1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
 14 Haziran 2001, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/28

İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER

Yeşilin koynunda kıvrıla kıvrıla ilerlerken mavilerle oynaşmayı da ihmal etmiyordum. Bir virajda aniden önüme çıkan paslı, boyaları dökülmüş ``Gideros'' tabelası da olmasa, maviyle yeşili birarada bulmanın şehvetine kendimi öylece kaptırıp, kilometreleri farketmeden yutmaya devam edecektim.

Ağaçlar, kıskançtı. Sevgilisinin çıplak yakalanmasını istemeyen erkek edasıyla yamaçtan dimdik inen toprak yolu örtüyor, konukların gözlerinden ırak tutmaya çabalıyordu. Tabela ise duygudan yoksundu. İlan ediyordu, ``Gelin görün, Gideros burada'',  dokunun yaşayın bu eşsiz güzelliği...

Toprak yola ayak bastığımda ağaçların yaprakları hışırdadı. Rüzgar mıydı o hüzünlü sesi çıkaran, yoksa matem mi tutuyorlardı yeni biri daha sırlarını farkettiği için?

Yine de saygıda kusur etmediler, her adımımda biraz daha kenara çekildiler. Onlar çekildikçe hızlandım. İki kıvrımdan sonra yol tamamen çekildi aradan.

Etrafı yeşil ile taçlandırılmış küçücük bir koy serildi gözlerimin önüne. Denizle bağlantısı daracıktı. Karadeniz'de çırpınmaktan yorulan sular, o kapıdan geçip karanın bağrında açtığı havuza dinleniyorlardı.

Koy, alabildiğine durgundu. Pürüzsüz maviliğin çekiciliğine kapılmış balıkçı tekneleri de sularla bütünleşmiş, hareketsiz bekleşiyorlardı. Tembellik, sular kadar onların da doğal haklarıydı sanki. Güneş, yorgunluklarının en yakın tanığıydı.

Gözlerim, yarım ay biçimindeki karanın ucuna kurulmuş balıkçı meyhanesine takıldı. Kırmızı kareli örtülerle süslü masalar, boş bardaklar, plastik tabaklar ve çatal bıçakla donanmış, ağaçların inadına müşteri bekliyordu.

Çağrıya uyup bir masaya oturdum. Anında yanımda bitiverdi garson. ``Balık, rakı ve salata var'', ``Başka?'', ``Başka birşey yok!'' Yanlış sormuştum soruyu. Asıl satılan koydaki mavinin cazibesiydi; balık, rakı, salata katıktı sadece. Ama ne katık!

``Hoşgeldin abi.'' Geldi oturdu Balıkçı Ali. ``Gideros, eskiden korsanların sığındıkları doğal bir limanmış. Burada saklanırlarmış.'' Merakla dinlediğimi görünce bütün dağarcığını tek solukta boşaltmaktan vazgeçti. Önce rakı kadehini, ardından sigarasını dudaklarına götürdü. ``Abi, buranın adı eskiden Gidros'muş. Rumlar, Gidros dermiş, şimdi biz Gideros'a çevirdik.''

Gidros, olmuş Gideros. Balıkçı Ali'nin yüzüne baktım. Sakindi. ``Neden?'' sorusunun anlamı olmayacaktı. Sözlerinin gerisini dinlemedim, koya döndüm, tadını çıkardım...

Gidros'u sevmiştim, unutamadım. İlk fırsatta kitaplara sarıldım, güzelim koyun gerçek kimliğini aradım:

``Homeros'un ünlü eseri İlyada'da adı geçen Paphlagonia kentlerinden KYTOROS bugün Cideliler'in çok az bir söylem farkıyla GİDEROS dedikleri sahil köyüdür.''

İster ``çok az bir söylem farkı'' deyin, isterseniz ``Halkın dilinde bu hale gelmiş'' açıklamasını yapın. Sonuç, tıpkı Osmanlı'nın kaçırılan Avrupalı kadınları hareme kapatırken isimlerini değiştirmesi gibi bir ``kimlik değiştirme'' operasyonuydu.

Üzücü olan KYTOROS örneğinin, Anadolu'daki tek kimlik değiştirme operasyonu olmaması. Hatta belki de en masumu bile sayılabilir. Maalesef yerleşim merkezlerinin isimlerinin değiştirilmesi politikası, Cumhuriyet'in ilk yıllarında başladı. Cumhuriyet memurları çalakalem işe giriştiler, köylere mezralara komik komik yeni isimler yakıştırdılar. Gizliden gizliye uygulanan  operasyon, Cumhuriyet tarihi boyunca sürdü. Yeni bir yüzyıla gelindiğinde Anadolu'da ne Kürtçe isimli yerleşim merkezleri kaldı, ne de Rumca, Ermenice, Arapça.

Türk Dil Kurumu'nun, arkeolojik merkezlerin isimlerinin değiştirilmesi genelgesi, işte bu operasyonun son adımlarından biriydi. Kamuoyundan tepkiler yükselince şimdilik geri adım atılmak zorunda kalındı.

Ne yazık ki, bu genelgenin durdurulması, asıl ayıbın ortadan kaldırmasına dönük bir tartışmayı gündeme getirmeye yetmedi. Başbakanın uyarısına rağmen yayınlanan bir genelge olarak değerlendirildi. Günlük krizler arasında sayıldı, iki günlük ``kelebek ömürlü'' bir haber olarak geçip gitti.

Geride ne kadar vahim, bir politik operasyonun yattığına dikkat edilmedi. Anadolu'da, tarihten gelen ismini hala koruyan kaç yerleşim merkezi kaldığı sorusu sorulmadı. 

Bu soru sorulsaydı, ortaya çıkacak listeler ansiklopedi ciltlerini doldurur, alınacak yanıt bu ülkede yaşayan herkesi utandırırdı. Sadece utandırsa birşey değil, bu operasyonların Türkiye'nin siyasetinde, sosyolojisinde ne kadar derin izler bıraktığını belki o zaman algılayabilirdik.

Politik süreç, sadece isimlerin değiştirilmesi ve geçmişte bu topraklarda yaşayan Türkler dışındaki kültürlerin izlerinin silinmesiyle sınırlandırılmamıştı. Aslolan, farklılıkların yokedilmesiydi. Cumhuriyet Türkiyesinde bu başarıldı!

Tek tiplilik, sistemin ruhuna işledi. Kentlerin özgün kimliklerinin gelişmesine izin verilmedi. Anadolu kentlerinin çoğunda, meydanlara, caddelere, bulvarlara aynı isimler verildi. ``Cumhuriyet meydanı'', ``Atatürk Bulvarı'' na kimsenin itirazı olamazdı ama yanlış olan bu değişikliklerin o kentlerin özgün kimliklerinin silinmesi pahasına yapılmasıydı. 

Farklılıkları yoketmeye çalışanlar, uzlaşma kültürüne ne kadar ağır bir darbe vurduklarını farkedemediler. Yarım yüzyılı aşkın bir zamandır çok partili dönemde yaşamamız bile çok renkliliğin, uzlaşma kültürünün gelişmesini sağlamaya yeterli olamadı.

Önceleri uzlaşma yerine kavga edildi, ``Olur mu böyle olur mu kardeş kardeşi vurur mu'' türküleri söylendi. Uzlaşma zorunluluğu gelip dayatınca da uzlaşma yerine yozlaşma hakim oldu.

1991'de, DYP ile SHP koalisyon oluştururken, ``İlk kez sağ ve sol uzlaştı'' diye mutluluk naraları atılmıştı tüm ülkede. Ne güzel, iki farklı siyasi renk yanyana gelmişti!

Çok geçmedi, SHP'nin rengi solup görünmez olurken, DYP'nin rengi parladı. SHP, sosyal sorunlardan, Güneydoğu politikasına, faili meçhul cinayetlerden, Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar hemen hiçbir alanda kendi kimliğini ortaya koyamadı. İktidarda kalma adına kimliksizleşmesi, erimesinin nedenlerinden biri oldu SHP'nin.

Son koalisyonda üç farklı renk biraraya geldi. Ancak DSP, MHP ve ANAP, iktidar döneminde kendi kimliklerini ne kadar ortaya koyabildiler? Hele DSP ve ANAP'a göre daha farklı bir misyondan gelen MHP, ne yaptı? Hayır, maalesef o da uzlaşma adına SHP'nin düştüğü ``kimliksizleşme'' tuzağından kendini kurtaramadı. Bahçeli, Öksüz ve Gökalp'in zaman zaman yaptığı çıkışlar, ``kimlik'' kaybının farkında olduklarının göstergesiydi. Ama nafile...

Partilerin kimlik zaaflarının doruk noktaya çıkmasının nedenlerinden biri -sadece biri- 28 Şubat süreciydi. Partilerin kimliklerinin kalitesi, olumlu ya da olumsuz oldukları o zaman da tartışılabilirdi ama 28 Şubat kararları, -içeriği ve sonucu bir yana- partilere yeni bir kimlik dayatması niteliğindeydi.

Partiler itirazsız kabullendiler MGK'nın uygun gördüğü yeni kimliği. Necmettin Erbakan'ın düştüğü durum içler acısıydı. 28 Şubat kararlarını  imzaladığı an herşey bitti, istemese de yeni bir kimlik giymiş oldu. ``Siyasal islam'' duvara çarpmakla kalmadı; Erbakan kendi siyasi yaşamını orada noktaladı...

``Kimliksizleşme'', Erbakan ile sınırlı kalmadı. Yalpalayan öbür liderler Yılmaz, Çiller, Bahçeli, Ecevit, kendi tabanlarını bile şaşırtan nice demeçler verip, seçim bildirgeleriyle çelişen nice işler yapınca ``kimliksizleşme''den paylarını aldılar.

Ne gariptir ki, başka bir ülkede olsa üzerine tezler yazılacak siyasi sapmalar, bizde olagan karşılandı. Parti organlarındaki insanlar ayaklanıp liderlerine, ``Ne oluyoruz?'' diyemedi.

Kim ne diyebilirdi ki? Farklılığa tahammülsüzlük, siyasetin ruhuna işlemiş, ne partilerde farklılıklar kaldı, ne de partiler arasında fark.

Partilerin kimlikleri ise liderlerin iki dudağı arasında sıkışmış görünüyor. Acı tarafı şu ki, o liderler de Gidros'u ``Gidros'' olarak yaşatmayı umarsamıyorlar bile...

14-20 Haziran 2001/Tempo

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr