1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 CEVDET ERDÖL
 06 Mayıs 2012, Pazar
 

AMERİKA'DA DA PARKLARDA DA ALIR İÇKİYİ KAFAMA DİKERİM DİYEMEZSİN

AKP milletvekili Prof.Dr. Cevdet Erdöl, sigara yasağı yasasının mimari ve uygulamanın da denetleyicisi aynı zamanda. Üç dönemdir, TBMM Sağlık Komisyonu Başkanlığını yürütüyor. Yeni uğraş alanı da alkol reklamlarının sınırlandırılması, alkol satışına yeni düzen getirilmesi ve trafikte uyuşturucu kontrolünün başlatılması. 

 SİGARA YASAĞI: UTANIYORUM AMA SORUN OKUMUŞLARDA

TBMM Sağlık Komisyonu Başkanlığı'nı da üst üste üç dönemdir sürdürüyorum.  Şimdiye kadar üç dönem üst üste böyle bir iktidar olmamıştı. Dolayısıyla çok partili dönemde bu kadar uzun süre ne Sağlık Bakanı, ne de Sağlık Komisyonu başkanı oldu. Komisyon başkanlığım sırasında sağlık ile ilgili büyük gayretler sarfettik. Dünyada sigaradan ölümlerde maalesef Türkiye başı çekiyor. Günde 300 kişi ölüyor. Çok yoğun sigara tüketiliyordu. Türkiye'de akciğer kanseri çok fazla. Birinci sebebi de sigara. Ben hiç sigara içmedim. Yalnız babam içerdi rahmetlik. Abilerim de içiyordu. Uğraşa uğraşa bıraktırdık. Kardiyoloji uzmanı olarak sigaranın insan üzerindeki etkisine yakından şahidim. Adam zevk alıyorum diyor; bacağı kesiliyor ya da by pass oluyor. Sigarayla mücadeleye Meclis’e girdikten hemen sonra başladım. İlk metinleri 2003'te yazmaya başladım. 2003'ün nisanında Dünya Sağlık Örgütü Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesini Meclisten geçiren ilk ülkelerden olduk. Sigara yasaklarının başlamasından sonra sigara tüketimi yüzde 20 civarında düştü. Acil servislere müracaat eden kalp krizi ve akciğer hastalıklarında yüzde 20-25 azalma gördük. Hep kırda dağda insanları nasıl kontrol edeceksiniz denirdi. Mutlulukla ifade etmem gerekir ki, sigara yasağının uygulanmasında köydeki kahvede, Mehmet ağada sorun yok. Genel olarak uyuluyor. Sorun okumuş yazmış, kültürlü, yetkili ve etkililerin gittikleri kahvehane, bar ve lokanta gibi yerlerde.  Utanıyorum söylemeye ama sorun kanunu uygulaması gereken kişilerin makamlarında. Poliste, adliyelerde makamında sigara içenlere rastlıyorsun.  Bazı makam sahipleri yasayı ihlal ediyor. Dumansız hava sahası kitabını yazmaya başladım ama istediğim hızda gitmiyor.

 MEDYAYA SİGARA TEŞEKKÜRÜ: BAŞBAKAN PAKETLERİ TOPLUYOR

Herşeyden önce siyasi kararlılığı içerisinde Sayın Başbakanımızın müthiş desteği oldu. Sigara yasağını böyle başardık. Başbakanımız sigara içen birini gördüğü zaman hemen sigarayı bırakma sözü verdiriyor, sonra paketin üzerine ismini yazdırıp tarihini attırıyor, paketi alıyor. Geniş bir arşivi var kendisinin. Hatta bir ara "Sayın Başbakanım, bunları sergileyelim" dedim. Başbakana söz veren biri de bir daha sigaraya başlamaz herhalde.  Sigara yasağıyla ilgili taslağı hazırlarken bilim insanları ve sivil toplum kuruluşları büyük sorumluluk üstlendiler. Yazılı ve görsel medya inanılmaz büyük destek verdi. Bu konuda müteşekkiriz. Asla yalnız başaramazdık. Bunu medyaya rağmen başaramazdık. Bugün geldiğimiz nokta iyi bir nokta.

 ALKOL REKLAMI: MARKETTE CİPS YANINDA ALKOL BU YANLIŞ

Alkol biraz daha farklı, sigara kadar kolay bir alan değil. TESK'e gönderdiğimiz ve medyada eleştirilen yazıda alkol satılan yerlerin isimleri istenmiş. Ben onu sonradan farkettim, yazıyı geri çağırdım. Ben alkollü içki satan büfe, bakkal, market gibi reklam yapılan yerlerin sayılarının istenmesini söylemiştim, eski hukuk danışmanımız arkadaş onu öyle yazmış. Biz de imzalamışız, benim hatam. Neticede medyadan önce farkedip düzeltme yazısı gönderdim. Zaten bunların isimleri, adresleri Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu’nda var. Benim istediğim reklam panolarıyla alakalı. Bira ismini söylemeyeyim, filanca şarküterisi, bakkaliyesi diyor. Bu tamamen reklam. Uçucu maddelerle ilgili kanunu da ben hazırlamıştım. Uçucu madde ihtiva eden yapıştırıcı kırtasiye malzemeleri okullarda yasak. Geçen yıl Meclis'te Çocuk Hakları İzleme Komitesi kurduk, okullardaki fast food ve gazlı içeceklerin kaldırılmasını sağladık. Biz bu kadar mücadele ederken çocuklar, insanlar, adım başı bir alkol tabelasıyla yüzyüze gelmesin.  Giriyor çocuk bir markete cips, çikolata alıyor; yanında içki! Bunun doğru olmadığını düşünenlerdenim. Modern dünyada her bakkalda içki satılmıyor. İçki satılan, tütün ürünü satılan yerler ayrı. Mesela Norveç'te, İsveç'te her yerde içki satılmaz. Özel içki satış yerleri var. Bazı ülkelerde mesela Amerika'nın birçok eyaletinde içki satın alamazsınız. Ülkemiz içki kullanımı bakımından öyle bir başı bozuk ortamda ki. Mesela kaçak rakıdan biri öldüğü zaman benim içim cız ediyor. Bunlarla ilgili tedbir almazsak biz ne işe yararız? Ben şahsen ne yapılması gerektiğini bilim insanlarıyla, medya ile tartışmak isterim. Bakın iki sene önce milli takım alkol reklamıyla sahaya çıkıyordu. Ben utanıyorum dedim Meclis'te. Gençliğin idolü milli sporcular! Bakana, federasyona yazılar yazdım, ondan sonra kaldırıldı. Alkol tüketilen yerlerle ilgili detay bir düşünce oluşturmuş değilim kafamda. Ama alkol reklamlarına kafayı takmış durumdayım. Bu mutlaka değişmeli. Gençlerimizi kolay yetiştirmiyoruz. Her yerde tüketilmeli mi? Ben öncelikle reklamlarının engellenmesini istiyorum. Şahsi kanaatim budur.  Kafamda şekillenmiş bir şey yok. Her caddede yüzlerce tabela varken mesafe alındığını kabul edemeyiz. Gazetelerin arka sayfalarındaydı reklamlar, şimdi iç sayfalara taşındı. Halbuki medya vasıtasıyla reklam yapılamaz, uygulanmıyor kanun.

 AFYON’DAKİ KARAR: AMERİKA’DA DA PARKLARDA İÇEMEZSİN

Restoranlarda sınırlama yok, içkili olduğunu biliyor kişi, öyle giriyor. 18 yaşın altındakini sokmak yasak. Ailesiyle birlikte de girmemesi lazım. Bir hekim olarak zararlı bir faaliyetin içine babasıyla değil dedesiyle de girmesini istemem. Kanunda bu yok ama herşeyi kanunla düzenleyemeyiz. İçki içmek ayrı bir şey. İçki içer, içen insan. Ben içmedim. İçmem de. Ben tam Yeşilaycıyım.  Ama alkol ile ilgili bir düzenleme yapılmadı. Bunun ortak akılla düşünülmesi lazım.

Alkolün satılması ile tüketilmesini ayrı değerlendirmek lazım. Afyon valisinin (açık alanlarda alkol tüketiminin yasaklanması) kararının detayını bilmediğim için yorum yapmam doğru olmaz. Toplumun genel ahlakına, genel kanaatlerine bakmak lazım. Amerika'da da öyle parklarda şurada burada içki içemezsiniz.  Aldım elime şişeyi kafama dikerim yok arkadaş diyor. Mutlaka Afyon valisi de belli hukuki gerekçelere dayanarak bunu yapmıştır. Doğru değilse gerekçeleri zaten değiştirilir. Alkol, sigara gibi büyük mutabakatın olabileceği bir alan gibi görünmüyor bana. Bazı kişiler bunu siyasi ve ideolojik olarak görüyor. Dini nedenlerle sınırlandırıldığını düşünüyorlar. Halbuki alkolü içenlerin büyük bir bölümü Müslüman zaten. Yüzde 95'i Müslüman. O zaman bunun dini bir gailesi varsa onun da derdi, benim de derdim. Bu siyasal ve dini boyuta çekilmeye çalışılıyor. Ondan dolayı başarılı olunamayabilir. Bakın yol kenarlarındaki benzin istasyonlarında alkol satılmıyor ama anayol güzergahlarındaki belediyelerin sınırları içerisinde satılıyor maalesef. Bunların kaldırılması lazım. Kamyon şoförü alıyor, lık lık kafaya dikiyor, geçiyor direksiyona.

 TRAFİK: YOLLARDA UYUŞTURUCU KONTROLÜ LAZIM

Bakınız trafik polisi çeviriyor vatandaşı, çeviriyor, üfle diyor; alkolüyse yazıyor cezayı. Peki uyuşturucu kullananlar ne oluyor? Kanunen yapılması mümkün ama teknik nedenlerle yapılamadığını zannediyorum. Uyuştucu çok mu masum alkolden? Alkolle kullanana ceza veriyoruz, uyuşturucu ile kullananı tespit bile etmiyoruz. Bu doğru değil. Cihazsa cihaz almamız lazım. Şüphelendiğin vakayı yaptırmak lazım. Ama bu konsepte henüz ulaşmış değiliz. Ne derece basit aygıtlar var bilemiyorum ama pratik yapılabilecek ölçümler var. İdrarda yapılabiliyor muhtemelen. Elimizde bir fırsat var, Dünya Sağlık Örgütü, Karayollarında can güvenliği konusunu 10 ülkede pilot çalışma olarak başlattı. Bunlardan biri Türkiye. Pilot iller de Afyon ve Ankara. Toplantılar yapıldı ama medyada yeterince yer almadı. Bunları gündeme taşımamız lazım. Karayollarında uyuşturucu kontrollerinin mutlaka başlatılması lazım.

 SÜRMENELİYİM: KESEKAĞITLARINI BİLE OKURDUM

İlkokuldayken kitaplığım vardı. Arşivlemeye o zamandan alıştım. Şimdi de odamdaki kitaplarımın hepsi numaralanır, bilgisayarda da isimleri vardır. Aradığımda kolayca bulurum. Çocukluğumda kütüphanelere nadir gidebilirdik. İlkokulu Sürmene'nin Ortaköy İlkokulunda okudum. Bulduğum her kitabı okurdum küçükken. Hatta gazete kağıdından yapılan kesekağıtlarını itinayla açar, onları da okurduk. Gazeteler vasıtasıyla dağıtılan hikaye kitaplarını, Kemalettin Tuğcu'nun kitaplarını Tommiks, Teksas ve Zagor'u da severek okuduk. Gençlik dönemlerinde de Muazzez Tahsin Berkant, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, elimize ne geçtiyse artık, hiç ayırdetmedim. Lisedeyken Sürmene'de arkadaşlarla kiraladığımız bir odada kalırdık. Hafta sonları köye gittiğimize de iki aktivitemiz olurdu; ya top oynardık ya da hocanın Kuran kurslarına. Sürmene kültür sanat ağırlıklı bir ilçedir. Siyah beyaz dönemlerden beri filmlerde oynamış önemli çok oyuncu, sanatçı vardır. Perihan Savaş, Hayati Hamzaoğlu, Fatih Akın var mesela. Kadir İnanır da köken olarak Sürmenelidir. Odamdaki bu saat dünyayla aynı yönde dönüyor. Diğer saatler ters dönüyor. Aynaya baktığınız zaman istediğinizi görüyorsunuz. Bu saati, Milli Savunma eski Bakanlarımızdan Vecdi Gönül'ün damadı, Kırıkkale Üniversitesi’nden Profesör Sedat (Kaygusuz) kardeşimiz,  Kırıkkale'deki Karadenizliler Derneği'nin 50.yılı hatırası olarak yaptırmış.

 İKİ DEFA KAZANDIM: TIBBİYE’DE ASKERİ ÖĞRENCİYDİM

Küçükken enteresandır, doktor olmak istiyordum. Biraz da rahmetli babamın arzusu da bu yöndeydi. Çevremiz benim doktor olmamı arzu ediyordu. İlkokuldaki ödevlerimi de hep sağlıkla ilgili konulardan seçerdim. Bir ara trafik polisi olmayı istemiştim. Böyle çok hızlı gidiyorlar falan, beni etkilemişti. Netice itibarıyla liseden itibaren hekimlikte karar kıldık. Büyük bir arzuyla istiyordum hekim olmayı. Üniversite sınavında ilk yıl Diyarbakır Tıp'ı kazandım. Oradaki siyasi olaylar yeni başlamıştı. Yeniden üniversite sınavına girme ihtiyacı hissettim. Bu sefer Edirne Tıp Fakültesi'ni kazandım ama Cerrahpaşa'da eğitim görüp orada bitirdik. Edirne'yi ancak yıllar sonra gördüm. Hocalarımıza da minnet borçluyuz. Bize emek verdiler. Nurettin Sözen de hocamdı. Yıllar sonra 2002'de Meclis'te görünce elini öptüm. Ayrı partilerdeniz ama meslek büyüğüm. Bugün görsem yine elini öperim. İstanbul'da o zaman olaylar vardı ama ben askeri öğrenciydim. Milli Savunma Bakanlığı'na başvurup burs almıştım. Olay olacağı zaman gelip askeri otobüsle alırlardı bizi. Askeri öğrenciler olarak aynı yurtta kalırdık. Askeri Fakülte Yüksek Okulları Yurdu vardı Kumkapı'da. Meyhanelerin ortasında kalmıştı, gece gürültülü patırtılı olurdu. Sabaha karşı simit fırınlarının kokusu gelirdi.  Üç yıl orada, üç yıl da Sarayburnu'nda geçti. Denize nazır bir yurttu o da. Benim için unutulmayacak hadise Romen Independenta tankerinin boğazda infilak etmesiydi. Bizim yurdun tam karşısındaydı. Korkunç bir patlamayla uyandık. Arkadaki okul bombalandı sandık. Bir de baktık ki, bütün boğaz yanıyor. Acaba Birinci Ordu'nun karargahına mı sabotaj düzenlendi dedik. Sonra öğrendik gemi yandığını. Aklımıza önce kötü şeyler gelirdi. Hep kötü şeylerle büyüdük çünkü. Gençliğimde siyasetle ilgim olmadı. 12 Eylül olduğunda öğrenciliğimizin son zamanlarıydı. Tabii ilk duyduğumuzda belirsizlik vardı, niye yapıldı, kim yaptı bilmiyorduk.

 MÜZİK: REBAP ÇALIYORDUM

Öğrencilik dönemimde bir süre müzikle ilgilendim. Bir saz türü olan rebap çalıyordum, çalmaya çalışıyordum daha doğrusu. Şimdi medyada olan Şeref Oğuz, Türkiye'nin nadir müzisyenlerindendir. Rebap, ud, ney, keman, tambur, nefesli ve vurmalı sazların hepsini çalabilir. Osmanlı döneminin notalarını da iyi bilir. O dönem beraber müzik çalışıyorduk. Tümata diye bir müzik grubu vardı, Rahmi Oğuz Güvenç beyin başkanlığında kurulmuş. Biz de kurucularındandık. Baktığım notayı çalabilecek duruma gelmiştim ama maalesef ben sebatsızlıktan bırakmak zorunda kaldım. Bir de sesim ve kulağım iyi değildi. Tıp öğrenciliği de zordu.

 GÜLHANE: ASKER HEKİMİN DE ÜNİFORMASI BEYAZ GÖMLEK

1981'de mezun olduktan sonra askeri staj için Ankara'ya geldim. Aşağı Eğlence'de kaldım. Orası herşeyin 24 saat bulunduğu bir model olarak kaldı hep gönlümde. Kızılay, Çankaya ile pek ilişkim yoktu. Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde çalışır, Aşağı Eğlence'de otururduk. Mutlu bir zaman geçirdik.  Kırklareli'ne gittim, iki yıl da Kıta hizmeti olarak orada çalıştım. Orada da güzel günlerimiz geçti. Sonra Gülhane'ye dönüp, Dahiliye ihtisasımı yaptım. İhtisasımın son aylarında Amerika'ya gittim. Walter  Reed Army Medical Center, ünlü bir Askeri hastane, orada kaldım birkaç ay. Ardından Ağrı'ya gittim. Ağrı’da iki yıl kadar çalıştım, güzel hatıralarım oldu. Askeri hastanenin bahçesine diktiğim ağaçları görmek için sonra iki kez Ağrı'ya gittim. Yan dal olarak Kardiyoloji ihtisası yapmak üzere tekrar Gülhane'ye geldim. Ondan sonra Kardiyoloji'ye yönlenmiş oldum. Bir süre yine Ankara'da Mevki Hastanesi'nde çalıştım. Gülhane'ye yardımcı doçent olarak döndüm. 93-96 yılları arasında yardımcı doçentlik süremi orada geçirdim. Askeri hekimliğin kendine göre şartları olsa da hekim hekimdir. Bizim de üniformamız beyaz gömlekti.  

 28 ŞUBAT: EŞİME KİMLİK KARTI VERİLMEDİ

Silahlı Kuvvetler'de 15 yıl çalıştım. Görev süremin dolduğu sırada 28 Şubat çok sert esiyordu. Başımıza bir kaza gelmesindense biz ayrılalım dedik. Eşim başını örtüyordu. İngilizce öğretmenidir. Ben de çocukluğumdan itibaren namaz kılıyordum, hiç bırakmadım. Askeri doktor olunca da bırakmadım. Saklayacak bir şey olduğunu da düşünmedim. Aksi halde riyakar olurdum. Çok sorun yaşadık. Mesela lojmandaki evinize giriyorsunuz, her taraf aranmış. Eşime kimlik kartı verilmedi. Orduevi'ne, her yere onunla giriliyordu. Bize o dönem çok şey söylendi, çok baskılar yapıldı. Devlete millete hizmet etmekten başka yaptığımız bir şey yoktu halbuki.  O günleri hiç hatırlamak istemiyorum. Birşey olmasından endişe ettim, ayrıldım. O sıralarda doçent de olmuştum. Üniversiteye geçip akademik kariyerimi tamamlamak istiyordum. Önce Bursa'ya gittim, Yüksek İhtisas Hastanesi'nde görev aldım. Sonra eşimle memleketimize gitmeye karar verdik, Karadeniz Teknik Üniversitesi'ne geçtim. Orada bilim adamları yetiştirdim, yanıma aldığım arkadaşlar şimdi profesör oldu.

 ANKARADENİZLİYİM: TÜRKEŞ VE ERBAKAN’IN DOKTORUYDUM

Ak Parti'ye kadar siyasetçileri tanıdım ama siyasetle tanışmamıştım. Rahmetli Türkeş'in aile doktoruydum. Şimdi milletvekili olan Ahmet Bey tabii o zaman çok küçüktü. Gidip gelirdik evlerine. Sonra Başbakan olduğunda Erbakan hocamızın resmi doktorluğunu yaptım. Libya, Nijerya gibi gezilerinde hep yanındaydım. 2002 seçimlerine girerken “Madem hırsızlardan dertleniyoruz, taşın altına elimi koyayım, aday olayım” dedim. Partide kurucu değildim ama irtibatım olan kişiler vardı. Tayyip Erdoğan Bey ile de tanışmamıştım o zamana kadar. Aday adayı olarak müracaat ettim. Geldim, mülakata girdim. Ankara'da uzun süre kaldığım için tanıyorlardı zaten. Trabzon'dan sekiz milletvekili seçilecekti, ben altıncı sıraya konuldum. Bazı arkadaşlar, “Seçilme şansın yok, istifa et” dediler. “Kim seçilirse ona desteğimiz olsun” diye istifayı düşünmedim bile. Ama seçimler 3 Kasım'daydı, 4 Kasım'da hastaneye işime dönerim diye o tarihten itibaren hastalarıma randevu bile veriyordum. Hatta seçim günü oyumu kullandıktan sonra görevimi yapmış olmanın mutluluğuyla balık mı, hamsi mi ne aldık, köyümüze gittik. Baktık ki gidişat öyle değil, müthiş bir patlama var. Üniversiteden bazı hocalar, akşam saat 6-7 gibi seçileceğimi söylediler. Ama ben mazbatayı bekledim tebrikleri kabul için. Nitekim seçildik. Şunu söyleyeyim, Trabzon eski valilerinden rahmetli İsmet Gürbüz Civelek, daha aday listesi açıklandığında seçileceğimi söylemişti. İkinci dönemde Trabzon'dan ikinci sıradan aday olup seçildim. Seçilme stresi yoktu, daha rahattı. Bu dönemde de Ankara'dan aday oldum. Valla Ankara’ya ben gelmedim, getirildim. Şimdi ikisini birleştirip, Ankaradenizliyim diyorum. Üçüncü dönem parti ilkeleri gereği son dönemim. Daha üç yıl var. Bu görevimizi layıkıyla bitirelim bir kere. Bitirdikten sonra partimizin yöneticileri ne görev verirse o yolda devam etmemiz uygun olur. Üniversiteye dönmek ya da başka görev olabilir. Netice itibarıyla bu yolda zaman harcadık, isterim ki bu birikimi kullanalım.

FARUK BİLDİRİCİ/HÜRRİYET PAZAR/ 6 MAYIS 2012


 
MUAMMER GÜLER
HÜSEYİN AYGÜN
METİN KAÇAN
HAKAN FİDAN
AYKUT KOCAMAN
ÖZAL AİLESİ
AHMET ALTAN
ÖMER DİNÇER
MEHMET NİHAT ÖMEROĞLU
SALİH MEMECAN
FAZIL SAY
ŞEMDİN SAKIK
ALAADDİN YÜKSEL
RECEP GÜVEN
ABDULLAH AVCI
SAMET GÜZEL
OSMAN CAN
SIRRI SAKIK
MEHMET TERZİ
HAKAN EVRENSEL
ERŞEN SANSAL
ŞENGÜL HABLEMİTOĞLU
ABDURRAHMAN ÇELİK
AZİZE SİBEL GÖNÜL
GÜLTEKİN UYSAL
ALPER TAŞ
AYLİN NAZLIAKA
RAHMİ SALTUK
FATİH ERBAKAN
ZEYNEP ALTIOK AKATLI
MÜYESSER YILDIZ
CEVDET ERDÖL
VELİ AĞBABA
MURAT BAŞESGİOĞLU
AYGÜN ATTAR
ÖMER TAŞLI
ERGİN CİNMEN
NEVİN ERGUN
YAŞAR SEYMAN
ÖMER ÖZKAN
MUSTAFA BALBAY
KORAL ELÇİ
TOLGA İSLAM
AYHAN SEFER ÜSTÜN
SACİT KAYASU
TOLGA ÇANDAR
HAKAN KUTLU
BİLAL MACİT
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL
BURHAN SÖNMEZ
ZİYA HALİS
ŞENOL BAL
ERİŞ BİLALOĞLU
MUHARREM İNCE
TURAN EROL
ERTUĞRUL SAĞLAM
YAKUP BİLGE
LEVENT KAZAK
METİN FEYZİOĞLU
ASIM GÜZELBEY
AYLA AKAT ATA
YÜCEL KANPOLAT
BİRGÜL AYMAN GÜLER
KEMAL ÖZTÜRK
HASAN GERÇEKER
ARTUN ÜNSAL
RENGİM GÖKMEN
SEMİH GÜMÜŞ
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU
SEVGİ ÖZEL
ORHAN GAZİ ERTEKİN
SALİH BEZCİ
TUĞRUL TÜRKEŞ
MÜFİT ÖZDEŞ
ZAFER ÜSKÜL
OĞUZHAN MÜFTÜOĞLU
AZİZ KOCAOĞLU
HÜSEYİN ANGOLEMLİ
TAYFUN ACARER
ZELİHA BERKSOY
İREM ÇİÇEK
MUZAFFER İLHAN ERDOST
ALİ FAHİR KAYACAN
ÜMİT ŞAHİN
KÜÇÜK İSKENDER
YILMAZ BÜYÜKERŞEN
IŞIL KARAKAŞ
ALİ NESİN
ZEKİ DEMİRKUBUZ
TARIK ZİYA EKİNCİ
EGEMEN BAĞIŞ
LEMİ BİLGİN
MEHMET EROĞLU
CEMAL TALUĞ
MEHMET GÖRMEZ
İONNA KUÇURADİ
YALÇIN GÖKÇEBAĞ
ALİ EROL
ÜMİT KOCASAKAL
NURCAN TAYLAN
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr