1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
 20 Haziran 2001, Çarşamba
 

KIRLANGIÇ YUVASI/29

ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR

Kuşların çığlıkları yankılanıyordu vadinin dik yamaçlarında. Uçmaktan çok çaresiz çırpınışlara benziyordu vadinin üzerine kümelenmiş kuş bulutunun hareketleri.

Kuşları kilometrelerce uzaktan farkeden Nezih Başgelen ve belgeleme ekibi, koşup geldiler ``Neler oluyor?'' diye. Ne görsünler? Yüzlerce ölü yavru kuş örtmüştü suyun yüzünü. Kimi yumurtadan yeni çıkmış, kimi yeni tüylenmiş, toraman, yumuk yumuk, kırlangıç, ardıç yavruları aniden yükselen suya kurban gitmişti.

2000 yılı Haziran ayının ilk günleriydi. Bölgedeki kuşların üreme mevsimiydi. Atatürk barajı tam kapasite çalışmaya başlayınca Birecik barajındaki sular bir anda 5-6 metre yükselmiş, yavru kuşlar uçmayı öğrenemeden yakalanmışlardı suya. 15 gün daha beklense o yavru kuşlar uçabilecek, sular geldiğinde yuvalarını terkedebileceklerdi.

Arkeologlar, Zeugma'yı kurtarmak için gelmişlerdi bölgeye. Ama başka bir cinayetle karşı karşıyaydılar. Binlerce yavru kuşun ölümüne neden olan sular, kuşların yaşam alanlarını da yoketmişti. Fırat kıyısındaki sazlıklara, kaya kovuklarına, çatıların kıyılarına binbir hünerle örülmüş yuvalar darmadağın olmuş, suyun yüzünde sürükleniyorlardı bir o yana, bir bu yana.

Kaplumbağalar da zor durumdaydı. Sulardan kaçmışlar ama bahçelerin set duvarları önünde sıkışıp kalmışlardı. Sular giderek yükseliyor, duvarı aşamayan kaplumbağalar korku içinde dönüp duruyorlardı.

Hiç bu kadar hızlı hareket eden kaplumbağalar görmemişlerdi arkeologlar. Daracık alanda birbirlerinin üzerine tırmanarak, kimi zaman devrilip ters  dönmek pahasına da olsa duvar ile su arasında gidip geliyorlar, bir geçit arıyorlardı.

Yüzyıllardır Fırat kıyısında yaşayan, suların çekilme yükselme dönemlerine göre bir yaşam düzeni kuran kaplumbağalar, bu kez bilmedikleri bir tehlikeyle karşı karşıya olduklarının farkındaydılar.

Başgelen, kaplumbağaların yanına gitti. Birini eline aldı. Kaplumbağa havadayken ayaklarını bilinçsizce sallamayı sürdürdü. Yere değer değmez hızlı adımlarla ilerledi, az ilerdeki çalılıklar arasında kayboldu. Onu görünce gülümsedi Başgelen. İki eliyle birden, kaplumbağaları alıp alıp duvarın öbür tarafına koymaya başladı. Öbür arkeologlar da yardıma geldi. Kısa zamanda bulundukları bölgedeki kaplumbağaları sudan kurtardılar.

Fakat mutlulukla gülümseyemediler. 90 kilometrelik kıyı hattında yüzlerce kaplumbağanın daha tehlikede olduğunu ve tümünü kurtarmalarının mümkün olmadığını biliyorlardı.

Bir tekne buldu arkeologlar, suda dolaşmaya başladılar. Savaşan köyüne yaklaşırken bir kayanın kovuğunda mahsur kalmış yaşlı köylü kadına rastladılar. Bir tek keçisini yanına alabilmiş, yardım bekliyordu umutsuzca.

Onu da tekneye aldılar. 70 yaşındaydı. Kimi kimsesi yoktu. Keçinin sütüyle, mağaranın önündeki küçük bahçede yetiştirdikleriyle geçinip gidiyordu. Kaç yıldır oradaydı? Bilmiyordu. Saymamıştı. O mağarayı, önüne kurduğu küçük çardağı çok benimsemişti. Eviydi orası. Şimdi sular altındaydı. Tekne kıyıya doğru ilerlerken, yaşlı kadın hep geriye baktı, mağarasının olduğu noktaya. Dudakları sürekli kıpırdıyor, alçak sesle, beddualar yağdırıyordu kaderine...

Köye yaklaşırken, kamyon lastiklerine doluşmuş çocuklarla karşılaştılar. Suyun üstündeki dallarda kalmış erikleri, kaysıları topluyorlardı. Çocuklar için eğlence çıkmıştı. Gülüşüp duruyorlardı. Yaşamlarında ilk ve son kez, şamrellerle meyve toplamayı mutluluk olarak algılıyorlardı o an...

Büyükler ise telaşlıydı. Baraj oluşumu değil su baskınıydı yaşadıkları. Evleri sular basınca önce kaçmış, suların çekilmeyeceğini anlayınca ilkel sallar yaparak eşyalarını kurtarmaya koşmuşlardı.

Yarıya kadar su dolmuş evlerden ıslanmış yatak-yorgan ne bulurlarsa çıkarıp kıyıya taşıyorlardı. Bir köylü akıl etti de karada kalmış bir direği yıkıp elektriği kestiler; yoksa eşyaları kurtarmak için suya giren köylüler ceryana kapılacaktı. Bazı köylüler, evlerde kalan lambaları sökmeye çalışsalar da başaramadılar. Duvarlarına duygu yüklü yazılar yazıp veda ettiler doğup büyüdükleri evlerine...

Su korkusu ile eve bağımlılık ikilemi arasında kalan kedilerin direnişi görülmeye değerdi. Sular, son evi, son duvarı örtene değin kaçmadılar. Fakat çok sürmedi, insanların ayrılmasından sonra kedilerin direnişi de sona erdi.

Kıyı ile köy arasında mekik dokumaktan bitkin düşmüş köylüler, karşılarında gördükleri arkeologlara yandılar dertlerini. Yaşlı kadınlar sarılıp sarılıp ağladılar. ''Gelip bizle konuşsalar olmaz mıydı?'', sorusunu tekrarlayıp duruyorlardı. Yakınmaları baraj yapılmasına değil, su tutmanın zamanlamasınaydı:

- Dallarda ürün, yuvalarda yavru varken neden su verdiler? Ya bahar gelip ağaçlara su yürümeden ya da ağaçlardan su çekildikten sonra yapsalardı bu işi. Yazık değil mi, bu hayvanlara, bu ağaçlara?

Yaşamları boyunca ağaç kesmemiş bu insanlara, yaş, hatta dalında meyve olan ağaçlarını kesmek zor geliyordu. Hem ağlıyor, hem de kesiyorlardı. Gidecekleri yeni yerleşim yerinde bu ağaçların odununa ihtiyaçları olacaktı.

Son durak, köy mezarlığıydı. Anne babalarının kemiklerinin sular altında kalmasına gönlü razı olmayanlar, mezarları kazdılar. Buldukları kemikleri torbalara doldurup öbür eşyalarının yanına, arabalara yerleştirdiler.

Hava kararırken yola koyulan konvoy, hüzün yüklüydü. Cennet köylerini bir daha dönmemek üzere geride bırakan köylülere, vadide hala yankılanan kuşların çığlıkları eşlik ediyordu...

Köylülerin acısı, ``Kara otlak'' denen yerde kurulan yeni yerleşim bölgesine vardıklarında daha da arttı. Yemyeşil bir vadiden sonra ağaçsız, kurak bir tepede yaşamak olacak iş miydi?

Savaşan köylülerini öbür köyler ve sonra Halfeti ahalisi izledi. Yaz boyunca sular geldikçe insanlar, dalga dalga çekilirken Kale Meydanı'nın karşısındaki bir eve Bursa'dan gelin gelen kadın son güne kadar direndi.

Ekim ayının son günlerinde sular yaklaşana değin bekledi. Su gelip bahçenin eteklerine dayanınca ``siyah'' güllerini söktü, teneke kutulara yerleştirdi.

 Sıra bahçedeki üç selviye geldi. Yaşlı selviyi kayınpederi dikmişti. İkinci selviyi oğlu doğduğunda, üçüncüyü de kızı doğduğunda kocasıyla beraber koymuşlardı toprağın koynuna. Birisi 44, diğeri 38 yaşındaydı. ``Bursalı gelin'' suya vermedi selvilerini, kendi elleriyle son verdi yaşamlarına.

``Bursalı gelin'' de dengini toplayıp ayrıldığında Halfeti'den, Mezopotamya'dan gelip, Cumhuriyet'e kadar uzanan yaşam kültürü sulara gömülmüştü. Zeugma'daki tarihin bir bölümü büyük çabalar harcanarak kurtarılmış ama insanlar, hayvanlar, bitkiler, kendi coğrafyalarından koparılmıştı. ``Deli Fırat'' artık bir göle dönmüştü.

20 yıl, 30 yıl her neyse aradan geçecek ve baraj elektrik üretmez olacak. Orada sadece bir göl kalacak ve geriye dönmek asla mümkün olmayacak. Değer miydi?

 

(*) Nezih Başgelen (Arkeolog/Arkeoloji ve Sanat dergisi genel yönetmeni)

20-28 Haziran 2001/Tempo

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr