1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 BİLAL MACİT
 15 Ocak 2012, Pazar
 

14 YAŞINDAYKEN 28 ŞUBAT DARBESİNİN DİREKT HEDEFİYDİM

Bilal Macit, Türkiye’nin en genç ve 30 yaşın altındaki ilk milletvekili. Henüz 27 yaşında. Bu yaşta Meclis’e gelmesini üniversitedeki aktif öğrencilik dönemine ve biraz da ilginç çıkışlarıyla tanınan “Genç Siviller” hareketinin kurucularından olmasına borçlu. Adı Muhammet Bilal ama o sadece Bilal’i kullanmayı yeğliyor.

 İMAM HATİP: 28 ŞUBAT’TA OKULUMDAN AYRILDIM

11 Eylül doğumluyum. Bir darbe tarihinin hemen öncesi. Biz de genciz ama tecrübesiz değiliz. İki darbe gördük. Biri 28 Şubat, diğeri 27 Nisan! Ben 14 yaşındayken bir darbenin direk hedefi oldum. Meslek Lisesi (İmam Hatip) öğrencisi olarak. Bugüne kadarki darbelerde hep aktif siyaset yapan gençler, bürokratlar, bakanlar, parti liderleri darbelerin direk hedefiydi. Tabiî ki darbeler herkesi etkiledi. 28 Şubat’ta ise 14 yaşında, siyaset ile ilgisi olmayan, ileriye dönük hedefleri olan bir genç de direkt mağdur edildi, katsayı ile. Buna darbenin direk hedefi olmak diyorum ben. İmam Hatip’te ortaokul son sınıftaydım. İlkokuldan beri birlikte olduğum bir sıra arkadaşım vardı. Bir gün “Ben bu okuldan ayrılacağım. Bu okulda devam edersek üniversiteyi unutmamız gerek” dedi. Nasıl olur, bizim okumuz iyi bir okul. Birinciler çıkarıyor! “Katsayı diye bir şey var” dedi. Ailelerimiz araştırdı. Hakikaten böyle bir durum var.  Biz de Kartal İmam Hatip’ten ayrıldık. Bir anda arkadaşlarımızdan, yaşadığımız çevreden koptuk. Bir anda zararlı insan tanımı içine sokulmuştuk. O dönem annem Refah Partisindeydi, daha sonra Ak Parti’de görev almıştı. Babam bürokrattı. Ama evde siyaset konuşulurdu. 28 Şubat galiba benim erken bilinçlenmeme neden oldu. Darbeciler en büyük hatayı 28 Şubat’ta yaptılar. Çünkü bugünün bu büyük koalisyonun temelleri orada atıldı.

 ÇOCUKLUK: ÜNİVERSİTEDE DOGMALARDAN KURTULDUM

Ortaokulda düz bir okula geçtim. Üç arkadaş, o okulda yabancılaşma hissediyorduk. Sonra sınava girdim, Beşiktaş Anadolu Lisesini kazandım.  Orada herhangi bir öğrenci gibiydim, kaynaştık. Ben dünyanın bütün yükünü omuzlarımda hissedip, “Bu çocuk başbakan olacak. Bu çocuk zeki ama çalışmıyor” yalanlarıyla büyümedim. Proje çocuk değildim. “Büyük adam olacaksın” söylemleri ile geçmedi çocukluğum. Çocukluğumu yaşamama izin verdiler.  O zaman insan uzay mühendisliği gibi enteresan gelen mesleklere ilgi duyuyor ama ben sosyal bilimlerden hoşlanıyordum. Babam mimar ama “Ben siyaset bilimi okumak istiyorum” dedim; “Peki o zaman” dedi. Sabancı Üniversitesi’nde burslu okudum. Oranın özgürlükçü yapısı beni siyasete daha da yakınlaştırdı herhalde. Üniversitelerin meslek edindirme kursu olmadığını düşünüyorum. Üniversite bence sosyal korkuların ortadan kalktığı yer. Hele özgür bir ortam varsa sahip olduğunuz o dogmalardan kurtuluyorsunuz.

 ÜNİVERSİTE: ÖĞRENCİ BİRLİĞİ BAŞKANIYDIM

 Yaşadığımız şehre karşı da sorumluluğumuz var. Ben de İstanbul aşığıyım. Bir kulüp kurduk üniversitede. İstanbullu olmak, İstanbul tarihi seminerleri düzenledik. Ben her kapının yeni bir kapı açtığına inanıyorum. Carting yapıyordum, motor sporlarına meraklıyım. Derken okulun carting takımına girdim. Takımda dört sene kadar devam ettim. Motor Sporları İstanbul Kulübü kuruculuğu yaptım. Marmara ikinciliği, İstanbul üçüncülüğü takım olarak ödüller aldık. Okul takımında basketbol ve futbol da oynadım. Rahatsız olduğumuz bazı şeyler vardı, “Konuşmanın ötesinde bir şeyler yapmamız lazım” dedik. Öğrenci Birliği seçimlerine girdim. Üç sene kadar Öğrenci Birliği başkanlığı yaptım. Bana göre bir öğrenci kulübünde yer almak da bence siyaset.

 GENÇ SİVİLLER: STADLARDA 19 MAYIS’A KARŞI ÇIKMIŞTIK

Derken üniversite dışında Genç Siviller kuruldu. Hani bir dernek kuruluyor hadi gelin biçiminde değildi. Daha öncesinde buluşma forumları yapılmıştı ODTÜ’de. Oradaki kadro devam ederken herkes bir yerinden eklemlendi. Genç Siviller isminin ilk kullanıldığı bildiri, Kürt meselesine dairdi. 2003’te, 19 Mayıs stadyum kutlamalarını eleştiren bir bildiri yayınladık.  19 Mayıs kutlamalarına karşı çıkan değil, içeriğini daha da zenginleştiren, gençlerin daha fazla özne olduğu, bireyin daha çok öne çıktığı kutlamalar şeklinde olması gerektiğini savunmuştuk. Cumhuriyet gazetesinde bir manşet vardı, “Genç Subaylar rahatsız” diye onun maddelerinden birisi, 19 Mayıs hareketleriydi.  Bir anlamda ona cevabendi. Ama şu ayrımı yapmak gerekir; Genç Siviller’in adayı değilim. Genç Siviller, aday olmam ve seçilmem konusunda bir propaganda, bir arka çalışma yapmadı. Orada farklı partilerden insanlar var.  Bunu onlara sormak daha doğru olur ama ben Genç Siviller’in kendilerini Ak Parti ile özdeşleştirdiklerine inanmıyorum. Darbe tehdidinin olduğu bir yerde iktidarda her kim olursa olsun onun yanında yer almanız lazım. Demokrasi noktasında adım atanla yan yana yürümek, onunla özdeş olduğunuz anlamına gelmez. Arkadaşlarımla görüşüyoruz ama eskisi gibi Genç Siviller’in gidişatında söz sahibi değilim, aktivitelerine katılamıyorum. Parlamentoda sorumluluğum var.

 YURTDIŞI: İKİ YÜKSEK LİSANS YAPTIM

Üniversitedeyken İngiltere ve Fransa’ya dil öğrenmeye gitmiştim. Bir anlamda ezberlerin yıkıldığı yerdir orası. Oraları tanımayı da istiyordum.  Üniversitedeki üçüncü yılın yazında da Boston’a gittim. Merak da ediyordum. Bizim jenerasyonun en büyük özelliği, soğuk savaş paradigmasıyla büyümemiş olmamız. Herkesin bir tehdit olarak algılanmaması, dünyanın iyiler ve kötüler arasında bölünmemiş olması. Amerika’da, medya ve siyaset ilişkileri ile Avrupa politikaları dersleri aldım. Orada iki ay kaldım.  Ben kendimi yetiştirmeye önem verdim her zaman. Kendimi eğer iyi yetiştirebilirsem, ideallerim konusunda daha kolay yol alabilirim diye düşündüm. Ağır abim yoktu ama kararlarımda ailem hep arkamdaydı. Bir yüksek lisans yaptım, ikincisini yapmak istiyorum dediğimde beni desteklediler.  Yüksek lisansımı da İngiltere’de yapmaya karar verdim. Önce Brunel Üniversitesi’nde İşletme mastırı yaptım. Tezimi çabuk teslim ettim ve diğerine hemen başladım. King’s College London’da da kamu politikaları üzerine ikinci yüksek lisansımı yaptım. Üniversiteden farklı konular. Şuna inandım ben, artık dünyada aranan farklı alanlarda da bilgi sahibi olan insanlar. Bugün de doktora yapmayı düşünüyorum. Çünkü okumayı seviyorum.  Daha fazla anlamayı ve kavramayı seviyorum. Belli bir disiplinle okumak, doktora mesela ve doktora derecemi alırsam belki akademisyenlik, onun üstüne doktora yapmayı düşünüyorum. Sanırım ALES sınavı mayıs ayında. O sınava girip sonra böyle bir şey yapmayı düşünüyorum. Modern insanın en temel sıkıntısı, durmak, düşünmek ve analiz etmek.  Kitap okumak bir durma fırsatı oluyor. Dünya klasiklerini okuyorum. Ama siyaset ve yakın tarih, alternatif tarih okumaları yapmayı çok seviyorum. Muhakkak kitap okumadan yatmıyorum.

 İDEOLOJİ: VİCDANIM ÜZERİNDEN HAREKET EDİYORUM

İdeolojilerin açıkları olduğuna inanıyorum. İdeolojilerden ziyade vicdan kelimesini kullanmayı tercih ediyordum. Ben vicdanının üzerinden hareket etmeye çalışan birisi olarak tanımlıyordum kendimi her zaman. Dünyanın öbür tarafındaki bir haksızlık da olabilir. Yanıbaşınızdaki küçük bir şey de olabilir. Doha’da bir programa davet edilmiştim. Dünyanın her ülkesinden Müslüman gençler gelmişti. Dünya liderleri bir mektup yayınlayacaklardı. O dönem Gazze sorunu gündemdeydi. 2009 yılı. Bildiriye iki satır da olsa Gazze ile ilgili bir şeyler ekleyelim demiştim. Katılımcıların tamamına yakınının imzasını almıştım. Bunu da organizasyonu yapanlara ilettim.  Ama onlar koymayı kabul etmedi, beni de bir daha çağırmadılar. Toplantının başlığında “geleceğin Müslüman liderleri” sözü vardı ama lider çok iddialı bir kelime. Hele bugün Başbakanımız o çıtayı çok yukarı çekti. 23-24 yaşındayken lider diye gezmek bana biraz şey geliyor. Ben daha paylaşımcı olmayı seviyorum. Üniversitemizde mesela Öğrenci Konseyi demezlerdi, konsey deyince benim aklıma Kurtlar Vadisi geliyor. Birlik daha kapsayıcı, daha geniş bir dil.

 İŞ YAŞAMI: 532’Lİ HATTIN YOKSA ADAY OLAMAZSIN DEDİLER

Üniversitedeyken, finans ve özel sektörü merak ettim. Derslerimi bir güne sıkıştırıp, haftada dört gün Coca Cola’da part time olarak çalıştım. Yüksek lisansımı tamamladıktan sonra askere gittim. Sonra da THY’nin pazarlama bölümünde birkaç ay çalıştım. Satış pazarlamada Rusya hatlarına bakıyordum. Sonrasında da zaten adaylık sürecine girdim. Sesimizi, talepleri iktidara duyurma sürecinde partiden birkaç kişiyle dostluğumuz olmuştu.  Fikir alışverişinde bulunuyorduk gençlik üzerine vesaire. Adaylık sürecinde parti genel başkan yardımcılarından Ekrem Erdem Bey ile daha sonra da başbakanımızla görüştük. Tayyip Bey ile önceden tanışmamıştım. Aday adaylığı başvurumu yaptım. “532’li hattın yoksa seni vekil yapmazlar” diyenler oldu. Siyasette önemliymiş. O da bir klişe. 532’li hattın bir karizması varmış. Gerçi şimdi Meclis’in verdiği hatlar da 532’li değil ya! Açıklandığı zaman kendimi listelerde gördüm. Egemen Bey (Bağış)  ile aynı seçim bölgesindeydik. Kampanya sırasında bir esnafın dükkanına girdiğimizde yanımızdaki mahalle temsilcisinin elini sıktılar. Ya da bir kahvede konuşma yaparken “Çok güzel konuştun ama vekil ne zaman gelecek” diye soranlar oldu. Gençlik hep biyolojik bir evre olarak tanımlanmış. Fiziksel olarak esneklik, kasların yeni olması gibi. Bence önemli olan zihinsel olarak da esnek olabilmek, yenilikleri takip edebilmek, yeniliklere karşı komplekssiz olabilmek. Genç olmak biraz risk alabilmek demek. Konformizmin serin sularından kurtulmak lazım.

 MİLLETVEKİLLİĞİ: BİR SEÇİMDE BEŞ KERE SEÇİLDİM

Olan seçim sonrası o günlerde telefona oldu. Önce tebrik için aradılar. Sonra teselli için aradılar, ben onları teselli etmeye çalıştım. Sanıyorum gümrükten gelen oyları hesap etmedi MHP. Hatta MHP’nin adayı gezdi “Ben seçildim Ankara’ya da beklerim” diye. Ben o dönem televizyonlara çıkmadım. Ama kimi gazeteler beni “Bir günlük vekil” olarak yazdılar. Ben de onlara gülerek geçirdim o haftayı. Biz sonuçtan emindik. YSK resmi açıklamasını beklemeden seçilme şansı kalmadı diye yazdılar.  Seçilemeseydim tabii ki, “Önemli olan yarışmaktı” deyip kendi kandırmayacaktım. Muhakkak hayal kırıklığım olurdu, üzülürdüm. Ama hayat devam ediyor, işyerime, sivil toplum kuruluşlarına, siyasete yine farklı yerlerde devam ederdim diye düşünüyorum. Sonuçta en genç ve en geç milletvekili oldum. Bir seçimde dört beş defa seçildim! Parti tüzüğünü delmiş oldum! Seçimden sonra vekilliğim gitti geldi kaç defa. Demirel’in rekorunu kırdım! 34 oy farkla seçildim. Herkes “O oylar bizden” diyor. Seçilemeyen MHP’li adayı aramak isterdim ama yanlış anlar diye çekindiğim için aramadım. Herhalde çok üzülmüştür.

 EN GENÇ: GENÇLER İÇİN ÖZEL PROJEM YOK

Yanılmıyorsam Türkiye tarihinde benden genç milletvekili yok. Oktay Ekşi, “Ben de Meclise girdiğimde senin yaşlarındaydım” diyor ama o seçilmemişti; 27 Mayıs darbesi sonrasında gelmişti. 30 yaşın altında seçilen ilk milletvekili benim. En genç de benim. İlk benimle gidecek ama en daha anlamlı bence. Seçildikten sonra Ortadoğu’dan, Balkanlar’dan, Kafkaslar’dan çok e-mail aldım. O bile sorumluluğunuzun yalnızca buraya ait olmadığını gösteriyor. Bizden çok şey beklediğini ifade eden, bir genç olarak 27 yaşında bir milletvekilinin orada hayal dahi edilemeyecek bir şey olduğunu söylüyor; bu tecrübelerin onlarla paylaşılmasını talep ediyor, ülkelerine davet ediyorlar. Büyük bir sorumluluk genç yaşta milletvekili olmak. Bundan sonraki hayalim daha fazla insanın hayatındaki mutluluklarda pay sahibi olabilmek.  Bana “Gençler için projeniz var mı” diyorlar. Ben de diyorum ki, “50 yaşındaki birine 50 yaşındakiler için projeniz var mı” diye soruyor musunuz? Ama kadınlara da soruyorlarmış. Defacto olarak gençlerin vekili olabiliriz ama diğer parlamenterler ne yapıyorsa biz de onu yapmakla yükümlüyüz. Bir gencin sorumluluk alabileceğini ve bunu yerine getirebileceğini göstermemiz gerekiyor.

 CEKET KRAVAT:  TAKIM ELBİSE DERİ GİBİ YAPIŞIYOR

Cumhurbaşkanlığı resepsiyonuna Genç Siviller’den başka bir arkadaş, spor ayakkabıyla gelmişti. Ben orada yoktum. Yapılan eylemi tekrarlamak kopya çekmek gibi olur ve yaratıcı olmazdı. Meclis’e kayıt yaptırmaya ceket giymeden geldim. Akşam haber oldu; “Acemi milletvekili ceket giymeyi unuttu” diye. O benim bilinçli bir tercihimdi.  Bana sormadan haber yaptılar. O kadar alışılmış bir kalıp var ki, milletvekili 50 yaşın üstünde olur, erkek olur, saçlarının biraz ağarması gerekir. O profilin dışına çıktığınızda örneğin ceket giymemek tecrübesizliğinizden olmak zorunda! Zaten bir esnafın dükkanına girdiğimizde 50 yaş grubundan kim varsa onun eli sıkılıyor. Hatta öyle bir fotoğraf var elim havada kalmış yanımdakinin eli sıkılmış! Hala Mecliste bana “Beyefendi nereye gidiyorsunuz? Bu kapıdan ancak milletvekilleri girebilir” diyorlar. Rozette takmıyorum. Kravat takıyorum ama kırmızı değil. Kırmızı gücün göstergesidir biliyorsunuz. Takım elbiseyi Mecliste o kadar uzun süre giyiyoruz ki bazen derimmiş gibi hissediyorum. Yapışmış gibi. Bütçe görüşmelerine sabah 11 gibi başladık, ertesi sabah 6’ya kadar aynı kıyafetleydik. Bizim en yaratıcı olmamız gereken yer parlamento ama bu kıyafet insanın yaratıcılığını öldürebiliyor. Yalnızca kılık kıyafet üzerinden gelecek bir saygınlığın doğru olmadığını düşünüyorum. Söylemlerim farklılaştırmaya, çok fazla insanla temas etmeye çalışıyorum. Ankara’ya yerleşmeye değil Meclis kapanır kapanmaz seçim bölgeme gidip toplum taleplerini dinlemek için seçildim ve görevlendirildim. Henüz bir misafirhanede kalıyorum Ankara’da. Yakın zamanda bir eve geçmek istiyorum. Evli olmamak bana daha fazla çalışabilmek konusunda bana esneklik kazandırıyor. Evlenmeyi düşünüyorum ama yakında yok.

 BAŞKANLIK DİVANI: KÜRSÜDEYKEN TWEET ATTIM

Sağolsunlar ilk hafta en genç olduğum için Başkanlık Divanı’nında görev yağmıştım, oraya yakıştırmışlar. Şimdi divanda katip üyeyim. İlk gün divandayken tweet atmıştım. Romanya ile imzalanan denizcilik anlaşmasının yürürlük maddesinde söz alıp Adana’daki pamuktan bahsedildiğini yazdım. Bu çok garibime gitmişti. Birkaç kişi nasıl olur demişti. Kimilerinin de hoşuna gitti. Yine yapabilirim. Blog yazmıyorum ama anılarımı biriktiriyorum. Hayatta önemli olan enler. Birilerinin en olmasına katkısı olabilir diye tecrübelerimi yazarak paylaşmayı düşünüyorum. Tabii teknoloji ile aram iyi. Bizi diğer kuşaklardan ayıran şeylerden biri de bu. Benim yaşımın üstü benimle telefon ve telgraf ile haberleşiyor ama gençler, e-mail, twitter kullanıyor. Mektup da alıyorum, genelde yaşlı insanlar mektup yazıyor. Daha çok e-mail alıyorum. En geç bir haftada cevaplandırmaya çalışıyorum. Twitter’da 13 bin takipçim var.

 TEKNOLOJİ: ÇOK ŞÜKÜR MECLİSTE HERKESİN İPAD’İ VAR

Meclisi, Hulusi Kentmen’in evi gibi gördüğümü söylemiştim daha önce. Mermer sütunlar ve tarih içinde yürüyorsunuz hakikaten. Bir yandan da süper teknolojik bir genel kurula giriyorsunuz. Bence daha da teknoloji olmalı. Kuru kuru konuşmak yerine sunum yapsak nasıl olur acaba? Çok şükür herkeste ipad var. Ama elektrik soketi bile yok o masalarda. Gidiyorsunuz duvar diplerinde şarj ediyorsunuz. Meclisin bir sosyal medya hesabı olsa. Gündemdekiler, yapılanlar orada anlatılsa insanlar buraya daha da yaklaşabilir böylece. Buraya çok fazla çocuk geliyor okullardan. Meclis sitesinde çocuklar ve gençler için parlamento nedir, demokrasi nedir diye bir bölüm olsa, buraya gelmeden önce onu görebilseler. Bunu MİT’in çocuklar için bölüm açmasından önce son divan toplantısında söylemiştim. Bizim siyasi müzemiz yok hiç Türkiye’de, parlamentonun tarihini anlatan bir müze kurulabilir.

 EMEKLİLİK: EN ŞANSLI VEKİL DEDİLER AMA YANLIŞ

Medya milletvekili emeklileriyle ilgili düzenlemeyi çok farklı ve yanlış yansıttı. Benim için ‘En şanslı milletvekili’ diye yazan oldu. İki yıl sonra emekli olacağımı düşünüp, 80 yıl da ömür biçip kazanacağım parayı hesap edenler olmuş. Gerçek durum şu; iki yıl sonra emekli olamıyorum. Benim emekli olmama 60 yaşında desek 30-33 sene var. Kıyak emeklilik değil bu. İki yıl vekillik yaptıktan sonra milletvekili emeklisi olabilme hakkı veriyor. Sizi hemen emekli yapmıyor.  Daha o parayı almasına 20 sene olan insanların “Ben bu parayı almayıp bağışlayacağım” demesi doğru değil, çok popülist. Örneğin ben daha önce memurluk yapmadığım için milletvekili emeklisi olamıyordum ama memur olmuş birisi milletvekili emeklisi olabiliyordu. Bürokrasinin bu üstünlüğü neden? Bu düzeltildi. Seçilmişlerin maaşının başbakanlık müsteşarından alınıp seçilmiş bir kişi olan cumhurbaşkanına endekslenmesi de gayet makul bir şey.  Maaş oranı konusunda bir rahatsızlık oldu. O da düzeltildi.

FARUK BİLDİRİCİ/ HÜRRİYET PAZAR/ 15 OCAK 2012


 
MUAMMER GÜLER
HÜSEYİN AYGÜN
METİN KAÇAN
HAKAN FİDAN
AYKUT KOCAMAN
ÖZAL AİLESİ
AHMET ALTAN
ÖMER DİNÇER
MEHMET NİHAT ÖMEROĞLU
SALİH MEMECAN
FAZIL SAY
ŞEMDİN SAKIK
ALAADDİN YÜKSEL
RECEP GÜVEN
ABDULLAH AVCI
SAMET GÜZEL
OSMAN CAN
SIRRI SAKIK
MEHMET TERZİ
HAKAN EVRENSEL
ERŞEN SANSAL
ŞENGÜL HABLEMİTOĞLU
ABDURRAHMAN ÇELİK
AZİZE SİBEL GÖNÜL
GÜLTEKİN UYSAL
ALPER TAŞ
AYLİN NAZLIAKA
RAHMİ SALTUK
FATİH ERBAKAN
ZEYNEP ALTIOK AKATLI
MÜYESSER YILDIZ
CEVDET ERDÖL
VELİ AĞBABA
MURAT BAŞESGİOĞLU
AYGÜN ATTAR
ÖMER TAŞLI
ERGİN CİNMEN
NEVİN ERGUN
YAŞAR SEYMAN
ÖMER ÖZKAN
MUSTAFA BALBAY
KORAL ELÇİ
TOLGA İSLAM
AYHAN SEFER ÜSTÜN
SACİT KAYASU
TOLGA ÇANDAR
HAKAN KUTLU
BİLAL MACİT
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL
BURHAN SÖNMEZ
ZİYA HALİS
ŞENOL BAL
ERİŞ BİLALOĞLU
MUHARREM İNCE
TURAN EROL
ERTUĞRUL SAĞLAM
YAKUP BİLGE
LEVENT KAZAK
METİN FEYZİOĞLU
ASIM GÜZELBEY
AYLA AKAT ATA
YÜCEL KANPOLAT
BİRGÜL AYMAN GÜLER
KEMAL ÖZTÜRK
HASAN GERÇEKER
ARTUN ÜNSAL
RENGİM GÖKMEN
SEMİH GÜMÜŞ
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU
SEVGİ ÖZEL
ORHAN GAZİ ERTEKİN
SALİH BEZCİ
TUĞRUL TÜRKEŞ
MÜFİT ÖZDEŞ
ZAFER ÜSKÜL
OĞUZHAN MÜFTÜOĞLU
AZİZ KOCAOĞLU
HÜSEYİN ANGOLEMLİ
TAYFUN ACARER
ZELİHA BERKSOY
İREM ÇİÇEK
MUZAFFER İLHAN ERDOST
ALİ FAHİR KAYACAN
ÜMİT ŞAHİN
KÜÇÜK İSKENDER
YILMAZ BÜYÜKERŞEN
IŞIL KARAKAŞ
ALİ NESİN
ZEKİ DEMİRKUBUZ
TARIK ZİYA EKİNCİ
EGEMEN BAĞIŞ
LEMİ BİLGİN
MEHMET EROĞLU
CEMAL TALUĞ
MEHMET GÖRMEZ
İONNA KUÇURADİ
YALÇIN GÖKÇEBAĞ
ALİ EROL
ÜMİT KOCASAKAL
NURCAN TAYLAN
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr