÜR OLMALI

İçtüzük değiştirilerek Meclis’te kadın milletvekillerinin pantolon giyme yasağı kaldırılıyordu. Konu başörtüsüne geldi, orada grupların bir uzlaşması olmadığı için gündemden düştü. Ama sonunda bir içtüzük değişikliği yapacağız. Kadın milletvekillerinin bence pantolon giyebilmeleri gerekir. Kıyafetle ilgili böyle bir yasağın olmaması gerekir. Kıyafetle ilgili bir sınırın, yaşam tarzının Mecliste yer almamasını ben anlayamıyorum. İnsanların pantolon giyebilme özgürlüğü de olabilmeli, başörtüsü takma özgürlüğü de olabilmeli. Bunlar takılıp kaldığımız konular. Aslında insanların kıyafetlerinden dolayı birtakım özgürlüklerinin kısıtlanması anlaşılır bir şey değil. Bunlar Türkiye’nin aşması gereken konular. Bunları tabu haline getirdiğinizde işin çözümsüzlüğü çok daha büyüyor. Halbuki her şeye insan hakları çerçevesinden bakılırsa çok daha kolay aşılır. Mecliste başörtülü kadın milletvekili olmasına fiilen bir engel yok aslında. Yasal bir düzenleme yok. Anayasa aile ilgili alt komisyon raporumuzda başörtüsü konusunda şu var; ayrımcılık yasağı başlığı altında geçirdik onu. “Ayrımcılık maddesinde dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep, kültür, etnik köken ve benzeri sebeplerin yanı sıra kadınlarla ilgili olarak toplumsal cinsiyet, hamilelik, medeni durum ve kıyafete dayalı dolaylı ve doğrudan ayrımcılık yapılamayacağının belirtilmesi” isteniyor.

 SEZARYEN: KÜRTAJA DA KARŞIYIM YASAKLANMASINDA DA

Sezaryen ile kürtajı ayırmak lazım. Sezaryen, doğru bir konu. Türkiye’de yüzde 40’lar seviyesinde. Türkiye, dünya ortalamasına çekilmek zorunda. Sağlıklı ve doğal olan sezaryenin tıbben gerekli durumlarda yapılması.  Kadının sağlıkta suistimal edildiği bir alandır burası. Bu suistimallerin önüne geçilmesi için Sağlık Komisyonu Başkanımız Dr.Cevdet Erdöl bir düzenleme yaptı.Tabii yasaya gerek olmayabilirdi. Kürtaj daha farklı. Kendim kürtaja karşıyım. Yasaklanmasına da karşıyım. Hiçbir kadının bu konuda vicdanen rahat bir şekilde kürtaja gittiğini söylemek mümkün değil. Bu konu tartışılınca bunun bir doğum kontrol yöntemi olmadığı algısı yerleşti kamuoyunda. Kürtaj sadece kadınların sorumlu olduğu bir alan değildir. Aile planlaması, üreme sağlığı noktasında değerlendirilip doğum kontrol yöntemi olmadığının bilinmesi önemliydi. Tartışmalarla bunu sağladık. Üç bakanlığın yaptığı bilimsel ve teknik çalışmada vicdani olarak tam da böyle olması gerek denilecek bir rapor hazırlandı. Bu rapor Bakanlar Kuruluna sunulup orada değerlendirilecek. Sağlık Bakanı’nın sürelerle ilgili bir değişiklik yapacağını düşünmüyorum. Koşullarla ilgili düzenleme olabilir. Anne ve bebek ölümlerinde bizi geriye götürecek bir çalışma olmaz. Kürtaj yasağının getirilmesinin anne ve bebek ölümlerini artıracağını düşünüyorum. Bence kürtajın hem güvenilir, hem ulaşılabilir olması ve nadir kullanılan bir yöntem olarak uygulamasına devam etmesi gerekir.

 İZMİT: GEMİ MÜHENDİSİ OLMAK İSTEMİŞTİM

İstanbul’da doğdum. Babam devlet memuruydu, bir yıl sonra Deniz Nakliyat İzmit acentasını kurmakla görevlendirildi. Çekirdek aile olarak İzmit’e taşındık. İzmit akrabalarımız olan bir yer değildi. 67 senesinden beri İzmit’te yaşıyorum. İlk, orta ve liseyi orada okudum. Üç kardeşiz, en büyükleri benim. Demokratik bir ailede büyüdüm, kız erkek ayrımı olmadı. İlkokulda üçüncü sınıfa kadar öğretmenim aynı zamanda komşumuzdu. Üzerimde emeği çoktur. İyi bir öğrenciydim. Folklor ve masa tenisi ile ilgilendim lisede. Babam bir masa tenisi yaptırmıştı. Kocaeli, iki denizi olan bir il. Hem Karadeniz’e, hem de İzmit Körfezine kıyısı var. Yazları da sürekli bir sahil beldesinde geçirirdik. Ulaşlı diye Gölcük’e bağlı bir beldemiz vardı. Babam akşamları vapurla gelirdi. Yazları da çok güzel, doğayla içiçe bir çocuk geçirirdik. Denize de giriyorduk, bağlara çıkarken ata binebiliyorduk. Çocukken hayal kurmayı seviyordum herhalde. Hayal kurmamı sağlayacak kitapları tercih ederdim. Bir de ne, ne zaman nerede olmuş onu merak ederdim. Ansiklopediler, Milliyet Çocuk, Doğan kardeş dergileri vardı o zaman. Çocukluğumda rol modelim babamdı daha çok. Evlendikten sonra annem oldu. Öğretmenlerimin de çok etkisi oldu. Bizim dönemimizde okul eğitimi, öğretmenlerin kalitesi çok iyiydi. Liseden 83 mezunuyum, o yıl lisemizdeki bütün mezunlar üniversiteyi kazandı. Ortaokuldayken mimarlığı istiyordum. Lisede bilgisayar mühendisliği ve gemi inşa mühendisliği daha ağır bastı.  Anne ve baba tarafım Karadenizli. Ama 30’lu senelerde gelmişler. Bir amcam, bir kuzenim kaptandır. Kayınpederim de denizci. Sonra gemi inşayı yazmadım, babam “Belki zorlanabilirsin” dedi. Onun üzerine yine mimarlığa döndüm.

 MİMARLIK: BİZİM BİNALAR DEPREMDE GÖREVİNİ YAPTI

Üniversiteyi, İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde okudum.1987 mezunuyum. Mimarlığı, 2007 senesine kadar severek yaptım. İyi de bir mimardım. Okul bitince bir sene İstanbul’da bir büroda çalıştım. Aslında yüksek lisans yapmak istiyordum. Fakat girdiğimiz sınavda ben tercih ettiğim bilim dalının sorularını yaptım. Meğer hepsini yapmak gerekiyormuş, öyle bir talihsizlik oldu. Part time çalışmayı düşündüğüm iş full time işim oldu. Üç kız arkadaştık. Bir sene sonra artık İstanbul’un bizi yorduğunu fark ettik. Ailemin yanında bildiğim çevrede işimi daha rahat yapabileceğimi düşünerek İzmit’e döndüm. İki sene orada çalıştıktan sonra kendi ofisimi açtım. Eşim de mimar. Aynı okuldanız ama okul bittikten sonra tanıştık. Evlendikten sonra eşimle şirket haline getirdik. 2007’de siyasete girene kadar serbest mimar olarak çalıştım. İlk projem, kendi evimiz. Maşukiye, Kartepe’nin eteklerinde, göl kenarında güzel bir beldedir. Eşimin ailesi mübadele döneminde gelmiş, Çerkes Kafkas kökenliler. 130 senelik bir evleri var Maşukiye’de. O evin bahçesine bir ev yapmak istedi eşimin ailesi. Eşim proje hazırlamak istedi daha nişanlıydık o zaman. Baktım zorlanıyor, “Sen bana bırak” dedim. Ben çizdim, inşaatı da kendi yaptı. İlk eserimiz o oldu. Ardından hafta sonu evleri gibi villalar yaptık. Otoyol yeni bitmişti, İstanbul’dan çok rağbet vardı bu tür evlere. 99 Depremi bizim için de bir milat oldu. Depremde eşim kardeşini kaybetti, biz arkadaşlarımızı kaybettik. Büyük üzüntüler, büyük travmalar yaşandı. Bizim binaların hepsi görevini yaptı. Ama tekrar aynı sıkıntıların yaşanmaması konusunda bir mücadele vermem gerektiğine inandım. Depremle birlikte sektör durağanlaşınca altyapıya ağırlık verdim. Benim de dönüşüm yapmamı sağladı deprem. İzmit’te özel bir hastane yaptım önce. Sağlık yapıları devam etti. Acıbadem, Dünyagöz gruplarına binalar yaptım.

 SİYASET: SOSYAL DEMOKRAT BİR YAPIDA DURUYORDUM

Deprem sırasında Mimarlar Odası’nda genel sekreterdim. Ben her zaman halkın önündeki engellerin, sıkıntıların aşılması konusunda daha toplumdan yana belki daha çok sosyal demokrat olarak görünen bir yapıda duruyordum. Ama bir yandan da kültürel mirasın korunması konusunda da Türkiye’nin çok sıkıntılı bir ülke olduğunu düşünenlerdenim. Daha önce bir siyasi faaliyetim olmadı. Siyaseti her insan gibi takip ettim ama aktif olarak bir yerde siyaset yapmadım. 2001’de bir gün şu an Sanayi ve Teknoloji Bakanı olan Nihat Ergün, üniversiteden bir mimar arkadaşımla büroma geldiler. Kocaeli’de Ak Parti il teşkilatının kurulacağını söylediler, “Bu hareketin içinde olmak ister misiniz?’ diye sordular. Tüm siyasi partilerin faturasının aynı anda kesildiği, siyasetin kirlendiği bir dönemde yeni bir siyasi hareketin olmasının Türkiye’nin önünü açabileceğini düşündüm. Önce aile meclisi ile konuştuk. Eşim çok destekledi bu konuda. Öylece kurucu il yönetim kurulu üyesi oldum. Kurucu Kadın Kolları Başkanı olarak çalıştım. 2002 senesinde erken seçim kararı alınınca aday oldum. Siyasette çok yeniydim ama siyasetin eski isimlerinin de olduğu ve 46 kişinin katıldığı temayül yoklamasında altıncı çıktım. Teşkilat sağduyulu davrandı. Emeğimin karşılığını bulduğunu görünce “Ben doğru bir yerdeyim” dedim. Aday gösterilmememe rağmen çalışmalarıma aksatmadan devam ettim. İl Sekreteri olarak devam ettim seçimden sonra. 2007 seçimlerinde de tekrar aday oldum, milletvekili seçildim.

 HEDEF: SİYASETTE ZEMİN ÇOK KAYGAN

Ama siyasette bir hedef koymak çok kolay değil. Çünkü zemin çok kaygan. Bu kaygan zeminde hedef tutturmak kolay bir şey değil. Siz çalışır, işinizi en iyi şekilde yaparsanız emeğiniz zayi olmaz. Dolayısıyla hedef koymaktan ziyade çalışmayı daha çok önemsiyorum. Her zaman şuna inandım, milletvekilliği beyaz eldiven gibi çabuk kirlenebiliyor. Onun kirlenmemesi için büyük özen gösterdim, göstermeye de devam edeceğim. Sorununa çare bulduğunuz bir vatandaşın “Allah razı olsun” demesi, bütün yorgunluğunuzu alıp götürüyor. Ulvi bir görev milletvekilliği. Çocuklar, Ankara’dalar. Büyük bu sene üniversite sınavına girdi. Küçüğü yedinci sınıfta. Bu tempoya alıştılar. Ben zaten çalışan bir insandım. Dolayısıyla günü planlamak zorundasınız. Onlarla ayırdığınız vakti iyi geçirdiğinizde çok sorun olmuyor. Bir yandan da kendi sorumluluklarını almaları konusunda katkı sağladı. Depremin bana yaşattığı şeylerden en önemlisi, “Herşey bir anda yok olabilir ve hiçbir şey olmadan hava-su-toprak ile hayatını devam ettirebilmelisin, tek başına da kalsan doğadan beslenmeni sağlayarak yaşayabilmelisin” düşüncesiydi. Çocuklarımın da o yapıda olmasını sağlamaya çalıştım. Başardım mı onu zaman gösterecek.

 İHTİYAÇ: YEREL SİYASETTE KADIN AĞIRLIĞI ARTMALI

Seçim kampanyası sırasında kadınların, bir kadın milletvekilini ne kadar arzu ettiklerini gördüm. Toplumun yarısını oluşturan kadınların sesi olabilmenin, onların sıkıntılarına çözüm üretebilmenin önemini anladım. Parlamentodaki kadın oranında dünya ortalaması yüzde 19’lar civarında. Türkiye’de,  2002’de yüzde 4, 2007’de yüzde 9’du, şimdi yüzde 14’ler seviyesine geldi. Bu oranın daha da artması gerek. Kadınlar artık bu alanı talep ediyor. İhtiyacımız olan şu anda özellikle yerel siyasette kadının varlığını artırmak. Yerel siyasette maalesef kadın oranı yüzde 1-2’lerde. Mecliste geçen dönem kendi alanımla ilgili çalıştım. Bayındırlık İmar Komisyonu’na görev aldım, sözcülük yaptım. Afet yasası ve Kentsel dönüşümle ilgili kanunların çalışmalarına katıldım. Deprem Araştırma Komisyonu ile Spor Araştırma Komisyonu’nda da çalıştım. Daha çok sporda şiddet konusuna ağırlık verdik bu çalışmada. Bir önceki dönemde de sporla ilgili komisyon kurulmuş, onlar daha çok şike konusuyla ilgilenmiş. Öbür taraftan Grup Yönetiminde yer aldım. Geçen dönem parlamentoda hiç devamsızlığı olmayan vekillerden birisiyimdir. Grup Yönetimi olarak, milletvekillerimizin genel kurulda bulunmalarını takip ettik, gelecek kanunları çalışıp takip ettim. Çok önemli bir tecrübe oldu. Öbür taraftan da Genel Merkez Kadın Kolları MYK’sına seçildim. Sonra da Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı olarak Fatma Şahin’in yardımcılığı görevinde bulundum. Dört sene kadar beraber çalıştık. Kadınla ilgili teşkilatlanma ve kadına yönelik politikaların belirlenmesi çalışmalarımız oldu.

 FIRSAT EŞİTLİĞİ : ARKA SAYFA GÜZELİ AYRIMCILIK

TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, 2009 yılında kuruldu. Komisyonumuz 26 üyeden oluşuyor. Altısı erkek, 20’si kadın milletvekili. 2000’li yıllardan bu yana Türkiye’nin mevzuatında kadın erkek eşitliğini garanti altına almak ve kadına karşı ayrımcılık yapılmamasını sağlamak üzere düzenlemeler yapıldı. En önemli çalışmalardan biri, bu toplumsal cinsiyet eşitliğinin yaygınlaştırılması projesi. Bölge toplantıları düzenliyoruz. O bölge ile ilgili bir eylem planı ortaya koyacağımız ve sonunda bir raporlama yapacağımız bir çalışma bu. En azından gittiğiniz bölgede farkındalık yaratıyorsunuz. Medya da toplumsal cinsiyet eşitliğinde önemli etkenlerden biri. O konudaki alt komisyon raporumuz da tamamlandı. Medyanın bu konudaki duyarlılığı, cinsiyet eşitliğini sağlamada çok önemli bir unsur. Arka sayfa güzeli de eşitsizliği sağlayan bir uygulama. Daha önce kadına yönelik şiddet, eğitimde kız çocuklarının okullaşması, mobbing, geleneksel evliklerde yapılan baskılar ve erken evlilikler konularında raporlar hazırlamıştık. Önümüzdeki dönemde de toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasıyla ilgili bütçeleme modeli konusunda bir alt komisyon kuracağız. Bu komisyon içerisinde istihdam, şiddet, eğitim alanlarıyla ilgili daimi çalışma grupları olacak.

 KADINA ŞİDDET: SALGIN HASTALIK GİBİ BULAŞICI

Evet, kadına karşı şiddetin önlenmesi kanununu çıkardık. İstanbul sözleşmesi, dünyada kadına şiddetle ilgili tek uluslar arası sözleşme. Bu Türkiye’de imzalandı, parlamentosunda ilk onaylayan ülke de Türkiye oldu. Bu çok önemli. Yasalar haricinde de kadına, çocuğa, sağlık çalışanına yönelik davranış kalıplarının düzeltilmesi, zihinsel dönüşümü sağlayabilmek için bıkmadan çalışmak gerekiyor.  Bu tür davranış kalıplarının geriye dönme riski her zaman vardır. Ayrıca bu tür davranış kalıplarını salgın hastalık gibi bulaşıcı görüyorum ben. Siz her ne kadar öğretmeseniz, bu davranış kalıplarını göstermeden büyütmeye çalışsanız da televizyonlarda, prime time haberlerinde görebiliyor. Her kesimin katkı koyması ve topyekün bir mücadele gerekiyor. Yaptığımız bölge toplantılarında şunu gördüm; hem Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, hem de İçişleri Bakanlığı, alanda yasanın uygulanması ve koruma talepleriyle ilgili eğitim çalışmaları veriyor. Çünkü uygulayıcıların da bu konuda duyarlı hale gelmesi çok önemli. Bize de dilekçeler geliyor.

 HAYDİ KIZLAR:  OKULLAŞMADA KIZLAR AYNI SEVİYEYE GELDİ

Türkiye, kadın orgeneral ya da Genelkurmay Başkanı görecek mi, bilemiyorum. Önce Milli Savunma Bakanı yapalım, bakanlıklardaki kadın sayısını artıralım. İnşallah diğer alanlarda da bunlar olabilir. Önümüzdeki dönemlerde kadın meclis başkanı da olabilir. Baktığınızda İspanya’da hamile bir Savunma Bakanı’nın olması önemlidir, bu algı oldukça oluşuyor. Geçenlerde bir uluslararası toplantı gerçekleştirdik, dünyanın her kıtasından, her ülkesinden eşitlik komisyonları başkanları ya da bakanları düzeyinde bir toplantıydı. Ülkenin ismini söylemeyeyim ama o ülkede daha çok kadınlar özellikle yönetici konumunda yer aldıkları için kız çocukların hepsi başkan, yönetici olmak istiyormuş. Erkek çocuklarının öyle bir derdi yok. Öyle model görmedikleri için öyle bir hedef koymuyorlar. Bizde de örnekler çoğaldıkça algılar değişecek. Türkiye’de, kız çocuklarının okullaşma oranı “Haydi kızlar okula” kampanyası sayesinde erkek çocuklarla aynı seviyelere geldi. Ortaöğretimde fark var, onun kapatılması için tedbirler alınıyor. Her şehirde üniversite kurulması ile birlikte kız çocuklarının yüksek öğretime gitme oranında da iyileşmeler oldu. Eğitim konusundaki çalışmalar meyvelerini verdi. Cinsiyet eşitliğinde erkeklerin de sürece dahil olması gerekli. Erkekler olmadan olmaz.

TAKİP: ANAYASANIN DİLİ EŞİTLİKÇİ OLMALI

Bir yandan yeni kanunları toplumsal cinsiyet eşitliği açısından takip ederken bir yandan da eski kanunlarımızda ayrımcılık içeren ya da eşitsizliğe neden olacak düzenlemeler varsa onların ayıklanmasına çalışıyoruz. Kanun taraması yapıyoruz. Anayasada kadın erkek eşitliğinin sağlanması konusunda yapılacakların belirlenmesi için bir alt komisyon kurduk. “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği açısından Anayasa” dedik. Alt Komisyon raporumuzu tamamladık. Raporumuzu, Meclis Bakanlığı’na ve Uzlaşma Komisyonu’na gönderdik. Hem Anayasanın dili konusunda hem eşitlik, hem ayrımcılık yasağı, geçici ve özel önlemler, gözetim mekanizmaları, çalışma hayatı, şiddetin önlenmesi ve uluslar arası anlaşmaların uygulanması konusu önplana çıktı. “Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurumu” ile “Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Kurumu” kurulması gibi önerilerimiz var. Öbür tarafta herkes, bireyler, vatandaşlar ifadelerinin yerine kadınlar ve erkekler ibaresinin kullanılmasının yararlı olacağının altını çizdik.Anayasa yazımında da kadınlara ve erkeklere eşit yaklaşan tarafsız bir dilin tercih edilmesi, bireylere ve gruplara gönderme yaparken kadınlar ve erkekler ifadesi kullanılması cinsiyet eşitliğine dair zihinsel kalıpların dönüştürülmesine katkı sağlayacaktır. 60’dan fazla sivil toplum kuruluşuyla, üniversitelerle, bakanlıklardan gelen yetkililerle toplantılar yapılmış, görüşleri alınmıştır.

 İSTİHDAM: BİR ÇOCUĞUM DAHA OLSA YİNE İŞİMİ YAPARDIM

Türkiye’de cinsiyet eşitliği konusunda hukuki olarak belki yapacak çok bir şey olmasa da alanda bunu sağlamak konusunda çalışmaya ihtiyaç var. Dünyadaki her on işçiden sadece dördü kadın. Türkiye’de yüzde 30’lar seviyesine geldi. Türkiye Ulusal İstihdam Stratejisini hazırlıyor. Kadın istihdamının artırılması önerilerimizi sunduk. Bunun da takipçisiyiz. İstihdam konusunda da devlet önemli teşvik kararları aldı, projeler uyguluyor. Kadının ucuz işgücü olmadan insana yaraşır bir ücretle çalıştırılması da önemli. Kadını, verimlilik, karlılık ve üretkenliği artıracak, kalkınma beklentilerini ilerletebilecek bir unsur olarak görmemiz gerekiyor. Kadının çalışma hayatı ile ilgili kolaylaştırıcı unsurlara ihtiyaç var. Kreş imkanı sağlanmasından, doğum iznine, erkeğin de doğum iznini kullanmasına kadar hayata geçirilecek, düşünülecek birçok nokta var.  Bu alanda gidilmesi gereken yol var. Benim iki çocuğum var, bir çocuğum daha olsa yine işimi yapardım. İmkanı olan ailelerin bu konuda duyarlı olması önemli. Türkiye’nin genç ve dinamik nüfus özelliğini kaybetmemesi gerekiyor. 

FARUK BİLDİRİCİ/HÜRRİYET PAZAR/ 1 TEMMUZ 2012


 
MUAMMER GÜLER
HÜSEYİN AYGÜN
METİN KAÇAN
HAKAN FİDAN
AYKUT KOCAMAN
ÖZAL AİLESİ
AHMET ALTAN
ÖMER DİNÇER
MEHMET NİHAT ÖMEROĞLU
SALİH MEMECAN
FAZIL SAY
ŞEMDİN SAKIK
ALAADDİN YÜKSEL
RECEP GÜVEN
ABDULLAH AVCI
SAMET GÜZEL
OSMAN CAN
SIRRI SAKIK
MEHMET TERZİ
HAKAN EVRENSEL
ERŞEN SANSAL
ŞENGÜL HABLEMİTOĞLU
ABDURRAHMAN ÇELİK
AZİZE SİBEL GÖNÜL
GÜLTEKİN UYSAL
ALPER TAŞ
AYLİN NAZLIAKA
RAHMİ SALTUK
FATİH ERBAKAN
ZEYNEP ALTIOK AKATLI
MÜYESSER YILDIZ
CEVDET ERDÖL
VELİ AĞBABA
MURAT BAŞESGİOĞLU
AYGÜN ATTAR
ÖMER TAŞLI
ERGİN CİNMEN
NEVİN ERGUN
YAŞAR SEYMAN
ÖMER ÖZKAN
MUSTAFA BALBAY
KORAL ELÇİ
TOLGA İSLAM
AYHAN SEFER ÜSTÜN
SACİT KAYASU
TOLGA ÇANDAR
HAKAN KUTLU
BİLAL MACİT
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL
BURHAN SÖNMEZ
ZİYA HALİS
ŞENOL BAL
ERİŞ BİLALOĞLU
MUHARREM İNCE
TURAN EROL
ERTUĞRUL SAĞLAM
YAKUP BİLGE
LEVENT KAZAK
METİN FEYZİOĞLU
ASIM GÜZELBEY
AYLA AKAT ATA
YÜCEL KANPOLAT
BİRGÜL AYMAN GÜLER
KEMAL ÖZTÜRK
HASAN GERÇEKER
ARTUN ÜNSAL
RENGİM GÖKMEN
SEMİH GÜMÜŞ
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU
SEVGİ ÖZEL
ORHAN GAZİ ERTEKİN
SALİH BEZCİ
TUĞRUL TÜRKEŞ
MÜFİT ÖZDEŞ
ZAFER ÜSKÜL
OĞUZHAN MÜFTÜOĞLU
AZİZ KOCAOĞLU
HÜSEYİN ANGOLEMLİ
TAYFUN ACARER
ZELİHA BERKSOY
İREM ÇİÇEK
MUZAFFER İLHAN ERDOST
ALİ FAHİR KAYACAN
ÜMİT ŞAHİN
KÜÇÜK İSKENDER
YILMAZ BÜYÜKERŞEN
IŞIL KARAKAŞ
ALİ NESİN
ZEKİ DEMİRKUBUZ
TARIK ZİYA EKİNCİ
EGEMEN BAĞIŞ
LEMİ BİLGİN
MEHMET EROĞLU
CEMAL TALUĞ
MEHMET GÖRMEZ
İONNA KUÇURADİ
YALÇIN GÖKÇEBAĞ
ALİ EROL
ÜMİT KOCASAKAL
NURCAN TAYLAN
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr