1980 Haziranıydı gazeteciliğe başladığımda. 30 yılı aşkın bir süredir bu meslekteyim.  Haberlerin peşinden koştum; söyleşiler yaptım; kitaplar yazdım; haber müdürlüğünde bulundum; bunca yıldır hep gazetecilik faaliyetleri içinde oldum. 1 Nisan 2010'dan bu yana Hürriyet gazetesinin Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak görev yapıyorum.

Faruk Bildirici


 AH O KOCA MEMELİ KADIN!
 31 Mayıs 2001, Perşembe
 

KIRLANGIÇ YUVASI/26

AH O KOCA MEMELİ KADIN!

Libyalı bakan, ``Bu akşam beni bir pavyona götürün artık'' dedikten sonra ardına bakmadı. Yürüdü, odasına çıkmak üzere asansöre bindi. İsteğinin yerine getirileceğinden emindi ne de olsa.

Orada bıraktığı iki işadamının yüzü kıpkırmızıydı. Büyük bir inşaat firmasında üst düzey yöneticiydiler. Yıllar var ki, bir pavyonun kapısından geçmemişlerdi.

``Götürecek miyiz bu adamı pavyona?'' diye sordu Erol. ``Adamı kızdırıp ihaleyi başkalarına mı kaptıralım'' yanıtını verdi Ömer. ``Götüreceğiz tabii. Günlerdir Ankara, İstanbul demeden inşaatlarımızı dolaştırdık. Biraz da eğlenmek istemesi normal.''

Pavyona gitme fikrinin her ikisine de cazip gelmediği ortadaydı. Yaşadıkları kent olan Ankara'da pavyonların yolunu bilmeyen bu ikili, Libyalı bakan ve iki yardımcısını, Adana pavyonlarına nasıl götürecekti?

Keşke çözmeleri gereken problem, 30 katlı bir binanın statik hesapları olsaydı! Rakamlar, `pavyon' sözcüğünden daha sıcak, daha sevimliydi onlar için...

İlk harekete geçen Ömer oldu. Etrafına bakındı; resepsiyondaki genci gözüne kestirdi. Ona sorabilirdi bir pavyon adresini. Resepsiyonun önünün boş olmasını fırsat bilip, hızla yaklaştı. Yüzüne abartılı bir gülücük yapıştırmıştı. Alçak sesle sordu:

- Bu akşam misafirlerimizi bir pavyona götürmek istiyoruz. Nereye gidebiliriz?

- İyi bir yer biliyorum abi. Sizi köhne bir yere göndereceğim.

O telefona sarılırken, Ömer düşünüyordu. ``Köhne de ne demek? Bizi nasıl bir yere gönderiyor acaba?'' Üşüşen soruları hızla kovaladı kafasından. Ok yaydan çıkmıştı bir kere gidip görmekten başka yapacak birşey yoktu...

Geceyarısına doğru gittiler pavyona. Bir apartmanın bodrum katındaydı `köhne pavyon'. Loş ışığa alışmaları zaman aldı. Masalar, dikdörtgen biçimindeki uzun sahnenin etrafına dizilmişti, çoğu boştu.

Sahnede bir dansöz göbek atıyordu. Vücut salınımlarının müzikle ilgisi olduğu söylenemezdi. Danstan çok ritmik bir yürüyüşü andırıyordu hareketleri. Sahnenin bir o ucuna, bir bu ucuna gidip geliyordu. Bu arada da parmaklarına taktığı zilleri sadece kendisinin bildiği bir melodiye eşlik etmek istercesine şıkırdatıyor, arada bir göbeğini titretiyor, kalçalarını sallıyordu.

Öne doğru hafif eğilerek memelerini salladığı anlarda, sahnenin etrafında, parlayan gözlerden bir hale oluşuyordu neredeyse. Masalardaki erkeklerin gözleri, dansözün memeleriyle kalçaları arasında gidip geliyordu.

Dansözün vücudunu gözleriyle okşayan her bıyıklı erkeğin yanında bir kadın oturuyordu. Bir elleriyle yanlarında oturan kadınları mıncıklıyorlar, boşta kalan elleriyle de rakı kadehini yudumluyorlardı.

Ömer ve Erol, çevreyi gözetlemekten Libyalı konuklarıyla ilgilenememişler, her erkeğin yanında bir sandalyenin boş tutulduğunu bile farketmemişlerdi.

İçki siparislerini vermeye kalmadan boş sandalyeler doldu. Beş konsomatris kadın 40 yıllık dost havalarında gelip oturdular. Libyalı konuklar da aynı samimi havadaydı. Ellerini kullanmaya başlamaları için birkaç dakika yetti de arttı bile.

Libyalı bakan, aralarındaki kadının üzerinden eğildi, Ömer'e sordu, ``How do you say `Your lips are very beautiful' in Türkish?'' Ömer, sahnedeki müziğin sesini bastırmak için bağırmak zorunda kaldı; ``Dudakların çok güzel.''

Çok geçmedi, bu kez bakanın dudaklarını beğendiği koca memeli kadın döndü. ``İngilizce seni seviyorum nasıl söylenir?'' İçinden bu gecenin bir an önce bitmesi için dualar eden Ömer, çıldırmanın eşiğindeydi. İçinden yükselen öfkeyi güçlükle bastırarak bağırdı. ``I love you.'' Kadın kıkırdadı. ``Ay biliyordum ben bunu.'' Libyalıya döndü, ``I love you.''

Erol da aynı durumdaydı. Aralarında oturan kadına aldırmadan ikili sohbete başladılar. Ömer, ``Kaderde ihale almak için pavyonlarda dolaşmak da varmış'' dedi. Erol, ``Biz de öğreneceğiz bu işleri'' deyip, Bağdat'ta gördüklerini anlattı:

``El Reşit oteline gitmiştim. Odaya çıktım, valizimi koydum. Perdeyi açıp etrafa baktım. Bir de ne göreyim? Otelin havuzunun kenarında üstsüz dört güzel güneşleniyor. İnanamadım.

Bağdat caddelerinde çarşafsız, türbansız dolaşan kadınlar vardı ama dekolteye rastlamak mümkün değildi. `Herhalde çölde serap görüyorum' dedim. Lobide arkadaşlarla buluşunca onlara da sordum. `Benim gördüğümü siz de gördünüz mü?' Arkadaşlardan biri durumu açıkladı. `Onlar eskort kızlar. Ukraynalı işadamları gelirken onları da beraber getiriyorlar. İş almaları kolay oluyor.''

Ömer, gergin bir şekilde başını salladı. ``Bizim onlardan kalır yanımız var mı? Bak biz de Libyalıları kadınlarla eğlendiriyoruz üzerimize vazifeymiş gibi.''

Gözleri garsonun getirdiği şişelere takıldı. Onlara sormadan her 10-15 dakikada bir getirip getirip bırakıyorlardı bu şişeleri. Kaymış etiketlerinden ne oldukları da anlaşılmıyordu.

Masada sürekli bir hareket vardı. Libyalı bakanın artık çeviriye ihtiyacı kalmamıştı. Elleriyle anlatıyordu meramını. Haşır neşir olduğu kadının da şikayeti yoktu bu durumdan. O da masadaki öbür kadınlar gibi sürekli içki ısmarlıyordu. Garsonlar, içkilerle birlikte, renkli sıvılar konmuş bardaklarla süslü, alevler saçan kat kat meyve tabakları da taşıyorlardı masaya.

Ömer, masada olup bitenlerle ilgilenmeyi bırakıp, Erol'a döndü yine. ``Bir Moskova yolculuğu sırasında uçakta başıma gelenleri anlatayım ben de.'' Bu olayı her hatırladığında gülümsüyordu; o yolculukta yaşadıklarına dönmek şimdi de rahatlamasını sağlayabilirdi. Anlattı.

``Yanımda genç birisi oturuyordu. Adı İbrahimmiş. Ankara Siteler'de mobilyacıymış, Rusya'dan kereste almak için gidiyormuş. Girişimci bir delikanlı yani.

Daha o zamanlar Moskova'ya direk uçak seferleri başlamamıştı. Finlandiya üzerinden gidiyorduk. Neyse, bir süre sonra uçak türbülansa girdi, sallanmaya başladı. Uçak sallandıkça İbrahim'in beti benzi attı. O biraz önceki kendine güvenen delikanlı yok olmuştu.

- Abi ben evime daha yeni bir kat çıkmıştım...

- Eee ne olacak İbrahim?

- Ama abi, daha dışını sıvamamıştım.

Uçağın sarsıntıları arttıkca İbrahim, koltuğunda büzülüyordu.

- Abi yahu! Dükkanda satılmayan bir yatak odası takımını eve getirmiştim.

- İyi etmişsin İbrahim.

- Ama abi, ben ölürsem karım evlenir. O adam benim güzel karımı o yepyeni yatakta...''

Erol, bir kahkaha attı. ``Amma saçmalamış yahu.'' Ömer de güldü. ``Neyse,  tam o sırada uçağın sarsıntıları sona erdi ve İbrahim daha fazla saçmalamaktan kurtuldu. Ama utanmış olacak ki, bir daha konuşmadı benimle.''

Gülüşmelerini, karşı masadan gelen küfürler bozdu. Kavga çıkmıştı. Yumruklar, şişeler havada uçuşuyordu. Ömer ve Erol, masanın altına girmeyi düşündüler bir an. O sırada Libyalı bakanı gördüler. Başını kadının, Fellini'nin `Amarcord' filminde oynayan kadınınki kadar kocaman memelerinin arasına gömmüştü. Saklanacak daha güvenli bir yer bulması imkansızdı!

Neyse ki, polisler düdüklerini çala çala gelip, kavgacıları toparlayıp götürdüler. Ömer ve Erol da artık gitme vaktinin geldiğine kanaat getirip hesabı istediler.

Ani bir işaret gelmiş olacak ki, kadınlar aynı anda kalktılar. Bakan, koca memeli kadına acıklı bir ifadeyle baktı. Gecenin devamını da onunla geçirmek istediği belliydi. Ömer, anlamazlıktan geldi.

Az sonra gelen hesap ikisinin de dudaklarını uçuklattı. İkisi de cüzdanlarını çıkardı, ceplerini boşalttı. Hesabı denkleştirene kadar soğuk terler döktüler.

``Ohhh'' dedikleri anda şef garsonun sesini duydular. ``Abi bizim çocuklar bahşiş bekliyor.'' Çocuklar da çocuktu hani. Yüzleri kesik izleriyle dolu, sarkık bıyıklı çam yarması tiplerdi. Gece boyunca masanın arkasında dikilmekten başka bir iş yapmamışlardı.

Laf anlar mıydı bunlar? Paralarının kalmadığını söyleseler kaç yazardı? Ömer ve Erol, hızla bunları düşünürken bereket bir masada daha kavga çıktı da kurtuldular. O kargaşada, konuklarını da alıp ayrıldılar pavyondan.

Onlar çok sıkılmıştı ama Libyalı bakan memnun kalmıştı geceden. Memnuniyetini de konut ihaleleri sırasında fazlasıyla kanıtladı...

31 Mayıs-6 Haziran 2001/Tempo

 


 
FRENLERİMİZİ BOŞALTIP DÜŞLERİMİZİ ORTALIĞA SALSAK
GONCASI RAFYALI GÜLLER
BÜTÜN HÜCRELERİNDE YAŞIYORDU ACIYI
HERKESİN NOSTALJİSİ KENDİNE GÜZEL
ÇIPLAK BEDENLERİ ŞİİRLE SARMAK
ORADA BİR PARK VARDI
BAK HELE NELER GELDİ ZELİŞ'İN BAŞINA
DOĞURGANLIĞA MI TAPALIM, AFRODİT'E Mİ?
ALÇAKÇA İŞLENMEYEN CİNAYET VAR MIDIR HAYATTA?
EŞİMİ ÖPERİM ÖPMEM SANA NE BE KADIN!
GÜVENLİ LİMANLARA SIĞINMAYI YEĞLEYENLER
SIRADAN ÖYKÜLER DE AĞLATIR
BIRAK YANINDAKİ ADAM LAF ETSİN
BAKKAL DEFTERLERİ NE GÜZELDİ
TEK DOLARLIK KALPAZAN OPERASYONU
SORGU LABORATUVARINDAKİ DANSÖZ
NE VOLKANLAR TAŞIRIM İÇİMDE BİLİR MİSİN?
ÇOK ŞÜKÜR BENİM OĞLUM KATİL DEĞİL
DERİNDİ BALIKÇININ GÖZLERİ
ŞAİRİN KOKU ALAMADIĞI VAZİYETTEYİZ
YAHU BİR GÜZEL ÜTÜLÜYOR Kİ DONLARIMI SORMA
KADERİMİN PATRONU, RUHUMUN KAPTANIYIM
TENCERE ELİNDE KELEPÇELEDİLER GENÇ KIZI
DAHA NE KÖTÜLÜKLER GÖRECEK SABRİYE NİNE?
İLKELER NAZİKTİR HER DAİM SULANMAK İSTER
AH O KOCA MEMELİ KADIN!
DNA TESTİ YAPIN HAKİM BEY!
İKİ DUDAK ARASINA SIKIŞMIŞ KİMLİKLER
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞAYDI KUŞLAR
SANA KİRPİKLERİMİ BİRİKTİRDİM ALIR MISIN?
CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNDA 16 YILDIZIN İŞİ NE?
AMAN POPOSUNU PARMAKLAMAYIN!
AL YÜZÜĞÜM SENDE KALSIN
UÇAN LİDERLER KAÇAN KONGRELER
YES DE EMİNE HANIM
MÜDÜR BEYE NEDEN GÜNAYDIN DEMEDİN?
AŞKIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLADI HASTALIK
AYI KONSERVE YERSE
DÖNECEKSEN DÖN ARTIK VE GÖR OLACAKLARI
SEVİŞMEK ERKEĞE ÖDÜLSE KADINA CEZA MI?
EN BÜYÜK BAYRAM BİZİM BAYRAM
MEĞER SİLAHLAR NE KADAR GEREKSİZ ZERZEVATMIŞ
MEDET EY TSE, GETİR ŞU İŞE BİR STANDART
SAFLARI SIKLAŞTIRALIM YENİ KAHRAMANLAR GELİYOR ESKİ YOLDAN
ÇARŞAFA BÜRÜNMÜŞ PARİSLİ KADININ KIVRAK YÜRÜYÜŞÜ
GÜNEŞİN ÜZERİNDE OYNAŞMADIĞI BİNADA OTURAN SİYASETÇİ
TÜRK ASKERİNİN KORE YOLCULUĞUNUN ÖYKÜSÜ
KÖKLERİNİ BU TOPRAKLARA SALANLAR DA KAÇIYORSA
YİNE KANI KANLA YIKAMASANIZ
ECEVİT, CALLAGHAN'IN 27 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİNİ DE HATIRLASA
ASKERLER SORGULANAMAZ DARBECİLER ASLA
DOKUNULAMAYAN KAPILARA SIKIŞMIŞ İNSANLIKLAR
CAMDAN ÖRÜLMÜŞ SINIRLAR KAFAYI VURUNCA ANLAŞILIR ANCAK
DİLERİM AİLE ALBÜMÜM SAHAFLARA DÜŞMEZ
OLAĞANLAŞAN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE KARŞI AĞLAMA SEANSLARI
BİR ERKEĞİN HEDİYELERLE EVRİMİ
İSLAMİYETİN CAMİLERE ÇEKİLME VAKTİ GELDİ ÇATTI
NE AŞKLAR BİLİRİM GÖRKEMLİ İTİRAFLARA KURBAN GİTMİŞ
SANTİMETREKARECİ MEMDUH'UN UYANIK İŞLERİ
ÇIPLAKLIK SEVENLER GERÇEKLERİ DE GİYDİRMESELER YA
HİSSEDİLEN SICAKLIK VARSA HİSSEDİLEN ENFLASYON NİYE OLMASIN?
HANİ ALEVİLER LAİKLİKTEN YANAYDI?
BİR KURU GÜL KALMIŞTI ELİNDE
ŞİVE DİYENLER YARGILANSIN
ESSAH MI YANİ?
HERKES ŞEHİT HERKES KAHRAMAN
ÇETECİLER BAYRAĞI AŞAĞILADILAR
FOTOĞRAF TERÖRDEN GÜÇLÜ OLMASA...
ÖNGÖRÜLERİN BEREKETLİ TARLASI KURUDU
PKK İLE SAVAŞ KAZANILDI MI Kİ?
BAHAR YAĞMURLARINDA YIKANMADAN...
CEP TELEFONU HIRSIZI ÇOCUKLAR KOĞUŞUNDA
TANRI AŞKINA! BU SİZİN DE ÜLKENİZ!
ERDOĞAN'A ÇOK KONUŞMA CEZASI VERİLMELİ
KANADALILAŞAN TÜRKÜN VİCDAN AZABINA ÖVGÜ
KENDİNİ ÇOĞALTARAK YAŞAMAK YA DA CENAZELER
OSMANLI SEVDASINDA DANSÖZÜN YERİ
EKRANDA SEVİŞEN TÜRK KIZINI TÜRKLER DESTEKLERSE!
KÖTÜLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YOKETME
TANRI BU ÜLKEYİ TESADÜFLERDEN KORUMASIN
KENDİ KENTİNDE KAYBOLMAK
SANIRSINIZ TARİH BİR OYUNCAK
İNSANA YATIRIM YAPMANIN ALBENİSİ
ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR GAZETELER DE
DEREYATAĞINA EV YAPARSANIZ YIKILIR
HEYECAN DA RUTİNLEŞİR
SEN HASTALIKLI KORUK GİBİSİN
DENİZDEKİ HAYALİ KIRMIZI ÇİZGİ
KAVUN KARPUZ MİSALİ SİYASET
ÖZKÖK: ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KİŞİLİK
NECDET TEKİN: PIRASA PROFESÖRÜ OLUR MU?
HÜSAMETTİN ÖZKAN: İKİLİ TEMASLAR UZMANI
AHMET VEFİK ALP: UÇUK PROJELER BAŞDANIŞMANI
DIŞ GÖREVDEN DÖNEN VEKİL
KOYUNLAR OTORİTEYE ÇAKTIRMADAN KARŞI ÇIKAR
TAHTERAVALLİDEN İNMENİN ZAMANI GELDİ
NABZA GÖRE ŞARKILAR
AKIP GİTMEKTEDİR SESSİZ HAYATLAR
GURKALAR EMRİNİZDE SAM AMCA
TARİHTEN İBRET ALMASI GEREKENLER
1 - 2
> >>>


© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   fbildirici@hurriyet.com.tr