1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 ALPER TAŞ
 17 Haziran 2012, Pazar
 

VATAN SOL OLSUN

ÖDP cephesinde umutlar yeniden yeşerdi. Nedeni de ortak eylemler düzenledikleri, Avrupa Sol Partisi içerisinde ittifak yaptıkları Syriza’nın Yunanistan seçimlerinden oy patlamasıyla çıkması. “Syriza başardı, biz neden başaramayalım” havası, ÖDP’nin geçen hafta yaptığı kongreye de yansıdı. Yeniden genel başkan seçilen Alper Taş, kongrenin ardından Atina’ya giderek Tsipras’ı kutladı ve Syriza’nın mitingine katıldı. Şimdi o da heyecanla bekliyor Yunanistan’da bugün yenilenen seçimin sonucunu.

 ÜNİVERSİTE: BİZ HER BAHAR CEZAEVİNE GİRERDİK

Rize’nin Pazar ilçesindenim. Bizim Pazar’da, Lazlar ve Hemşinler vardır. Ben de Hemşin kökenliyim. Liseyi bitirene kadar oradaydım. Biz çayı çok severiz. Tezgahtan hemen sıcağı sıcağına düşen, paketlenmemiş çaya, elek altı çayın tadı bambaşkadır. Siyasi olarak da canlı bir yerdir Doğu Karadeniz. Tayyip Erdoğan, Mesut Yılmaz da oradan. Sol siyaset açısından önemli isimler Laz İsmail, Cihan Alptekin var. Aynı zamanda şu an içerde olan Mehmet Haberal’ın da köylüsüyüm, aynı köydeniz. Fakat hiç yüzyüze gelip konuşmuş değiliz. Oğlu Kemal ile aynı dönemde üniversitede okuduk, iki üç ay aynı evi de paylaştık.  Sonra 85 yılında İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nu kazandım. Şimdi İletişim Fakültesi oldu. 91’de mezun oldum. Aradaki kesintilerin nedeni her yaz bizi gözaltına almaları. Biz her bahar aşık oluruz hikayesi, biz de her bahar cezaevine girerdik. Üç ay yazı cezaevinde geçirir sonbahara doğru çıkardık. Baharlar hareketli oluyor, Türkiye solunun tarihi açısından önemli tarihler. 28 Nisan 88’de polis baskısına karşı polisin iteklemesiyle bir işgal eylemi gerçekleşti rektörlük binasında. Orada ilk kez tutuklandım. 89’daki kanlı 1 Mayıs’ta da tutuklandık. Siyasi mahkumların özgürlük için cezaevlerinde tünel kazdıkları dönemlerdi. 89’da tutuklandığımızda siyasi mahkumların yanına koymalarını istedik. “Oraya gönderemeyiz, her tarafı kazmışlar” dediler. Her siyaset birbirinden gizli ayrı tünel kazmış, sonra çakışmışlar, ortak kazmaya devam etmişler. Köstebek gibi altını oymuşlar cezaevinin. Sonra tünel patlayınca bu kez baskılar artmış. Baskılara karşı ben de açlık grevine katıldım.  1Aralık 89’daki okul işgalinde davanın bir numaralı sanığı olarak yargılandık. O tarihli Hürriyet gazetesi beni birinci sayfaya koymuştu “İşte öğrencilerin elebaşısı” diye. Sonra beraat ettik.  Bir de Ağca’yı, Kadıköy adliyesinde protesto eden 3-4 kişinin arasındaydım. Kadıköy’e giderken dediler ki, “Ağca burada mahkemede”. Biz de dayanamadık, “Ağca ve arkasındaki katiller hesap versin” diye protesto ettik. Öyle ufak tefek gözaltılarımız oldu. Şu an parti başkanı olmanın rahatlatıcı imkanlarından yararlanıyoruz. Ama o da her zaman işe yaramıyor. Oda tv duruşmasına girmem olay olmuştu. Takmıyorlar, bugün Türkiye’de parti başkanı olmak bir şey ifade etmiyor. Parti başkanlarının özel hayatları bile izleniyor. Kimsenin yeri garanti değil, kimin ne olacağı belli olmaz Türkiye’de.

 MESLEK: PROFESYONEL DEVRİMCİLİK DÜŞTÜ BANA

Devrimci olmak bir tür vicdan sahibi olmaktır. O fikirleri edindikten sonra o fikirler beni sürükledi, o sürüklemeden pişmanlık duymuyorum. Sadece futbolu severdim, futbol oynardım. Pazarspor’da stoper olarak oynadım, transfer teklifi de vardı. Ama üniversiteyi kazanınca Okmeydanıspor’a geldim. Orada oynarken Zeytinburnuspor’dan transfer teklifi gelmişti, tutuklanınca kaldı tabii. Devrimcilik süreci futbolculuğumu engelledi. O süreçte futboldan harçlığımı çıkarıyordum. Kadırga Öğrenci Yurdunda kalıyordum. Okuldan sonra bir dönem pazarlamacılık yaptım. Beykoz’a gittim, oraya yerleştim. Halkevi’nde çalıştım. Gençlerle birlikte Çaydanlık diye bir kültür sanat derneği kurduk. Oranın yerel sorunlarına sahip çıktık. 96’da ÖDP kurulunca Beykoz İlçe yöneticisi oldum. Son dönemde Birgün gazetesine danışmanlık türü katkım oluyor. Hayatı başka türlü kazanma değil de işbölümü gereği devrimci bir siyasi çalışma düştü bana. Doğrusunu söylemek gerekirse eski tabirle profesyonel devrimci oldum. Yani dayanışma ağıyla yaşadım. Hala daha böyle. Onun dışında bir mesleğim olmadı.

 BABAM: İMAM HATİP’TEYKEN DEVRİMCİ OLDUM

Eski genel başkanım Hayri Kozanoğlu beni takdim ederken “Tayyip Erdoğan Rizeli ise Alper de Rizeli. O Kasımpaşalı ise Alper, Okmeydanılı. Alper de imam hatipli, uzun boylu, o da futbolcu” demişti. O manada denge var aramızda ama çok da farklıyız. Doğrudur, ilkokulu bitirdikten sonra İmam Hatip’in ortaokul kısmından başladım. Beş kardeştik, babamın muradı birimizin iyi bir din hocası olmamızdı. Ama beşi de hoca olmadı. Babamın talebini kırmadım ama İmam Hatip’e gitmekten ürkmedim de. Zamanla İmam Hatip’teki tablo ile benim fikirlerim arasında çelişkiler çıkmaya, derslerde tartışmalara başladım. Bir dersteki tartışmada alt yapı üst yapı kavramlarını kullandığım için öğretmen beni babama şikayet etti. “Senin çocuk komünist oluyor” dedi. Tabii babam da bendeki değişimi görüyordu. Cumhuriyet alıp okuyordum. Babam Adalet Partili’ydi. Hatta en küçük kardeşimin adını Demirel koydu. Gerçi o da adını sonra değiştirip Akın yaptı. Babam eve Tercüman alırdı, gözleri de çok iyi görmediği için bana okuturdu. Rauf Tamer, Ahmet Kabaklı, Nazlı Ilıcak’ın yazılarını okuturdu bana. Geçen bir programa çıkmıştık, Nazlı Hanım da vardı Kuliste, “İtiraf edeyim sizi okuyarak solcu oldum olsun” dedim. Onların yazdıkları bende ters reaksiyon yaptı. 80’lerde çok politik bir yerdi bizim Pazar.  O ortamda devrimcilerin paylaşmalarından, dayanışmalarından etkilendim. Arkasından okumalar başladı, neyin ne olduğunu öğrendim. Özellikle roman okumayı çok severdim. Dostoyevski, Gorki okudum ama Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Fakir Baykurt, Kemal Tahir beni çok etkiledi.  İmam Hatip’te bize sürekli Moskova düşmanlığı aşılandığı, solculuk Moskoflukla özdeşleştirildiği için Halkın Kurtuluşu benim için bir geçiş süreci oldu. Onlar Moskova’ya karşıydı. Ama sonra bölgede daha güçlü olan Devrimci Yol’un sempatizanı oldum. 12 Eylül olduğunda namaz sırasında gözaltına alınan, tutuklanan devrimci ağabeylerimiz için “Allahım sen devrimcileri koru” diye dua ederdim. Çay üreticilerinin mitinglerine, fabrika işgallerine gidip izliyordum, çok meraklıydım.  Politikleşince İmam Hatip’te kalamayacağımı anlayıp, birkaç arkadaşla birlikte düz liseye geçtik. Beni tekrar lise ikiden başlattılar, bir yıl kaybettim. Namaz kılmayı da o zaman bıraktım. İmam Hatip’te ezan da okumuştum. Özellikle sabah ezanı çok derindir, insanı etkiler. Tabii okuyanla da ilgili ama sabah ezanı Saba makamıdır ya çok içlidir. 

 İNANANLARIN YERİ: CENNETLİK İNSANLARDIR DEVRİMCİLER

Şurası bir gerçek, AKP gündelik yaşamı muhafazakarlaştırıyor. 80 darbesiyle birlikte sol, güçlü olduğu gecekondu bölgelerinde ezildi. Oralarda doğan siyasal boşluğu siyasal İslamcı gelenek doldurdu. Fatsa deneyimini incelediklerini biliyoruz. Fatsa’da halk komiteleri kurulmuş, orada alınan kararlar belediyede uygulanmıştı; onlar şimdi halkı toplayıp dinliyorlar, sonra kendi kararlarını uyguluyorlar. Şimdi de bizim onların yöntemlerini incelememiz gerekiyor. Zaten devrimciliğimiz salt iktidar perspektifli değil, yarın kuracağımız hayatın nüvelerini bugünden oluşturmaktır. Bizlerin girdiği yol da böyle bir yoldur. Biz niye bugün bu kadar zayıfız? Geleneğimizin özü olan Fatsaları geliştiremediğimiz için. Bakın Fatsa’nın yarattığı insani değerleri 10 yıllık AKP iktidarı yaratamamıştır. “Yarın yanağından gayrı her şeyde beraber “olabilme duygusu Fatsa’da üç ay sürdü. İzin vermediler, verselerdi başka bir Türkiye olacaktı. Sosyalizm halkımıza maddiyatçılık olarak anlatıldı ama devrimciler çok güçlü maneviyata sahiptirler. Bir röportajda “Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrının size kapıda ne söylemesini istersiniz” sorusuna, “Ula Alper ne haber? Nereye kaldun?" cevabı vermiştim. Cennetlik insanlardır devrimciler. Ne kötülüğümüz var kimseye? Türkiye’nin maneviyatsızlaştırma süreci, 12 Eylül’de devrimcilerin ezilmesiyle başladı. Çünkü iyilik değerlerini temsil ediyorlardı, birlik, dayanışma, komşuluk, imece.  Şimdi mesela maneviyatçı olduğunu iddia eden bir parti AKP, her şey para pul onlar için. Dünya nimetlerine hayır demedikleri gibi gözlerini para hırsı bürümüş vaziyette. Doğayı katlediyorlar, insanları ilkel koşullarında çalıştırıyorlar, halkımıza da öteki dünyaya hazırlıkla, dinle, imanla cilalıyorlar. O yüzden devrimciler, Türkiye toplumunun maneviyat ve ruh haline dönük de politikalar, yaklaşımlar geliştirmeli. İnsanlar bunalmış, çaresiz. Sosyalizm zaten ruhsuz dünyanın ruhu, kalpsiz dünyanın kalbi haline gelebilmektir. Gerçek inananların yeri soldur. Gerçek hak, adalet duygusu solun fikriyatında var. İslam, bir ekonomi sistemi sunmaz ki. Bunu ifadelendiren, ortaya koyan Sosyalizmdir. Hani “Vatan sağ olsun” derler ya, biz de “Vatan sol olsun” diyoruz.

 ÖDP: KENDİ GÖBEĞİMİZİ KENDİMİZ KESİYORUZ

İstanbul’a geldiğimde önce çok ürktüm. Pazar gibi dingin bir yerden sonra İstanbul tam tersiydi. Bir bunalım oldu tabii. Ama İstanbul zamanla için alıyor insanı. İstanbul, adrenalinin yüksek olduğu bir ruh, insanı etkileyen bir kent. Basın Yayın birinci tercihimdi. Fizik kimya matematik, rakamlardan hazzeden bir adam değilim.  Okuma yazmayla haşır neşir olduğum için sosyal ağırlıklı tercihte bulundum. Şimdi bana sorsan öğretmen olmayı isterdim. Çok daha güzel bir olgu olurdu. 85’te büyük bir istekle geldim İstanbul’a.  Basın Yayın’a gider gitmez şaşırdım, ben üniversite mi kazandım? Çünkü İstanbul Üniversitesi’nin yanda bir bina. Geliştirici değildi, stüdyolar gazete daha sonra oldu. Liseden tek farkı kravat takılmamasıydı. Dedik ki, sürekli derse girerek öğreneceğimiz bir hayat yok. Bari çıkalım kültürel manada bir şeyler yapalım dedik. Devrimci Yol, merkezi örgütlülüğünü yitirmişti. O gelenekten gelen arkadaşlarla bir gençlik hareketi oluşturmaya çalıştık. Sonra Devrimci Yol Merkez Komitesi’nden yargılanan arkadaşlarımız 90’lı yıllarda cezaevinden çıkınca bir tartışma süreci yaşadık. Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) kuruluş kararı alındı orada. Partide çeşitli görevlerde bulunduk, sonra da genel başkan olduk. Geçmişsiz bir siyasi hareket olmaz. Cezaevinden çıkan o insanlar isteseler yukarıdan kendileri yönetebilirlerdi. Onlar sürecin önünü açmayı tercih ettiler. Bizi şöyle zannediyorlar; bu ağabeyler yukarıdan bize söylüyorlar, biz yapıyoruz! Kesinlikle öyle bir şey yok. Elbette istişare yapıyoruz ama ben üç yıldır ÖDP genel başkanıyım, kendi göbeğimizi kendimiz kesiyoruz.

 SLOGANCIYDIM: BAŞKANSIN SLOGAN ATTIRMA DİYORLAR

Öğrencilik dönemimde ve partide slogancıydım. Ajitatör mü derler? Bütün mitingleri ben yönetirdim, o özelliğim gelişti. Bazen yine hevesleniyorum. “Başkan sen attırma, sen artık başkansın, ağır ol” diyorlar. Arkadaşlarımız slogan attırıyor ama gerektiğinde başkan da slogan attırabilmeli. Bizim öyle klasik bürokratik bir başkan anlayışımız yok. Zaten genel başkan seçildiğimde arkadaşlara söyledim; ben sizin Karadeniz şiveli bir sözcünüz olacağım. Şimdi Karadeniz şiveli ve bir erkek olarak eksik oluyor; partimiz kadın meselesine özen gösteren Feminist Sosyalizmi savunan bir parti. O yüzden bu Karadenizli erkek sesinin yanına daha güzel Türkçeli bir kadın sesi eklersek daha iyi olur dedik. Bu kongrede eş genel başkanlık sistemine geçtik. Bir kadın eş genel başkan seçtik, Bilge Seçkin Çetinkaya. Resmi genel başkan benim, siyasi partiler yasası ne yazık ki eş genel başkanlığa izin vermiyor. Bu yasanın değişmesi gerekiyor. Eş genel başkanlık Avrupa’da çok yaygın. Zamanla bizde de bütün partilerin eş genel başkanlığa geçeceğini düşünüyorum.

 AYRIŞMA: ÖDP’YE BİÇTİĞİMİZ MİSYONDA FARKLILAŞTIK

2007’deki kongrede Ufuk Uras’ın karşısına aday çıkmadım. Aday olmadı Ufuk Uras ve teklif edilen insanlar. Örgütlenmeden sorumlu başkan yardımcısı olduğum için örgütü başkansız bırakmamak için aday oldum. Ufuk Uras son anda aday olunca çekilmedim. İlla genel başkan olayım diye bir çabam yoktu. Mütevazı olalım ama gerçeği de söyleyelim. Ben partinin emekçisiyim. Orası olmuş, burası olmuş fark etmez. Ufuk Uras’ın parti kurullarına rağmen milletvekili adaylığını dayatma yaklaşımının yanı sıra esas ayrışma noktası şuydu; Ufuk ve bazı arkadaşlar, ÖDP’nin artık sola dönerek daha fazla yol alamayacağını, sosyal demokrasiye dönmesi gerektiğini savundular. Memleketin bir sosyal demokrat partiye ihtiyacı var, doğru. Ama bu sosyalistlerin işi değil. Bugün zayıf olsa da biz kendi tarihsel çizgimizi geliştirelim. Yani ÖDP’ye biçtiğimiz misyonda farklılaştık. Ne kadar farklılaştığımız da ortada. Onların kurduğu EDP, referandumda evet dedi, biz Türkiye’nin demokratikleşmeyeceğini savunarak hayır dedik. Bugün daha otoriterleşen bir Türkiye’deyiz!  ÖDP’nin çıkış noktasındaki yanlışlık şuydu; Geçmişin anlı şanlı örgütleriyle parti kurduk. “Ya hep beraber olalım ne güzel olur” dendi. Yenilenme yerine birlik projesi haline gelince bir mutabakat anlayışı gelişti ve bu partiyi çürüttü. Tartışmalar bir türlü bitirilemedi. 99 seçimlerinde yüzde 1’e yakın oy alınınca başladı iç kriz. Ayrışmalar körüklendi, en son 2009’da devam etti kırılmalar. İddia ediyorum, ÖDP şimdi 96’dakinden daha reel bir parti.

 EVLİLİK: HAYAT ARKADAŞIM VE YOLDAŞIM

Füsun benim hayat arkadaşım. Siyasete bu kadar zaman ayırabiliyorsam onun sevgisi ve desteğiyledir. O olmasaydı bu yoğunlukta bir çaba içerisinde olamazdım. En büyük desteğim o. Bir de hiçbir kadının benim gibi bir erkeği tercih edeceğini zannetmiyorum. Büyük bir özveride, fedakarlıkta bulunuyor. Doğrusunu söylemek gerekirse insan mahçup oluyor. O bir başkan eşi olarak ortada gözükmek isteyecek biri değil. O bizim bir arkadaşımız, bir yoldaşımız. En son Kadıköy ilçe yönetim kurulu üyesiydi. ÖDP’nin etkinliklerinde, eylemlerinde yer alıyor. Tipik bir ev kadını değil yani. Parti faaliyetinin içinde olan bir militan. Aynı okuldanız, o zamandan tanıdık birbirimizi. Yayıncılık, editörlük yaptı bir dönem. Şu an bir odada yönetici sekreteri olarak çalışıyor. 

 YUNANİSTAN:  SYRIZA BİZE BAŞARMA DUYGUSU VERDİ

İklimin solun lehine değiştiği bir döneme giriyoruz. Kapitalist merkezlerde başlayan ekonomik kriz, serbest piyasacı neo liberal politikaların sorgulanmasına yol açtı. Bu bizim için avantaj. 96’da ÖDP’yi kurduğumuzda kapitalizmin tam bir hegemonyası vardı, tarihin sonu falan deniyordu. O dönem sosyalizme ait değerler sorgulanıyordu. Şimdi tam tersi sosyalizmi yeniden üretmeye kafa yoruluyor. Dünyanın her yerinde arayışlar, direnişler artıyor. Bu bizim lehimize. Artık rüzgara karşı durmuyoruz, rüzgar yanımızdan esmeye başladı. Bu manada hava döndü. Dünyada yeni bir sosyalist dalga geldi deme noktasında değiliz. Ama yeni bir devrimci dalganın, sosyalizmin yeni tarihsel döneminin ipuçlarını hissediyoruz. Krize karşı direnişin içinde yer alan Syriza gibi neo liberal politikaları sorgulayan, emeğin Avrupasını savunan bir parti, Yunanistan’da ikinci parti oldu. Muhtemelen 17 Haziranda da birinci parti olacaklar. Onlarla Avrupa Sol Partisi’nde beraberiz. Ege’nin iki yakasında birlikte Türkiye ve Yunanistan devletlerinin silahsızlanması kampanyaları düzenledik. Alexis Tsipras ile Meriç’te ortak basın toplantısı da yapmıştık.  Tsipras, geçen yıl 15.yıl etkinliğimize de katılmıştı. Syriza’nın başarısı,  “Neden biz de başaramayalım” duygusunu verdi bize. Biz de başaracağız.  Syriza da bölüne bölüne bugünlere geldi. Tabii ÖDP bize yeter demiyoruz, esasen birleşik devrimci hareketi güçlendirelim istiyoruz.

 ÖZGÜRLÜKÇÜ LAİKLİK: MÜSLÜMAN SOSYALİSTLER OLUMLU

Biz Adalet Partili olmadık ama babam ÖDP’li oldu. Namaz kılmamamızı büyük eksiklik olarak görüyor. Bu eksikliği gidersek büyük sıçrama yapacağımıza inanıyor. Doğrudur, dindarlığın sağ ile özdeşleşmesini kırmamız lazım bizim. Biz Sosyalistler, dil, din farkı bilmeyiz. Bunu anlatmamız lazım. Din ve vicdan özgürlüğünü kayıtsız şartsız destekliyoruz. Sadece devletin dinsel esaslarla yönetilmesinin karşısındayız. Türkiye’de devletçi laiklik anlayış şekillendi. AKP, bu şekillenmenin içinde güçlendi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın olduğu bir yerde laiklikten söz etmek mümkün değil. Bu devletçi laikliğe karşı özgürlükçü laiklik mücadelesi vermek durumundayız. Şimdi AKP eliyle hakim bir İslam ideolojisi oluştu. Anti-Kapitalist Müslüman grubunun çıkması o kesimde de sorgulama başladığını gösteriyor. Müslümanlığın sola açık olduğuna dair bir fikrin gelişmesi bizim için olumlu. Bu arkadaşların Müslüman Sosyalist kavramından Müslüman ekini de atması gerekecek. Çünkü Müslüman, Hıristiyan, Ateist herkes Sosyalist olabilir, özel bir vurguya gerek yok. Tabii sadece anti kapitalist olmak yetmez. Bir de laik devlet düzeninden olacaklar mı?

 MUHALEFET:  AKP YENİ BİR DEVLET KURDU

CHP’nin devleti geçmişte kaldı, AKP yeni bir devlet kurdu. AKP’nin kurduğu yeni Türkiye, eşitlikçi ve özgürlükçü değil. Eşitlikçi ve özgürlükçü yeni bir Türkiye kuracağız. CHP, bu konularda iki arada bir derede kalmış bir parti. CHP’nin nereye yöneleceği kongrelerinde belli olacak. CHP, politik eksenini daha solda tanımlar, eşitlikçi özgürlükçü değerleri öne çıkarırsa yerel seçimlerde CHP ve Kürt hareketini de içine alabilen bir gücü AKP’nin karşısına dikebiliriz. Örneğin ortak aday çıkarıp AKP’nin elinden İstanbul ve Ankara’yı almak solun önünü açar.  Samandağ’da belediye başkanımız var. Bütün olanaksızlıklara rağmen iyi bir belediyecilik yürütüyor. Hopa’da öldürülen Metin Lokumcu bütün faaliyetlerimize, ÖDP’nin Hopa’daki seçim çalışmalarına katılan bir arkadaşımızdı. Şimdi Hopa’ya çevik kuvvet kurdular. Hopa şu an devletin yoğunlaştığı bir yer oldu. 12 Eylül’den sonra Artvin’de yapmışlardı devrimcilere baskıyı.  Türkiye bir açık hava cezaevine dönüştü. Bu kadar gözaltı, bu kadar uzun süreli tutukluluk, habire operasyon. En son Van Belediye başkanı tutuklandı. Buna karşı durmamız lazım.  Maalesef duruşmadan duruşmaya koşar hale geldik. Bir de yatırım yapıyoruz, biz içeri girdik mi “Ulan bu çocuk bizim duruşmaya gelmişti desinler! Herkesin başına gelebilir bu. Bir gizli tanık çıkar hiç alakanız olmasa bile atarlar cezaevinde. Öyle çok insan yatıyor. O kadar olay ki! Buna karşı duyarlılık geliştirmek gerekiyor.  Bir de kentsel dönüşüm adı altında büyük bir yıkıma giriştiler. Örneğin Sulukule’de insanlar mağdur edilmekle kalmadı, Sulukule kültürü de yok edildi. Marka şehirler diyorlar ama AKP’nin 2023 cumhuriyet hedefinin altında yatan beton cumhuriyeti. Gözüken o. Birikim’in kapağında söylediği gibi, “İnşaat ya Resulullah” onların sloganı. AKP iktidarını inşaatlarla ayakta tutuyor. Kentsel dönüşümlerde insanlara ufak kırıntılar verseler de büyük rantlar dönüyor oralarda.

 KÜRT SORUNU: ÇÖZÜM PAKETİMİZ HAZIR

Ana dilde eğitim başta olmak üzere bütün kimlik ve kültür haklarının Kürtlere verilmesi gerektiğini savunuyoruz. Kürtlerin de Türklerle aynı yurttaşlık haklarına sahip olmaları gerektiğini düşünüyoruz. Biz birlikte yaşamı savunuyoruz. Kongremizde de ÖDP hükümet olsa ne yapacağını ifade eden bir çözüm paketi benimsedik. Hükümet olduğumuzda PKK’ye “Silahı bırak biz de operasyonları durduralım” diyeceğiz. Özellikle Türkiye’nin batı yakasında halkı çözüme hazırlamak için psikolojik, sosyal çalışmalar gerçekleştireceğiz. Çatışma dönemindeki insanlık suçlarıyla ilgili olarak kim yapmış olursa olsun bir duyarlılık geliştireceğiz. Sonra da genel af çıkaracağız. Solun iktidar olduğu bir süreçte Kürt sorunu eşit ve özgür bir biçimde çözülebilir. Kürt sorununda artık silahlı mücadele miadını doldurdu. Fakat Kürtlere şimdi “Gidin silahlarınızı teslim edin” demek doğru bir tutum değil. Kendimizi onların yerine koyalım; “ Tamam silahı bırakacağım da sonucu ne olacak? Uğruna mücadele ettiğim talepler ne düzeyde karşılanacak?” Ama PKK’nin silahlı mücadelede ısrar etmesi bir arada yaşamanın zeminini tahrip ediyor. Kürtler ve Türkler arasında toplumsal çatışmayı alevlendirecek dinamiklerin önünü açıyor. O yüzden “Bir arada yaşamı savunalım” diye kampanya yürüttük biz.  İstemeyiz ama son tahlilde “Bu kadar kan akacaksa ayrılalım” demek herkesin hayrına da olur yani. Başbakanın Uludere ile ilgili sözleri Kürtleri kırdı. Başbakan insanları aşağılamakta, kırmakta çok ustalaştı maalesef.

FARUK BİLDİRİCİ/ 17 HAZİRAN 2012/HÜRRİYET


 
MUAMMER GÜLER
HÜSEYİN AYGÜN
METİN KAÇAN
HAKAN FİDAN
AYKUT KOCAMAN
ÖZAL AİLESİ
AHMET ALTAN
ÖMER DİNÇER
MEHMET NİHAT ÖMEROĞLU
SALİH MEMECAN
FAZIL SAY
ŞEMDİN SAKIK
ALAADDİN YÜKSEL
RECEP GÜVEN
ABDULLAH AVCI
SAMET GÜZEL
OSMAN CAN
SIRRI SAKIK
MEHMET TERZİ
HAKAN EVRENSEL
ERŞEN SANSAL
ŞENGÜL HABLEMİTOĞLU
ABDURRAHMAN ÇELİK
AZİZE SİBEL GÖNÜL
GÜLTEKİN UYSAL
ALPER TAŞ
AYLİN NAZLIAKA
RAHMİ SALTUK
FATİH ERBAKAN
ZEYNEP ALTIOK AKATLI
MÜYESSER YILDIZ
CEVDET ERDÖL
VELİ AĞBABA
MURAT BAŞESGİOĞLU
AYGÜN ATTAR
ÖMER TAŞLI
ERGİN CİNMEN
NEVİN ERGUN
YAŞAR SEYMAN
ÖMER ÖZKAN
MUSTAFA BALBAY
KORAL ELÇİ
TOLGA İSLAM
AYHAN SEFER ÜSTÜN
SACİT KAYASU
TOLGA ÇANDAR
HAKAN KUTLU
BİLAL MACİT
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL
BURHAN SÖNMEZ
ZİYA HALİS
ŞENOL BAL
ERİŞ BİLALOĞLU
MUHARREM İNCE
TURAN EROL
ERTUĞRUL SAĞLAM
YAKUP BİLGE
LEVENT KAZAK
METİN FEYZİOĞLU
ASIM GÜZELBEY
AYLA AKAT ATA
YÜCEL KANPOLAT
BİRGÜL AYMAN GÜLER
KEMAL ÖZTÜRK
HASAN GERÇEKER
ARTUN ÜNSAL
RENGİM GÖKMEN
SEMİH GÜMÜŞ
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU
SEVGİ ÖZEL
ORHAN GAZİ ERTEKİN
SALİH BEZCİ
TUĞRUL TÜRKEŞ
MÜFİT ÖZDEŞ
ZAFER ÜSKÜL
OĞUZHAN MÜFTÜOĞLU
AZİZ KOCAOĞLU
HÜSEYİN ANGOLEMLİ
TAYFUN ACARER
ZELİHA BERKSOY
İREM ÇİÇEK
MUZAFFER İLHAN ERDOST
ALİ FAHİR KAYACAN
ÜMİT ŞAHİN
KÜÇÜK İSKENDER
YILMAZ BÜYÜKERŞEN
IŞIL KARAKAŞ
ALİ NESİN
ZEKİ DEMİRKUBUZ
TARIK ZİYA EKİNCİ
EGEMEN BAĞIŞ
LEMİ BİLGİN
MEHMET EROĞLU
CEMAL TALUĞ
MEHMET GÖRMEZ
İONNA KUÇURADİ
YALÇIN GÖKÇEBAĞ
ALİ EROL
ÜMİT KOCASAKAL
NURCAN TAYLAN
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr